Çıkarlar söz konusu olunca ne dostluk kalırmış, ne meslektaşlık saygısı ne de gazeteciliğin her muhatap için gerektirdiği saygı üslubundan bir zerrecik meğer.
Hepsini bu düşmanca kutuplaşma döneminde açık seçik gördük. En yakın meslektaş arkadaşlarımızın bile iktidara yanaşma söz konusu olduğunda yılların dostluğunu bir kalemde silip “merhaba” bile diyemeyecek noktaya geldiklerini izledik. Aynı gazetede yıllarca birlikte çalışıp sohbet ettiğimiz insanların bir yandan demokrasiden, özgür basından, insan haklarından dem vururken öte yanda kendi görüşlerini yazan meslektaşlarına ağır hakaretlerle saldırdığını, özgürce yazma hakkını baskılarla kısıtlamaya çalıştığını gördük, hâlâ görmekteyiz.
Ama arkasına iktidar gücünü aldığı için kendini tek ses zannedenlerin baskısını yutacak, “aman sınırları yoktur, susalım’ diyecek değiliz elbette.
Referandumda ve seçimde, sandıklarda ya da bilgisayarla toplama sisteminde hile yapılmasının önlenmesi, referandumdan haftalar önce sınır kapılarında başlatılan oy verme işlemlerinin denetlenmesi ile ilgili yazılarım birilerini fena rahatsız etmiş.
Muhalefet partileri derin uykularından uyanamadılar ama hiç uyumayanlar dikkatle izliyor. “Big brother watches you” durumu yani... Olsun, “az okunan maz okunan”, gayet iyi okunuyor yine de (!) demek ki... Zaten gittiğimiz her yerde milletin gösterdiği büyük ilgi ve sevgi de ne kadar okunduğumuzu anlatıyor zahmete gerek yok.
Bir de Anayasa değişikliği adı altında yapılan “ele geçirme operasyonu”na karşı çıkan herkese olduğu gibi bana da CHP’liymişim gibi etiket yapıştırmaları yok mu çok eğlenceli :) Nasıl koyu bir DP kökeninden geldiğimi ve kökenime sıkı sıkıya bağlı olduğumu, babamın 25 yıllık parlamenterliğinin bir kısmını DP’de, geri kalanını AP’de geçirdiğini, Yassıada’ya gönderilen bir DP’li olduğunu (orada çektiklerini de kendisiyle birlikte mağduriyetler yaşayan ailesine yıllar boyu anlattığını), 27 Mayıs’tan başlayarak üç darbenin de birebir mağduru olup halkın seçimiyle ve rakip tanımadan geldiği mevkiden indirildiğini, bunca yıllık başarılı siyasi hayatının 12 Eylül darbesi ile bittiğini ya bilmiyorlar ya da (defalarca yazıp ekranda da söylediğim halde) bilmez görünmek işlerine geliyor.
REFERANDUM SEÇİM DEĞİL
Kısacası bu palavralar bana sökmez efendim. Kimse benden daha fazla darbe-muhtıra karşıtı olamayacağı gibi, kimse CHP’li olduğumu iddia edecek bir komedi de hazırlayamaz.
Ama elbette, “Cumhuriyet rejimini koruyacak tüm yasa ve kurumları kendine ve kendi plânlarına uydurmaya çalışan” hükümetler durumunda (ki siyasallaşmamış kurum kalmamıştır, sonuncuların operasyonu da tamamlanmak üzeredir), yanlış gidişi engelleyebilecek büyük partilerden birine oy vermem gerekiyorsa ülkemin geleceği için bunu yaparım.
Çok saygı duyduğum Süleyman Demirel geçmişte bir gün “Babanın kemikleri sızlar” demiş olsa da yapmak zorunda hissederim ve ‘rahmetli babam hayatta olsa bana hak verirdi’ diye düşünürüm.
Kemal Kılıçdaroğlu gibi her bakımdan güvenilir bir lider varsa başında, CHP’ye de oy verebilirim.
Ama bu referandum, seçim değil. CHP’nin sonuçta direkt ilgisi sadece “yargı bağımsızlığının, hukuk devletinin ortadan kalkacak olmasına engel olma çabasıdır ki bu ancak takdir edilebilir. Ülkenin en saygın hukukçuları da aynı tepkiyi gösteriyor, hepsi CHP’li de ondan mı yani? Güldürmesinler insanı...
NİYET KÖTÜ OLUNCA!
İçine “halk cahil de kime oy vereceğini bilmiyor, öğretmeye kalkıyorlar” benzeri cümleleri ekleyerek el birliğiyle halkta tepki yaratmaya çalışıyorlar.
Oysa halk cahil değil ama ortada o kadar çok yalan, kurumlara “ele geçmiş yargı” ile yapılan o kadar büyük bir baskı ve yıpratma var ki (Anayasa Mahkemesi bile içten/dıştan ağır baskıyla felç edildi) aydınlatılması, yalanlardan korunması gerekiyor.
Sandıkların ve bilgisayarla toplama sisteminin denetlenmesi ortaya bir çıkarılıp bir kaybedilen milyonlarca çakma seçmen hilelerinin önlenmesi gerekiyor. (Bkz. yandaki haberde yapılanlar!)
Boşuna yorulmasınlar abiler, bunları yazıp duracağız. Ama önlemeye yetecek mi, açıkçası emin değilim! Yetmediği görülürse (ki “nokta” bu referandumla konacak) bu “demokrasiye medya özgürlüğüne pek saygılı” arkadaşlar referandumdan sonra daha da yoğun hakaretlerle ortaya çıkacaklardır. Şimdiden tebrikler, bravo onlara, gazetecilik dediğin (!) budur işte!
Heron baskını ve sorular!
6 askerin şehit edildiği Çukurca-Hantepe’deki PKK saldırısıyla ilgili önemli gelişmeler var. İnsansız hava aracı Heronları takip merkezinin saldırıdan 15 dakika önce Hantepe’deki görüntülerin karargahtaki komutanlar tarafından canlı olarak izlendiği iddiaları yazıldı, çizildi. Tam Genelkurmay’dan “tatmin edici bir açıklama” beklenirken Askerî Savcılığın “Heronlardan gelen görüntüleri takip eden askerî personelin evlerine baskınlar düzenlediği, eş ve çocuklarını bile çapraz sorguya aldığı” haberi geldi.
Bu iddia gerçekten önemlidir ve benzer ihmal ve hatalar daha önce başka saldırılarda da gündeme gelmiştir. Bu nedenle Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un günlerce süren iddialara çok daha önceden açıklık getirmesi, en azından “soruşturma başlatıldığını, ihmali görülen personelin mutlaka cezalandırılacağını” halka anlatması gerekiyordu.
Çünkü eğer bu iddia doğruysa, önemli olan “görüntüleri kimin sızdırdığı” değil “bu büyük ihmali kimlerin ve neden yaptığı” sorusudur.
İlker Başbuğ’un hiç zaman kaybetmeden bir açıklama yapması şarttır.
Öte yanda... Son günlerde bu gelişmelerdeki zamanlamalar, dakikası dakikasına ucuca eklemeler size de enteresan gelmiyor mu?

