Hafıza sorunu mu Sayın Başbakan?

Haberin Devamı

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın IPI Kongresi’nde yaptığı konuşmayı cümle cümle kendisiyle tartışabilmeyi, en azından salonda olup ona soru sorabilmeyi gerçekten çok isterdim.

Örneğin; “Siyasette farklılaşma demokrasi, laiklik, din üzerinden yapılamaz” sözü son derece doğru olmasına rağmen 4,5 yıldır AKP’nin, özellikle Bülent Arınç ile kendisinin neden bunu her fırsatta yaptıklarını sormak isterdim.

“Laiklik tüm inançlara eşit mesafede durmaktır” dedikten sonra neden “kişilerin laik olmayacağını” söyleme gereğini duyduğunu da... Kendisi belli bir dini benimsemekle birlikte her dinden insana aynı saygıyı gösterebilen, dinin, inancın siyaset malzemesi yapılmasını, devlet işlerine karıştırılmasını istemeyen herkes laik değil midir? Değilse neden değildir?

“Laikliği İslâm karşıtı olarak getirdiğiniz zaman yanlışa düşersiniz” düşüncesinde ise (ki doğrusu budur) partisinin ve kendisinin neden bunca yıldır bu yanlışı sürdürdüğünü ve hem laik hem de Müslüman olan insanları din karşıtı gösterdiğini de sormak isterdim.

“Türkiye’de kamplaşma filan yaşanmıyor” sözlerine karşılık da bir sorum olurdu.

Ona bunları sorabilmeyi gerçekten çok isterdim. Ama gel gör ki kendisini desteklemeyen gazetecilerin karşısına çıkmıyor.

*****

Tek kişilik parti!
Siyasete girmek istemediğimi, bağımsız gazeteciliğimi sürdürmeyi tercih ettiğimi yazdıktan sonra yurt dışında yaşayan okurlarımdan bile “Girmelisiniz, Türkiye’nin sizin gibi insanlara ihtiyacı var” diyen çok sayıda mektup aldım.

Ama aynı zamanda doğru karar verdiğime inananların sayısı da az değil. Bakın meselâ Muammer Sokollu isimli okurumuz ( “Ben yaşlı biriyim” notuyla birlikte) ne diyor:

“Milletvekili olduktan sonra bu kadar özgür olabilecek misiniz? Türk milletine bugüne kadar sağladığınız yararın üstünde yarar sağlayabilecek misiniz?

Siz şu anda tek başınıza bir muhalefet partisisiniz. Bir parti içinde kendinizi eritmenize gerek var mı?

Sizden istirhamımız gelin; bizim değerli Ruhat Mengi’mize yazık etmeyin. Siyasete girmeyin.”

Girmeyeceğimi açıkladım zaten Sayın Sokollu... Ve onun gibi düşünen diğer okurlarım... Beni siyasette görmek isteyenlere sonsuz teşekkürlerimi gönderiyorum, istemeyenlere de.

Nerede olursam olayım sizler için, ülkemizin geleceği için iyi niyetle ve dürüstçe çalışmayı sürdüreceğimi de bilmenizi istiyorum.

*****

Adayını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim!
Basında partilerin milletvekili adaylıkları için öyle bazı isimler geçiyor ki, bazıları için de öyle “tercih nedenleri” yazılıyor ki çoğunu gördüğümde yukardaki başlığı düşünüyorum.

Hani bir takım isimlere ve nedenlere baktığınızda kesinlikle o partiye oy vermekten vazgeçebilirsiniz.

Hele liderlerinin de anlaşılmamış bir takım konuşmaları hatırınızdaysa kesin vazgeçersiniz. Diyelim ki AKP’ye alternatif bir parti arıyorsunuz... Güvenebileceğiniz, iyi yetişmiş, dünya siyasetinden ve iç siyasetten anlayan, entelektüel birikimiyle sentez ve analiz yapabilen kişilerden oluşmuş kadrosuyla ülke sorunlarını çözebilecek bir parti...

Ve karşınıza uzun süre cemaatlerin adamı olmuş ve bunu açıkça söylemiş ya da o güne kadar şarkıdan, türküden başka şey düşünmemiş adaylarla çıkan partiler görüyorsunuz. Sistem hâlâ padişah gibi tek başına karar veren liderler sistemi olduğu ve bunu değiştirme cesaretini maalesef hiçbiri gösteremediği için o isimler arasından kazanacak yerlere konacakları da yine liderler seçecek.

12 Eylül’ün danışma meclisini bile 5 general seçmişti, bizde her partinin sadece “bir generali” var.

Bu generaller (!) halkın karşısına doğru dürüst, hak eden ve en zor yıllarında ülke sorunlarına çözüm üretebilecek adaylarla çıkmadıkları takdirde oy kaybına uğrayacaklarını bilmek zorundalar.

(Not: Neden aday olmadığımı anlayabiliyor musunuz şimdi, yazamazdım bunları, yazamazdım!)

*****

Mitinglere siyaset karıştırmayın!
Ankara mitinginde “1 milyon” u kabul etmediler, İstanbul’da kabul etmeyecek gibi değildi, İzmir’de ise artık milyonları görmemek için kör olmak lâzım.

Ama hâlâ birileri utanmadan, sıkılmadan bu “eli bastonlu ninelerin, dedelerin, çiftçinin, köylünün, işçinin, bebenin” omuz omuza katıldığı dev mitingleri “belli bir partiye” ve orduya mâletmeye çalışıyor.

“Biz meydanlara çıksak daha kalabalık oluruz” diyenler bile var. (Milyonların tepkisine, aykırı olmak adına “müsamere” diyenleri hiç saymıyorum. Başbakan Erdoğan da onların yardımıyla “orta oyunu” deme gücünü buldu.)

Toplumun son yıllardaki tüm uygulamalara, tüm söylenenlere birden gösterdiği bir tepki bu oysa... O yılların birikiminin sonucu. Parti, pırtı gözetmeden rejime karşı duyduğu endişenin sonucu.

Bunu görmemekte kesin kararlı olarak hâlâ bir partinin mitingi olduğunu söyleyenler komik duruma düşüyor.

Aynı komiklik bu mitingler kendi partisine aitmiş gibi ortalara fırlayan siyasetçiler ve onlara yakın isimler için de geçerli.

İzmir mitinginde Türkân Saylan’ı sırf “Hangi partiye oy vereceğimi henüz bilmiyorum” dediği için mikrofona çıkarmayanlar, Zülfü Livaneli çıktığında mikrofona “arıza” yaptıranlar için de...

Doğal tepkisini göstermek isteyen milyonlarca insana büyük haksızlık yapıyorlar!

DİĞER YENİ YAZILAR