Güldal Mumcu’ya mektup yazacağına...

Haberin Devamı

Efendim “kadın milletvekilleri orada ne iş yaparlar, memlekette bu kadar çocuk kadın tecavüzü var, hâlâ çağdışı töre cinayetleri devam ediyor sesleri çıkmaz, sadece ‘türban ve taş atan çocuklar’la uğraşılır, bunlarda göz-kulak-duyu yok mudur” diye merak edilirken nihayet biri konuşmuş. Daha doğrusu yazmış, hem de “Kayıp ve Mağdur Çocuklar Araştırma Komisyonu Başkanı bir AKP milletvekili, TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu’ya yazmış (Meclis’te en garip açıklamaları komisyon başkanlarının yapması adet mi oldu?). Hem de Genel Kurul sırasında memleket sorunlarına kafa yorması gereken bir zamanda yazmış. Üzerinde durmak gerekir, bu olaylar öyle tesadüfen falan ortaya çıkmıyor zira, hepsi planlı, programlı milletin kafasına bir şeyler kazımak için yapılıyor.

Halide İncekara isimli vekil “Uğur Mumcu gibi birini ve onun mirasını taşımak”tan başlayıp “faili meçhul cinayetlere” gelmiş...

“Bu kadar güçlü bir istihbarat varken Uğur Mumcu’nun katilleri nasıl bulunamıyor”muş...”Neredeyse Kars’ta öldürülse İzmir’den duyulan sesi göz önünde bulundurarak Ankara’nın göbeğinde işlenen cinayet nasıl faili meçhul kalmış. Ona eş olmak, evlat olmak insanın uykuları kaçar”mış... Vee bu zeka fışkıran sözler sonunda gelip “Genel Kurul’da yazılan mektup”un asıl amacına dayanıyor. Yukarda “Kars’ta öldürüleni İzmir’e” duyurmuştu, çünkü zaten Ankara’nın cinayetleri filan umursadığı yok.

Ve sonunda şöyle buyuruyor; “insanların belki de en yakın arkadaşları tarafından yok edildiğini hayal etmek bile insanın tüylerini ürpertiyor. Cinayet davalarının handikaplarından biri de katilin uzaklarda aranmasıdır.

Yeterli delil yoksa kuşku düşmanları üzerine yoğunlaşır ama bazen de hiç ummadığınız, dost zannettiğiniz biri cinayetin faili olur.”

Resmi internet sitesinde yayınlanan yazıda “İsrail Büyükelçisi’nin yemeğinde Uğur Mumcu’ya sorulan ‘ölümden korkmuyor musunuz’ sorusu belli ki Güldal Mumcu’nun zihnine de kazınmış ki basına verdiği demeçlerde ‘çok şey bilmiyorum’ dedi” cümlesi de var. Anlaşılan Halide İncekara isimli “araştırma komisyonu” başkanı araştırmadan dedektifliğe atlamış, elde ettiği bulgularla da (!) kesin açıklamalar yapıyor. Bir yandan “faili meçhul” derken öte yandan faillerin bir adını vermediği kalıyor. Bu ve bütün diğer “Güldal Mumcu’yu rahatsız etme” kastıyla söylenmiş acımasız sözler yetmemiş Güldal Mumcu’yu “aynı şeyin kendi başına gelme ihtimali” ile de rahatsız etmiş. Daha ne haksızlıklar, ne saçmalıklar duyacağız bakalım.

FAİLİ MEÇHULLERİ NEDEN ARATMADINIZ?

Dersiniz ki kendisi 8 yıldır iktidarda olan ve bu “faili meçhul” cinayetleri araştırıp faillerinin bulunmasını sağlaması gereken partinin değil de bir muhalefet partisinin milletvekili... Dersiniz ki vekili olduğu parti bunları araştırmak istiyor da Güldal Mumcu veya partisi engelliyor... Gerçekten artık bu çağdışı ‘kendi suçunu başkasına yükleyiverme’ işgüzarlığı sıktı yani CHP yıllardır “faili meçhul cinayetlerin araştırılıp aydınlatılması için” soru önergeleri veriyor (hepsinden basın da bilgilendiriliyor) bu önergeler her seferinde AKP oylarıyla reddediliyor. Şimdi Halide İncekara hemen aynı sitede bunun nedenini açıklasın. Hem engelleyip, hem de şikayet etmek ve üstelik yaşadığı büyük üzüntü ve kaybın yanında bu nedenle bir kez daha mağdur edilen Güldal Mumcu’yu rahatsız etmek nedenmiş herkes öğrensin.

Yapamıyorsa da ondan ve milletten özür dilesin. TBMM Başkanvekili’nin“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazısının altında oturmasını yazmayı bildiğine göre millet egemenliğine bu saygıyı da gösterir herhalde!

“Beyaz Türkler”i bırakın, din ne diyor?

Artık moda oldu malum, önce siyasetçiler tarafından ‘oy avlamak üzere başlatılan kutuplaştırma, bölme çabaları “din bir kesime aittir, diğer kesimler ya yeteri kadar dindar değildir veya dine karşıdır” söylemleri şimdi gazeteciler ve hatta siyaset bilimciler tarafından kullanılmaya başlandı. Bunların bazılarının iki de bir yazılarında “milletin değerleriyle kavgalı jakobenler” benzeri sözleri kullanması şaşırtıcı gelmiyor, zira onların bu tarz keskin genellemeleri, kutuplaştırmaları yıllardır biliniyor ama örneğin bunu “tarafsız yazabilen” gazeteciler yapınca durum değişiyor.

“Milletin değerleriyle kavgalı” sözü de, “Beyaz Türkler’in kurban kesmenin sıradan bir hayvan boğazlama olmadığını anlaması gerektiği” de aslında toplumun Müslüman kesimlerini kendi kafasına göre bölme ve “dini değerlerden uzak olma iddiasını onlara yakıştırma” eylemidir. Yine yeni icatlardan olan“Beyaz Türkler” bir kraliyet ailesinden, asalet ünvanı olan soylardan filan gelmediğine göre bu ifade de “eğitimli, sorgulayabilen, Cumhuriyet değerlerine de önem veren” insanları kastediyor ki onların aynı zamanda “dini değerlere de önem vermediğini” hiç kimse söyleyemez, hiç kimse böyle bir iddiada bulunamaz (bu özelliklere sahip kesimlerin ‘deyimler icad edilerek’ suçlanmasına da ancak Türkiye’de rastlanır.) Oy derdine düşmüş siyasetçiler dışında tabii...

DİNİ DEĞERİ ASIL BİLMEYENLER!

Madem ki bazı gazeteciler dini konularda toplumu bölüp “başkalaştırma” faaliyetinde bulunuyor, o zaman işin dini tarafına bakmak da gerekir. Herşeyden önce Müslümanlıkta “insanların dini durumları, inançları ile ilgili karar verme hakkı” hiçbir kula verilmemiştir, bunu yapmaya kalkanların hepsi; yalnızca Allah’a ait olan bu hakkın kendinde de olduğunu sanarak en büyük günahı işlemektedirler. Aynen “Hz. Peygamber’den 150 yıl sonra ortaya çıkarılan ve aslında Kur’an’da yasaklanmış olan mezhepler üzerinden Müslümanları bölerek ayırma ve dışlama” gibi... (Merak edenlere araştırıp öğrenmelerini öneriyorum.)

Şimdi demek ki neymiş; milletin değerlerinden uzak, kurbanın anlamını bilmiyor gibi suçlamaların kendisi “en büyük günah”mış, bunu yapanların önce kendi değerlerini incelemeleri gerekiyormuş.

DİĞER YENİ YAZILAR