Bu kale ne kadar dayanır? Bu güneş ülke balçıkla sıvanır mı? Karanlık hesaplar var ortada... Neler yapmalı? İşte İSYANINIZ sizin de bu..." Kim yazmış bu satirlan biliyor musunuz? 6 yıl Kur'an kursuna gitmiş, 12 yaşında müezzinlik yapmış, sonra okulları birincilikle bitirerek mühendis olmuş biri; Naim Akın... Çok ilginç bir öyküsü var, yakın tarihimizle ilgili önemli hatırlatmalar da var, dinleyin bakın...
"Merhaba Ruhat hanım, Ben 1945 doğumluyum. Köyümde ilkokul süresince 4 sene, sonra da 2 sene Kur'an kurslarında okumuş biriyim. Son Kur'an kursu yerim Kasımpaşa Yahya Kemal Camii mekânındaydı (1955-1957)... Kasımpaşa'da, amcamın köyümüze yaptırdığı camiye imam olmam amaçlanıyordu. Yani Başbakan'in Kasımpaşa'sı. Sonra Kasımpaşa'da Büyük Cami'de yaşımın küçüklüğü tartışmalı olsa da ara ara müezzinlik yaptım. (...) O zamanki Kur'an kursları dönemi Menderes hükümeti dönemi... Yani meclise seslenip 'sizler isterseniz hilâfeti dahi getirirsiniz' dediği dönem. Sonra zengin insanların bu kursları finanse ettiğini de yaşadım... Paralar dağıtıyorlardı bize ama sonucunun ne olacağını bizler bilemezdik ki... İlginçlikler var o dönemde. Örneğin kurs çıkışı başımda yeşil takke ile yolda yürürken polis karakola aldı beni.. Bir daha giymeyeceksin ve cami içinde kalacak her şey demişti kibarca... O zaman anlamadım ne demek istediklerini.. Ama daha o zaman Türkiye Cumhuriyeti'nin Devrim Yasaları'nı bilen, uygulayan polisi varmış demek ki.. Şimdii??"
Sakın yanda bırakmayın, inanın çok enteresan şeyler anlatıyor.
Tarikat eğitimi de var!
"Sonra bazı nedenlerden dolayı 1957 Temmuz ayında köyüme döndüm. Köyümde amcamın yaptırdığı camide
müezzinliğe başladım. Öyle ya... İstanbul'dan dini eğitimli olarak dönmüş biriyim. Baktım ki köyümün en tembel öğrencileri kazaya orta öğretime gidiyor... Ben de köyden okumak için kaçarak kazadaki dayımın yanına gittim ve ortaokulu birincilikle bitirdim. Hem de bu arada müezzinlik de yaparak. Sonra o dönemde kısıtlı da olsa tarikat içindeki eğitimim vs.. Uzun hikâye..."
Bakınız bir süreci anlatıyorum burada ben... "Adım adım siyasal-dinsel iktidar olma sürecini anlatıyorum."
Bundan sonra 27 Mayıs ihtilâlini, bu ihtilâlden sonra gelen hükümetin "devlet desteğinde dinsel örgütlenmeleri geliştirdiğini" söylüyor. O dönemde lisedeymiş. "68 kuşağı" denilen dönemde ise üniversitede 6 yıl Kur'an kursuna gitmiş ve müezzinlik yapmış biri olarak şu sözleri çok ilginç:
"Bu darbe süreçlerinde neler olmuş; dinsel örgütlenmeler gelişmiş alabildiğince... 1983 sonrası Özal dönemi ve dinsel örgütlenmeler(...) Dinsel örgütlenmelerde yine Atatürk düşmanlığı var ama onlar bilinçli yetiştirilen kadrolar(...) Dinsel fanatiklik: Pakistan'ı, İran'ı, Afganistan'ı, Suriye'yi, Suudi Arabistan'ı, Libya'yı vb. ülkeleri ilkel yaşam içinde bıraktı. Velhasılı tüm İslâm ülkeleri dinle devlet işlerini birbirinden ayırmadıkları için çağın gerisinde kaldılar. Atatürk liderliği ne yaptı; çağdaş bir ulus yarattı. Tüm kuşatmalara rağmen hâlâ ayakta gibi görünmekte... İslâm ülkeleri içinde bir güneş ülke ama halen var güçleriyle balçıkla sıvamak istemekteler.
Bu kale ne kadar dayanır? İşte sizin isyanınız da bu... Kutlarım Atatürk anlayışınızdaki heyecanınızı ve haykırışınızı!"
Nasıl, paylaşmak istediğim kadar ilginç değil mi tarikat eğitimi de olan "eski bir müezzin" in görüşleri?
Teşekkürler!
Sevgili okurlarım bu teşekkür size... Zor anlarda duygularını kontrol etmeye çalışan bir insanım aslında... Üzüntüler karşısında hemen kendini salıverip salya sümük ağlayanlardan olmamaya çalışırım.
"Ağlamak kötü bir şey mi ki" sorusunu duyar gibi oluyorum; tabiî ki hayır. Aksine insanı rahatlatır, hatta erkeklerin de kendini sıkıp duygularına baskı uygulayacağına arada bir ağlaması çok yararlıdır bence... Hele kadınlar, bilim adamları ağlamanın kadını güzelleştirdiğini bile söylediler araştırmalar sonunda.
Bununla birlikte duyduğu bir tenkit, karşılaştığı bir tepki veya üzücü olay karşısında hemen çözülüvermek de duygusallıktan çok sulu gözlülüğe, hatta bazen şımarıklığa giriyor bence... İşte böyle düşünür ve kendi çapımda uygulamaya çalışırken, günlerdir yoğun bakımda doktorların hayatını kurtarmak için yaptığı bin çeşit uygulamaya dayanan, yaşam mücadelesi veren annem için yurt içi ve yurt dışından "Dualarımız sizinle" mesajıyla gönderilen ve her satın sevgi, destek kokan çok sayıda mailinizle karşılaşınca, yazımın birinci paragrafının son cümlesi gercekleşiverdi... Ağlattınız beni...
Eksik olmasınlar canım arkadaşlanm, dostlarım telefonlan, mesajlan ziyaretleriyle beni hiç yalnız bırakmadılar. Ama sizler de öyle... Zaten okuyucusu "karşılaşmadığı arkadaşı" gibi oluyor yazarın. Bir anda binlerce gizli dostun varlığını hissettiriyor satırlar.
Ankara Bahcelievler Deneme Lisesi'nden öğrencileri, arkadaşlan ve sizlerin dualarının da yardımıyla kurtulabilecek belki...
Henüz belli değil. Mehmet Emin Seçkin, Sabahat Duygu Öner, Ozan Ekşi, Fatih Han, Ali Erhan Güngör, Maral Şahbaz, Dr. Ftelin Koca, Süleyman Alkan, Selin Cotton, Yüksel Oran ve hepsini yazamadığım diğer okurlarım...
Hepinize dualarınızla ve tüm içtenliğinizle yanımda olduğunuz için sonsuz teşekkürler.
"Güneş balçıkla sıvanır mı?"
Bu kale ne kadar dayanır? Bu güneş ülke balçıkla sıvanır mı? Karanlık hesaplar var ortada... Neler yapmalı? İşte İSYANINIZ sizin de bu..." Kim yazmış bu satirlan biliyor musunuz?
Haberin Devamı

