Halk teröre yönelir mi?

Haberin Devamı

Türkiye’de iç siyaset, dış siyaset, ekonomi, hiçbir konuda gerçekleri duymak, gerçekleri konuşmak mümkün değil... Hele seçim yaklaşırken gerçekler iyice gizlenmeye, millete pembe tablolar sunulmaya, “sorunları bırak, trenlere bak” hileleri çekilmeye başlandı.

Medya yolsuzlukları yazıyorsa Başbakan (iktidarın Türkiye tarihinde ilk kez medyanın büyük kesimini elinde tutar hale geldiğini ve medyaların muhalefet partilerine göre değil iktidara göre, ’iktidarı eleştirme ya da eleştirememe’ açısından değerlendirileceğini, bütün dünyada buna göre “ilkesiz, yandaş basın” denip denmeyeceğini unutturmaya çalışarak) meydanlarda:

“CHP yanlısı yandaş medya var, bunların gazetelerini almayın. İsraf olur, hem onların yalan haberi ile zihinleriniz neden boğulsun” diyor. Son olarak Yalova’da da tekrarlamış.

Demek ki Deniz Feneri ve diğer iktidar bağlantıları, yolsuzluklar yazılmayacak. Almanya’dan yazan bazı okurlar “Burada Türkiye Cumhuriyeti laik, yani dinsiz, iktidar partisi ise Müslüman’dır. Bu durumda dinsiz ile dindarın bir savaşı söz konusudur. Yani yapılan yolsuzluk değil, ganimettir, günah yoktur. İnananlara ganimet dağıtılmaktadır” şeklinde konuşmalara şahit olduklarını anlatıyorlar.

Yalanın böyle kuyruklusuna bile inanıp “para yatırdığı için yaptığı şikayeti” geri alanlar oluyormuş. İşte insanlara laikliği tam olarak anlatmak; bu din istismarlarını ve “laik rejimin dinsizlik anlamına geldiği” yalanlarına inanmalarını önlemek açısından çok önemli. Onun için sık sık dönüp bu açıklamaları yeniden gündeme getiriyoruz.

Her neyse, yolsuzluklar yazılınca “Bunların gazetelerini almayın” diye bas bas bağırıyorlar. Çünkü bu gazeteler alınmazsa trilyonluk siyasi yolsuzlukları, aile boyu “padişah zenginliğine kavuşma” hikâyelerini millet duymayacak. Yaşadığımız baskılar, haksızlıklar ABD’nin İnsan Hakları Raporu’na ve AB’nin Türkiye Raporu’na girdi, birçok yabancı gazeteye haber oldu, son olarak önemli bir Fransız dergisi, kısa süre önce Türkiye’ye gelen ünlü bir tarihçi-yazarın ağzından “Türkiye’de basını boğazlamak gibi ’3. Napolyon’a özgü yöntemlere’rastlıyoruz” diye yazdı.

Elbette; yargıya, medyaya, orduya, her kuruma ve vatandaşa hakaret etme, baskı yapma özgürlüğü olan bir iktidarın kimseye konuşma hakkı tanımaması dikkati çekmeyecek gibi değil, ne yapsın?

EKONOMİK MİLLİYETÇİLİK VE SİLAH

Şimdi hükümet; ekonomik krizin ciddiyetini yazdığında medyayı, söylüyorsa muhalefeti yine yalancılıkla suçluyor.

Oysa Brüksel’de bulunan bir arkadaşım AB ülkelerinde (krize karşı önlem alınmasına rağmen) halkın hoşnutsuzluk içinde olduğunu, şu anda en çok konuşulan konunun “ekonomik milliyetçilik” olduğunu, bunun “AB’yi çözecek kadar güçlü bir akım” haline geldiğinden söz edildiğini anlatıyor.

AB içindeki her ülke kendi canını kurtarmaya bakıyor ve başka ülkelerle “yardım/dayanışma” ilişkisi istemiyormuş.

Bu arada hükümetler “Ekonomik sıkıntılarla halk teröre yönelir mi” sorusunu ve silahsızlanmayı tartışıyorlar. Belçika’da “herkesin silahlarını devlete teslim etmesi” istenmiş ve bu yönde bir kanunun da hazırlığı yapılmış bile...

Nelerle uğraşıyorlar bunlar yahu? Dünyanın en zengin, en güçlü ülkelerine ekonomik kriz korkusu, bu nedenle terör korkusu yakışır mı?

Ayrıca “milliyetçilik” de neymiş?

Bizim bu laftan tümüyle nefret eden meslektaşlar ve bizim Başbakan onlarda olsaydı “ne ekonomik milliyetçiliğe, ne de şiddete karşı önlem olarak silah toplamaya hiç gerek olmadığını”, bunların “fasa fiso” olduğunu üç beş cümlede anlatıverirlerdi!!

DİĞER YENİ YAZILAR