Son birkaç gündür taksiciler fena halde dertli. İki akşam önce bir taksi şoförü, duraklarında 35 taksi olduğunu ama sadece 2 tanesinin işe çıktığını söylüyordu. Patlamaların yarattığı üzüntü ve endişe insanların evlerine kapanmalarına neden olmuştu.
Peki ne olacak bu gidişin sonu? Bir gün Sinagog olayı, ertesi gün Adliye baskını, giderek çemberlerimizi iyice daraltıp evlerimize mi hapsolacağız?
Şu anda gösterimde olan, Bruce Willis ile Monica Bellucci nin başrollerini oynadığı, 2003 yılı yapımı bir film var; Güneşin Gözyaşları. Nijerya'da isyancı grupların yönetime el koyması sonucunda ortaya çıkan vahşi tabloyu anlatıyor. Bu isyancıların hasta, kadın, çocuk, yaşlı, hamile demeden insanları nasıl acımasızca yok ettiğini izlerken kendi kanından olan kendi vatandaşlarına bile bu vahşeti uygulayabilenlerin insan olamayacağını düşünüyorsunuz. Hiçbir din, inanç veya ideolojinin böylesi bir barbarlığa neden olacağına inanamıyor, dehşet içinde kalıyorsunuz.
Yeni bir imaj
Ben filmi gördüğümde kısa süre sonra 4 Türk'ün de kendi vatandaşlarını aynı acımasızlıkla katlettiklerini göreceğimi elbette bilmiyordum. Dünkü gazetelerdeki fotoğraflara bakarken bunun ne kadar acı bir gerçek olduğunu iliklerime kadar hissettim.
Düşünebiliyor musunuz, hangi ülke veya örgütle bağlantılı olursa olsunlar dünyaya karşı, bu vahşeti uygulayanlar sonuçta Türk. Dün yazımın altında "Marketing Türkiye Konferansları" nın bir ilânı vardı. Alnında "terörist, fırsatçı, gerici, cahil, az gelişmiş, barbar, işkenceci" yazan gençlerin fotoğraflarının yanında "Yeni bir Türk imajı, Türk markası yaratmak mümkün mü?" sorusunun yer aldığı bir ilân.
Onlar ve biz!
Demek ki bize yakıştırılan imajları gayet iyi biliyoruz. Peki kendimiz bile nüfus kağıdında "Türk" yazan birilerinin bu eylemleri karşısında dehşete düşerken dünyanın olaylara nasıl bir gözle bakmasını bekleyebiliriz ki?
Patlama olaylarının hemen ardından yazdığım yazıda Türkiye'nin yolgeçen hanından farksız olduğundan, isteyen binlerce yabancının sınırlardan kolayca geçerek izini kaybettirdiğinden söz etmiştim. Yine dönüp dolaşıp aynı noktaya vanyoruz. Tatilde bir Avrupa ülkesine gidecek olan bir profesör tanıdığım (üstelik uluslararası isim yapmış bir profesör) vize almanın zorluğundan şikayet ediyor "Türklere kolay kolay vize vermiyorlar" diyordu. Birçok Avrupa ülkesinde bu zorluğun yıllardan beri yaşandığını biliyoruz, 11 Eylül olayından sonra önlemler, kontroller ABD ve Avrupa'da çok daha sıkı hale geldi. Hiç kimseye ayrıcalık tanımadan herkesi ve hele Ortadoğu ülkelerinin vatandaşlarını inanılmaz kontrollerden geçiriyorlar.
Onlar bunu yaparken Türkiye ne yapıyor?
Sınırlardan ajanı, işçisi, Nataşa'sı, Moldovyalı'sı, Filipinli'si, Azeri'si, İranlı'sı, Afgan'ı isteyen, istediği anda geçiyor, geziyor, çalışıyor ya da örgüt faaliyetini yürütüyor. Sonra da "İçişleri" bakanları, başbakanlar olayların arkasından inceleme yapıyor, mesaj yayınlıyor.
Bu rehavet, bu başıboşluk ve sorumsuzluk sıktı artık.
"Türkiye'yi yöneteceğim" diye ortaya çıkanlar sözlerini tutup vatandaşlarının güvenliğini sağlasınlar.
Gerekiyorsa Türkleri de giriş ve çıkışlarda sorguya çekip şüpheli gördüklerini izlesinler.
Hollanda'da, Almanya'da, İspanya'da yapılamayan eylemler Türkiye'de kolayca yapılıyorsa, o yönetimlere yönetim denmez.
Aylarca Çeçenistan'a, İran'a, Pakistan'a gidip her türlü faaliyette bulunan militanların nasıl bu kadar rahatça sorgusuz sualsiz ülkeye girip çıktığını bilmek istiyoruz.
İçişleri Bakanı televizyondan bunu millete anlatmak zorundadır!
Güneşin gözyaşları
Son birkaç gündür taksiciler fena halde dertli. İki akşam önce bir taksi şoförü, duraklarında 35 taksi olduğunu ama sadece 2 tanesinin işe çıktığını söylüyordu
Haberin Devamı

