Gözü görmeyen sürücüler

Tek gözü görmeyen sürücülerin Sağlık Bakanı'na yazdıkları mektup geldi bir süre önce. Daha doğrusu son zamanlarda sık sık gönderiliyor, gözüme ilişiyordu da ben ona ilişmiyordum, artık dayanamayacağım...

Haberin Devamı

Tek gözü görmeyen sürücülerin Sağlık Bakanı'na yazdıkları mektup geldi bir süre önce. Daha doğrusu son zamanlarda sık sık gönderiliyor, gözüme ilişiyordu da ben ona ilişmiyordum, artık dayanamayacağım.
Konu şu; Trafik Yönetmeliği'nde bulunan "görme derecesi ne olursa olsun, tek gözü göremeyene sürücü belgesi verilemez" hükmüne göre ehliyet alamayanlar bunun hukuka aykırı olduğunu ve manevi işkence gördüklerini söylüyorlar. Sağlık Bakanı'nın da bu konuda "yasakçı yönetmeliği değiştirmek üzere" girişimde bulunmasını istiyorlar.
Bu mektubun köşe yazarlarına gönderilme nedeni destek aramak ise ben ne yazık ki doğru kişi değilim. Söz ettikleri diğer ülkelerde bu durumdaki (yarı) görme engellilere nasıl ehliyet veriyorlar bilmiyorum. Ama bildiğim şu ki iki gözü de görenlerin senede 8-9 bin kişinin trafik kazalarında ölmesine neden olduğu bir ülkede bu isteğin gerçekleşmesi doğru değildir. Evet, şimdi "Ama biz daha dikkatli kullanırız araçlarımızı" dediğinizi duyar gibiyim. Belki de gerçekten öyledir ama bunun, benzetmeme kızmayın ama sağ bacağı olmayanların ehliyet almasından pek farkı yok (gerçi Türkiye'de onlar da araba kullanıyor ve kimsenin de bir itirazı olmuyor.) Ne kadar dikkat etseler de kusursuz şoförlük mümkün olabilir mi bu durumda?
Kaç çocuğun, öğrencinin, yaşlı, gözü bozuk ya da dikkatsiz sürücüler nedeniyle kendi servis aracı altında kalarak öldüğünü düşünün.
Ve asıl şunu; iki taraftaki dikiz aynalarından biri kırık olsa kaza yapmanın ne kadar kolay olduğunu... Tek bir saniyelik meseledir yandan geleni göremeyip ezmeniz.
Tek gözün göremeyişiyle, o yandaki dikiz aynasının olmayışı arasında fazla fark yok. İşte onun için ben görme engellilerin manevi işkencesi yerine, onların karşısına çıkacak olanların hayatına öncelik veriyorum. Bana ne kadar kızarsanız kızın, o yönetmelik maddesinin değişmesini istemediğim gibi diğer ülkelerden ehliyet alanlara da derhal engel olunması gerektiğine inanıyorum. Doğal afetler bile trafik kadar zarar veremiyor bu millete!
(Not: Beşiktaş taraftarı 12 yaşındaki kız öğrencinin 2002'nin son günlerinden birinde kamyon altında kalarak yaşamını kaybettiğini duyduktan sonra kararım daha da kesinleşti.)

IMF'nin yerinde olsam...
Bir çoğunun seçim malzemesi IMF'di biliyorsunuz. Uluslararası Para Fonu'nu Türkiye'den kovacaklardı, istemiyorlardı. O, Türkiye'ye yeni krediler açmak için şartlar ileri sürerken kafa tutuyor, fazla 'sıkıştırıldığımızı söylüyorlardı.
AB'nin "Reformlarınızı doğru dürüst yapın, uyguladığınızı görelim, ondan sonra gelin" çıkışına verdiğimiz öfkeli cevaplar gibi IMF'ye de öfke kusuyorduk. Sonra ne oldi? Temel'in dediği gibi "İnanmadınız, inanmadınız ne oldi?"...
Devletin küçültülmesini, lüks makam arabalarının satılmasını, lojmanların boşaltılmasını, masrafların azaltılmasını sağlamak, yolsuzluklarla mücadele etmek ve böylece verilen paraların tüketilmesini önlemek yerine bütün masrafların arttırıldığı, bu arada "Yapılması gerekenler... öncelikler" konusunda bol bol ahkâm kesildiği bir döneme girdik...
Lojman yerine kamu misafirhanelerine yerleştiler.
Yolsuzlukların önlenmesi için atılması gereken adımların başında gelen 'dokunulmazlıklar' konusu anında rafa kalktı.
O rafa kalkınca İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde, bugün halen Belediye'de iş başında olanların bile reddedemediği ihale yolsuzluklarının, zimmete para geçirmelerin dosyalarıda rafa kalktı.
Duble Yol (neden otoyol değil de duble yol o da bir başka soru) Projesi'nde "emanet ihale" uygulaması yapılabilmesi için kilometreler 749 milyar TL'lik parçalara bölündü. Dürüst insanların "helâl kazancı", o "hepsi başımızın tacı" dedikleri yatırımlardan gelen kazançlar partilere bağış gibi dağıtılmaya başlandı.
'Demokrasiyi geliştirme' sözü verenler, bunun ilk adımı olan "Siyasi Partiler" ve "Seçim" yasalarını da unuttular. %34 oyla Meclis çoğunluğuna sahip olmalarının tek nedeni olan Seçim Yasası'nı bundan sonra değiştirmeye yanaşacakları da şüpheli.
Türkiye'nin "2003 ve sonrası" için fal açmaya gerek yok. Yolun sonu açık seçik görünüyor.
Ben IMF ve Dünya Bankası' nın yerinde olsam tek kuruş vermezdim.
Hiçbir sözünde durmayan, eski hükümetlerden de aşın bir "başına buyruk siyaset" sergilemeye başlayan, üç kuruşluk imkânlarını har vurup, harman savuran, halk sefaletten inlerken fantezi yatırım(!)lar peşinde koşan bir borçluya daha fazla borç verilir mi?
Verilmez.
Onlar yine de veriyorlar. Dua edelim de fikir değiştirmesinler!

DİĞER YENİ YAZILAR