Bu gün uzun ve zor bir yılı bitirip, her seferinde yaptığımız gibi yeni bir yıla umutla başlamaya hazırlanıyoruz. Tabii ki Allah’a şükrediyorum ama benim için de kolay bir yıl olmadı, görevimi eksiksiz, en iyi şekilde yapmak için çalışırken karşılaştığım durumun çoğunuz farkındasınız, bunun yanında sevgili annemin kaybına da hala alışabilmiş değilim.
Ama yeni yılda da mutlulukların üzüntüleri bastırmasını dileyerek, kayıplarımız olmuşsa sevgimizi diğer yakınlarımızla paylaşarak, umutlarımızı asla kaybetmeden , hep “ güzelliklere ve gerçek demokrasiye kavuşmak için” çalışmaya devam edeceğiz. İnsan haklarını; ezilen gençlerin- kadınların- çocukların, kanıtlanmayan iddialarla cezaevinde ailesinden uzak bayram ve yeni yıl geçirmek zorunda bırakılan vatandaşların haklarını savunup, şartlarının düzelmesini sağlamak için gayretten yılmayacağız. Siz sevgili okurlarıma çok mutlu bir 2010 yılı dilerken, M. Turan Tekdoğan isimli öğretmen emeklisi bir okurumuzun yazdığı güzel yeni yıl şiirinden bazı paragrafları paylaşmak istiyorum ( umarım başka bir yazara daha göndermemiştir de pişti olmayız.)
Şiirin adını yazımın başlığına aldım..
“Bütçe yüklendi kediye
Borçlar millete hediye
Demokrasi diye diye
Uyutulduk biz yeni yıl.
Bürünme hiç sakın yasa
Kuşa döndü Anayasa
Bağırırken basa basa
Sen nerdeydin hey yeni yıl.
Cennet cehennem, araf
Sorgucular taraf taraf
Kimler kalmışsa bitaraf
Bertaraf et tez yeni yıl.
Çalma Onuncu Yıl marşı
Deme pahalıdır çarşı
Bana durur isen karşı
Tüh yüzüne tüh yeni yıl.
Yasaları düze düze
Suçlar oldu birer müze
Konuşlandı bakın füze
Kıvırtma hiç sen yeni yıl.
İktidar ve muhalefet
Kesildiler bir felaket
Küfre döndü her muhabbet
Örnek alma sen yeni yıl.
Kimi durdu paşa paşa
Kimi oluverdi maşa
Şöyle bakınarak yaşa
Neler görürsün yeni yıl.
İyi, güzel, doğru nerde
Bil ki çare; onlar derde
Onur sürünürken yerde
Havan batsın be yeni yıl.”
Ben bayıldım, keşke hepsini yazabilseydim (Sayın Tekdoğan ’ı kutluyorum doğrusu ne kadar iyi bir öğretmen olduğu analiz ve şiir yeteneğinden anlaşılıyor), umarım siz de beğenmişsinizdir. Eski yılı böylece gülümseyerek kapatalım, yeni yılda buluşmak üzere iyi eğlenceler!
Dolmabahçe davası böyle bitmez!
Referandum öncesinde “Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Anayasa Mahkemesi üyelerini iktidar partisi çoğunluğu ve aynı görüşteki cumhurbaşkanının seçtiği hiçbir ülkede (ki yok böyle bir demokratik ülke) artık yargı kararlarına güvenilemez” diye defalarca uyarmıştık. Batı ülkelerinin hepsinde “meclisin nitelikli çoğunluğunun oyuna başvurulduğunu, aksini söyleyenlerin gerçekleri saptırdığını” anlatmıştık.
Bu durumun üstüne Kayseri’deki yolsuzluk iddiasında olduğu gibi bir de “hakim ya da savcı eşlerine belediyelerde iş verilmesi” gibi ayrıcalıklar eklenirse, kuvvetler ayrılığı ortadan kaldırıldığı için yargı- hükümet elele olaylar gizlenirse neye güveneceksiniz?
27 Nisan muhtırasının paşası Yaşar Büyükanıt ile Başbakan Erdoğan ’ın Dolmabahçe’de yaptıkları ve iki tarafın da asla açıklamaya yanaşmadığı görüşme ile ilgili olarak eski Bakan Fikri Sağlar ’ın “Büyükanıt’ın önüne eşiyle ilgili bir dosya kondu” iddiası için mahkemeden Sağlar’a 17 bin TL tazminat kararı çıkmış. Böylece olay kapanmış mı olacak?
DARBE, MUHTIRA SORUŞTURULMADI
Hiç sanmıyorum.. Referandum öncesi “12 Eylül darbesi, diğer darbe ve muhtıralar sorgulanacak” vaatleri şehirlerin tüm duvarlarını kaplamış, TV’lerde yandaş gazeteci ve akademisyenler aynı sakızı haftalarca çiğnemişlerdi. Buna rağmen referandum sonrasında ne darbeden ses çıktı, ne muhtıradan. Hiçbiri ağza bile alınmadı. Ama Genelkurmay’ın “iki dil” talebiyle ilgili ve sadece “endişeyle izliyoruz” denilen açıklamasına kıyamet koparıldı, 12 Eylül ve 27 Nisan’ı dillerinden düşürmeyen ama “neden sorgulanmadı” diye de sormayanlar “suç duyurusu”nda bile bulundular.
Ortada ciddi çelişkiler var ve kim ne yaparsa yapsın; 12 Eylül darbesi de , 27 Nisan muhtırası da , Dolmabahçe görüşmesi de ( yine aynı klan mensuplarının “darbeler, muhtıralar tarihe gömüldü” gayretlerinin aksine) henüz tarihe gömülmüş değildir . Daha önce de yazdığım gibi ‘tarihte bir ucu açık şekilde’ durmaktalar. Örneğin 27 Nisan muhtırasını keyfine göre “aklıma esti, tek başıma yazdım” diyerek yazıp kendi kurumunu 30 yıl sonra tekrar zan altına sokan , hatta Cumhuriyet mitinglerine bile ‘orduyla ilişkisi varmış’ imajı verilmesine fırsat tanıyan ‘ilgili Genelkurmay Başkanı’nın bu eylemi soruşturulana kadar da duracaklar.
Bir yanda imzasız ihbar mektuplarıyla sivil, asker yüzlerce kişi yıllar boyu cezaevine tıkılıyorsa diğer yanda somut bir muhtıra ya da darbe hiç mi hiç unutturulamaz, en azından tarih bu kadar yanılmaz.
‘Güvercin ol, uç yeni yıl’
Haberin Devamı

