Haklısınız ama onlar da haklı!

Dün ve önceki gün genç bir okurumun "Danıştay suikastını protesto" için yapılan gösterilerde kalabalık içinden bazı kadınların başörtülü bir kadından bunu çıkarmasını istediklerini anlatan mektubundan söz etmiştim...

Haberin Devamı

Dün ve önceki gün genç bir okurumun "Danıştay suikastını protesto" için yapılan gösterilerde kalabalık içinden bazı kadınların başörtülü bir kadından bunu çıkarmasını istediklerini anlatan mektubundan söz etmiştim.

Bu davranışta bulunanların da diğer uçta "sadece kamusal alanda türban"ı malzeme yaparak, baskıyla Türkiye'yi huzursuz edenler kadar yanlış olduğunu vurguladığım yazıma çok sayıda tepki mektubu ve telefonu geldi.

"Siz de haklısınız ama" diye başlayan mektuplar türbanın kasıtlı olarak (ve Erbakan döneminden başlayarak) siyasi partiler tarafından rant konusu yapıldığını, kadının dinini, inancını, hakkını koruyormuş gibi ortaya çıkan erkek siyasetçilerin ülkeyi bugünlere getirdiğini anlatıyor. Ve bana "Ruhat Hanım, bu yazınızı türbana destek olarak alabilirler" diyor.

Sadece iki tanesinden kısa paragraflar alacağım:

"Mailin sahibi okurunuz 'Benim için örtü değil, kafanın içindeki düşünceler önemlidir' demiş. (...) Evet, bilinmelidir ki biyolojik bir varlık olan insanı yöneten, kafasının içindeki düşünce sistemidir. Bir bayan türban takıyorsa, bu bayanın kafasının içi çağdaş düşünceden mi, yoksa şeriat düşüncesinden mi yanadır düşünmek gerek. Saygılar sunuyorum. Ferman Karahan"

EY imzalı mektup ise şöyle:

"İnsanlara inanmadığı bir şeyi zorla yaptırmak kadar büyük bir saçmalık olamaz. O olayı ben de gördüm ve hiç tasvip etmedim. O hanımın Danıştay'a katliamı tel'in için geldiğini kabul edelim. Orada türban kararı yüzünden öldürülmüş, yaralanmış hakimler var. Halk geleyana gelmiş ve bu hanıma Lüften bizi germeyin ve buradan gidin' dediler. O ısrarla tel'in için geldiğini söylese de orada buna inanacak psikolojide kimse yoktu ve bu hanımı provokatör olarak gördüler.

Genç arkadaşım beyinlerin içinin önemli olduğunu söylüyor ama bizim beyin okuma gibi bir yeteneğimiz yok (...) 3,5 yıldır gerilen millet elbette patlayacaktı. (...) Saygılarımla."

Bangladeş'le benzerlik!
Her ikisi de kendi düşünceleri doğrultusunda haklı. Zaten burada olay "kadına ait bir konu"nun asıl "kafasının içi türbanlı" erkekler tarafından kullanılması... Ama kafalarının içindeki türbanı göremediğimiz için onlar her yere istedikleri gibi girip, her mevkiye yükselip dini, inancı istismar ederek ilkokul çocuklarına bile "Biz türban istiyoruz" dedirtebiliyor, 9 yaşında evliliğin caiz olduğunu, kadınların cehennemlik olduğunu ilân edebiliyor ve Türkiye'yi daha şimdiden dindar olanlar/olmayanlar, harem-selâmlık diye ortasından bölebiliyorlar.

Dün gazetelerde "Laik olmadığımız için geri kaldık diyerek 34 yıl sonra tekrar laikliğe dönmek istediğini söyleyen Bangladeş" konusu vardı. Bir örnek beyaz türbanlarıyla kadın kalabalıklarını gösteren fotoğrafla birlikte...

O fotoğraf insana hemen AKP grubuna giren "beyaz türbanlı kadın çiftçiler"i hatırlatıyor.

Türkiye'yi İran'a, Afganistan'a, Bangladeş'e çevirmek isteyen ve gayretlerini "o ülkelerde de olduğu gibi" kadının kıyafeti üzerinden sürdüren anlayışa elbette karşıyız.

Ama bizi sürüklemek istedikleri ortamdan ancak bölünmeden, kutuplaşmadan ve siyasetçilere kendimizi kullandırmadan korunabiliriz.

Doğruları, laikliğin anlamını, Müslümanlığın bir baskı dini olmadığını anlatarak, uzlaşarak... Ben buna inanıyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR