Neden kendimi uzaydan gelmiş kadar yabancı hissetmeye başladım bilmiyorum. Bir kez daha itiraf ediyorum ki ülkemdeki gelişmelerle "uyum sorunu" yaşamaktayım.
Ya ben buraya ait değilim veya burası hızla başka bir yere dönüşmekte...
Hediye konusunu sürdürmemek, artık çözeceklerine inanarak başka önemli meseleler üzerinde durmak için dün ara verdim ve "kadınların kızlık soyadını kullanma sorunu ile uluslararası sözleşmelerle çelişen ikinci yasa"dan bahsettim. Ama yok abicim bitmiyor ve öyle abuk gelişmeler oluyor ki sus susabilirsen.
Halkın parasıyla finanse edilen bir TV kanalının ünlü "anchorman"i 'hediye alınmışsa ne olmuş sözleriyle başladığı programında halkla sokak röportajları yaparak siyasetçilerin, başbakanların değerli hediye kabul etmesinin ne kadar da doğal' ve olduğunu millete anlatmaya, anlamayanlara kabul ettirmeye çalışıyor.
Bunun üzerine ünlü bir yazar, yine TV'de, haklı olarak "Eğer bunlar çok sayıdaki konuşma arasından cımbızla çekilenler değilse, milletin çoğunluğu böyle düşünüyorsa yazık bizim gayretlerimize" diyor. Sonra da hediyelerin sadece 45 bin dolar değerindeki pırlanta 'gerdanlık ve broş' olmadığını, bu alışkanlığın ülke adına yapılan alışverişlerde özel uçak, özel otobüs istemeye, özel araçlar kabul etmeye, istenen ve alınan limuzinleri eşlere tahsis etmeye kadar vardığını anlatıyor.
Anlatmayıp da ne yapsın? Türkiye'de bi rileri "kendileri dışındaki herkesi budala" zannetme alışkanlığını giderek gelenek haline getiriyor. Herkes sussa, bu birileri haklı olacak ve budalalık da sürüp gidecek. Aslına bakarsanız, hediye konusundaki bu gayretkeşliğe karşı sorulacak tek bir soru var: Eğer gerçekten özel kişi ve kuruluşlardan değerli hediye kabul etmek bu kadar doğal bir siyasi gelenek ise ABD başkanları, tüm üst düzey bürokratları ve siyasetçilerinin 200 doların üstünde hediye kabul etmesi neden yasaklanmıştır?
Benzer kuralları neden diğer batı ülkelerinin siyasileri de benimsemiştir?
Hediyeler neden, önce kaydı yapılıp sonra hemen Beyaz Saray'daki (veya diğer ülkelerin yönetim binalarındaki) müzelere konur?
Kanun ne diyor?
Bizim 'Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu'muz, neden 'Her türlü seçimle iş başına gelen kamu görevlileri ve dışardan atanan Bakanlar Kurulu üyeleri başta olmak üzere, devlet kurumları, siyasetçiler, gazeteciler ve önemli kamu görevinde bulunan herkes için' değeri 10 aylık net "asgari ücret" toplamını aşan eşyaları, aldıktan itibaren bir ay içinde kendi kurumlarına teslim etmek zorunda olduklarını söylüyor? (Sadece 'yabancı devlet adamları veya milletlerarası kuruluş temsilcileri tarafından verilen imzalı hatıra fotoğraflarının çerçeveleri' bu madde hükümlerine tabi değil...)
Demokrasilerde bütün vatandaşlar eşit haklara sahiptir, kimseye ayrıcalık tanınamaz Biz eğer bazı vatandaşları ve onların ailelerini, rüşvet, haksız kazanç, değerli hediye kabul etme, yolsuzluk nedeniyle yargılıyor, yargılanmalarını TV'lerden millete izletiyor ama bazılarına da ("yazılı"sı bir yana) yazılı olmayan dokunulmazlıklar sağlıyorsak o yönetme "demokratik" demek de son derece komik bir varsayım olabilir ancak.
45 bin dolarlık, "özel bir şahıs veya kuruluş" hediyesi devlet tarafından kabul edilemez. Tek çözüm iade edilmesidir.
Bu arada, böyle hataların; liderlerin yanlarına devlet prosedürlerini bilen (akraba, ahbap, torpilli danışmanlardan söz etmiyoruz) danışmanlara, uzmanlara sorulmadan karar verilmesinden oluştuğunu da unutmamak gerekiyor.
Halk hediyeyi onaylıyormuş, mesele yok o zaman!!
Neden kendimi uzaydan gelmiş kadar yabancı hissetmeye başladım bilmiyorum. Bir kez daha itiraf ediyorum ki ülkemdeki gelişmelerle "uyum sorunu" yaşamaktayım
Haberin Devamı

