Gülben Ergen olayıyla bu çok farklı!

Tamer Karadağlı eşini aldattı ve bir kıyamet daha koptu. Analiz üstüne analiz yapıyoruz şimdi yine, hepimiz sosyolog ve psikolog kesildik

Haberin Devamı

Tamer Karadağlı eşini aldattı ve bir kıyamet daha koptu. Analiz üstüne analiz yapıyoruz şimdi yine, hepimiz sosyolog ve psikolog kesildik.

İyi, güzel, yapalım da bari her yönüyle ele alarak yapalım. Sadece "Pınar diziden çıkarıldı, o niye çıkarılmıyor?" demekle veya "Bu da Clinton vakası gibi" demekle olmaz.

Konuşmaları, Karadağlı ve eşi Arzu Balkan'ın açıklamalarını dinledik. Tamer bey aldatmakla büyük hata yaptığını açıklayarak ve gerçekten de Clinton benzeri bir "toplu özür" ü gerçekleştirerek sorumluluğu kabullendi. Eşi ise, görülen o ki hiçbir durumda, sebep ne olursa olsun aynlmak niyetinde değil.

Elbette genel beklenti, aldatılan tarafın bu kadar aleniyete dökülmüş bir durum karşısında onurunu koruması ve "boşanıyorum" demesiydi.

Yine genel beklenti, böylesine topluma mal olmuş, sevgiyle, takdirle karşılaşmış bir ismin ilişkilerini doğru bir zemine oturtması ve "Kusura bakmayın, nefsime hakim olamadım" gibi bir cümleyi söylemek durumunda asla kalmamasıydı.

Ama burada önce toplum olarak geldiğimiz noktayı sorgulamamız gerekiyor. Sevgili ülkemizde gazetelerimiz, İslâmi olanlar dahil erkek, kadın bazı köşe yazarlarımız sürekli olarak aldatmanın gayet normal ve özellikle bizim toplum için çok normal bir davranış olduğunu anlatan yazılar yazıp durmuyorlar mı?

Farklı ilişkiler yaşamanın neredeyse sağlığa bile iyi geldiği anlatılmıyor mu?

Asıl "çifte standart" bu!
TV programlarımız, yabancı ülke TV'lerinden birebir kopya edilen "sitcom"larımız kimin eli, kimin cebinde belli değil öyküleri bu topluma empoze etmiyor mu? Toplum bu programlarla ve küçük bir kesimin "sıradışı" yaşantı görüntüleriyle 24 saat beslenmiyor, uyuşturulmuyor mu?

Şimdi ise bakıyorsunuz "Evli çiftlerin haftanın birkaç günü ayrı ve canının istediği gibi yaşaması gerektiğini" savunanlar bile Tamer Karadağlı ya yükleniyor, "O da diziden atılsın" diyorlar.

Oysa, işte sadece bu olay dahi sınırsız özgürlüklerin ağır bir faturası olabileceğini, katlanması güç sonuçlar ortaya çıkabileceğini gösteriyor.

Tamer Karadağlı, bir günlük, bir gecelik ilişkiler uğruna hem kendini, hem eşini zor duruma düşürdü. Burada "çete olayı", "kameralı şantaj" tabii ki şiddetle cezalandırılması gereken, kabul edilemez bir durum ama olayın boyutu "Gülben Ergen şantajı"ndan çok farklı.

Gülben Ergen sevdiği adamla, yıllar önce, çok genç bir yaşta beraber olmuştu ve her ikisi de bekârdı. Muhatabının böyle çirkin bir girişimde bulunacağı aklına gelmeyebilirdi. Karadağlı ise tanımadığı bir kadınla, üstelik hiçbir sakınca görmeden başkalarının yanında beraber olmuş.

Ortada aşk, sürekli bir ilişki bile yok. Ve üstelik evli taraf olarak şikâyet etmeye hakkı da yok.

Aynı durumdaki diğer erkeklerden farklı olarak çıkıp hatasını açıklaması olaydaki tek "artı" puan ama acaba bu davranışı bundan sonra aynı hatayı tekrarlamamasını sağlayabilecek mi?

Kendine güvenen aldatmaz...
Herkes hata yapabilir ama ders alınmayan ve sürekli olarak tekrarlanan olaylar da "hata" olmaktan çıkar.

Bir başka bakış açısıyla, bizim sırf "aile dizisi nde oynuyor diye yetişkin bir insanın yaşamına, kararlarına bu kadar karışmaya hakkımız var mı, o da irdelenmesi gereken bir konu. Tamer Karadağlı veya Pınar Altuğ istedikleri her rolü oynayabilirler.

Yaşamlarını rollerine göre ayarlamak zorunda da hiç değiller. Yaşadıkları kendilerini ve eşlerini ilgilendirir. Kime ne?

Bırakın bunu, sanatçıların, mankenlerin, ünlü kişilerin ve sosyetenin yaşamına, ölçülerine her ülkede "farklı bir sınıf" olarak bakılır. Örneğin toplumlar Madonna, Tom Cruise, Bruce Willis gibi isimlerin (her ne kadar şimdilerde onlar bile düzgün aile yaşamını tercih ediyor görünseler de) yaşantısına kafayı takmazlar. Onların ölçülerini toplumsal ölçü olarak almazlar. Bizde her sınıf birbirine karışmış vaziyette (yine yerine oturmamış taşlar meselesi, bu da sosyolojik taşların oturmayışından)...

Zamanla o ayrım yapılabilecektir sanıyorum.

Ben kişisel olarak erkek veya kadın, seven, mutlu, özgüveni gelişmiş insanların aldatmaya gerek duymayacağına inanıyorum. Bunun mazereti yok, mutsuzsan ayrılır, canının istediğini yaparsın. Hem eşinden vazgeçmeyip hem de aldatmayı sürdürüyorsan ciddi sorunların var demektir.

Yine kişisel olarak bazı meslektaşlarımızın daha önceki konuşma ve yazılarında aldatmayı hoşgörmelerine ve hatta teşvik etmelerine rağmen böyle bir olayda hemen "aldatan erkeğe" saldırıya geçmelerine çok şaşırıyorum. Ne yapacaksınız ki burası Türkiye. Her şey olabiliyor!

İzin istiyorum...
Sevgili okurlarım, birkaç gündür deniz kenarındayım ama denize girecek zaman bulamadım.

Kızlarımın uyarısıyla, yıllık izin haklarımı da kullanmayarak son birkaç yıldır hiç tatil yapmadığımı fark ettim. Bu kendime olduğu kadar onlara da haksızlık.

Bir süre için sizden ayrılıyorum. Mail ve fakslarınızı yine okuyacağımı ve yazıya başlar başlamaz dikkate alacağımı bilmenizi isterim.

Şimdilik hoşçakalın ve yokluğumda kendinize iyi bakın, olur mu?

DİĞER YENİ YAZILAR