Hakaretin dayaktan farkı yok!

Gardenya Saruhan isimli genç bir kadın (25 yaşında) kendisinden 17 yaş büyük olan eşinin "çirkinsin, zayıfsın" diyerek evden kovması üzerine boşanma davası açmış. Apartmanları, dükkânları olan müteahhit kocadan yüklüce bir tazminat istiyormuş

Haberin Devamı

Gardenya Saruhan isimli genç bir kadın (25 yaşında) kendisinden 17 yaş büyük olan eşinin "çirkinsin, zayıfsın" diyerek evden kovması üzerine boşanma davası açmış. Apartmanları, dükkânları olan müteahhit kocadan yüklüce bir tazminat istiyormuş.

Haberi görünce "Aynı durumda olan kimbilir kaç milyon kadın var" diye düşündüm.

Dayak yemeyen, itilip kakılmayan ama onun yerine hakaretlerle, aşağılamalarla ruhunda derin yaralar açılan kimbilir kaç milyon kadın... Özgüveni olmadığı için yanındaki kadını küçülterek yükseleceğini zanneden veya kendi iç kavgalarının, kafasında yarattığı kıskançlıklarının acısını hakaret ederek çıkaran erkeklerle karşılaşmış, canım, cicim aylarında karşısındakinin gerçek yüzünü görememiş kadınlar bunlar...

Özellikle erkeğin evlenir evlenmez kadını "üzerinde her türlü hak iddia edebileceği bir mal" gibi gördüğü üçüncü dünya ülkelerinde çok tipiktir bu davranış tarzı...

Dayağın, bedensel işkencecinin bile hak ettiği cezayı bir türlü almadığı, Ceza Kanunu'na getirilmiş olan önleyici maddelerin kaldırılmaya çalışıldığı Türkiye de bu ülkelerden biridir.

Ümidin bittiği an!
Önünde hiçbir engel görmeyen kocaların bir kısmı -ki aralarında profesörler, milletvekilleri de olduğunu her gün görüyoruz- dayak atmaktan çekinmezken bir kısmı da "sözle dövmeyi" sürdürür. Bunun cezasının nasılsa lâfı bile olmayacaktır.

Oysa bilmezler ki kadın için hakaretin öldüresiye dövülmekten hiçbir farkı yoktur. Kendisini severek, isteyerek ve "birlikte mutlu bir gelecek" vâdederek evlenen eşin artık onu beğenmediğini, "sıradan ve değiştirilebilir" gördüğünü, aşağıladığını hissetmek, bunu yaşamak ölümden beterdir.

Artık ne yediğinin içtiğinin, ne gezdiğinin gördüğünün, ne giydiğinin kuşandığının ve ne de eşin dostun hiçbir anlamı kalmaz. Kendi gözünde de değerini, özgüvenini yitirmiştir, güvendiği sevgisi, beraberliği ortadan kalkmıştır.

Hükümet verdiği sözü tutmadı!
Psikolojik şiddetin, bedensel şiddetten hiçbir farkı olmadığı gibi bunu uygulayan erkeklerin ruhsal bozukluğunun da diğerlerinden bir farkı olmayacağında şüphesiz bütün psikologlar hemfikirdir.

Onun için, Gardenya Saruhan'ın ve bu tür şiddete uğrayan kadınların davalarına bakan hâkimlere önemli bir görev düşüyor. Hükümet'in Medeni Kanun'un Mal Rejimi'ni hâlâ tüm kadınların yararlanacağı hâle getirmediği ve birçok kadının sokakta kalmak korkusuyla şiddete sustuğu bilinirken verecekleri birkaç karar diğer olaylarda örnek teşkil edecek.

Şiddet varsa, yüklü bir tazminat da olmalı... Ve yüklü tazminat "can acıtanın canını acıtacak tazminat" demektir.

Adalet bunu gerektiriyor!

Tacize ağır ceza!
Ben hâlâ "Kadınlar tecavüzcüleriyle evlensin, ben olsam evlenirdim" diyen ve mahkeme dilekçelerine "Adalet Bakanlığı Müşaviri" unvanını da her nedense ekleyen profesörün TCK tasarısının kanunlaşması öncesinde bu sözlerine itirazlarım nedeniyle açtığı 12 milyarlık dava ile uğraşıyorum ama...

Ama neyse ki Yargıtay, Ankara Barosu avukatlarından birinin sekreterine yaptığı tacize verilen 6 ay hapis cezasını az bularak kararı bozmuş.

Bu kararı veren hukukçular ayakta alkışlanmayı hak ediyorlar, sağolsunlar, varolsunlar.

İşte taciz, tecavüz böyle önlenir. Aynı şekilde ağır cezalar kapkaç suçlularına, töre-namus cinayeti adı altında kadınları, genç kızları öldürenlere, küçücük bebeklerini döverek öldüren babalara ve diğer suçlara verilse büyük bir hizmet yapılmış olur.

Bizde ise genellikle suçlu yerine suçsuzlar ve "önlemeye çalışanlar" cezalandırılıyor.

Artık bu durumun tersine dönmeye başladığını görmek bile yeterince mutluluk!

DİĞER YENİ YAZILAR