Görevini kötüye kullanma

Haberin Devamı

Gece yarısı, gün ortası demeden “istenen uygulamalar” sırayla tek tek yapılıyor. Seçimler daha da yaklaştıkça “sadece bir dönem daha milletvekili olacağım” sözleriyle birlikte (tam 14 yıldan söz ediyor aslında, sonra da cumhurbaşkanı olmaya gelecek sıra zaten) daha ne yasalar, ne emrivaki kararlar çıkacak ortaya kim bilir...

Başbakan “Partimin milletvekillerinin söylem birliğini zedeleyecek açıklamalarda bulunmasına doğrusu hoş bakmam. Çünkü ifadede bir cümle birlikteliğimizi bozar, biliyorsunuz ‘söz ola kestire başı’ olur ki biz buna girmek istemiyoruz” diyecek kadar demokrasiye inanan (!) biri olduğuna göre “çoğunluk” içinden tek bir aykırı ses de çıkmadan geçecektir her karar... Kim söylem birliğini bozacak, baş kestirecek konuşma yapabilir ki maazallah!.. (Başbakan’a “en demokrat” diyenler kimlerdi hatırlayamadım.)

Dün YÖK’ün “imam hatip liseleriyle meslek okullarına uygulanan farklı katsayıyı kaldırma kararıyla ilgili olarak” hem siyaset bilimcilerle, hem de hukukçularla konuştum...

Siyaset bilimciler “Çok meslek yüksek okulu yok ama yüzlerce imam hatip lisesi var. İmam olmak veya din eğitimcisi olmak isteyenlerin ilahiyat fakültelerine gitmesi için açılmıştır bu okullar, hukuk fakültesine veya siyaset bilimi fakültesine gitmesi için değil. Aynı şekilde meslek okulunu bitiren bir öğrencinin de kendi mesleğinin devamı yerine örneğin hukuk fakültesine gitmesi anlamsızdır ve sağlanmamalıdır. Ayrıca imam hatiplere ve meslek liselerine giden öğrenciler devlete düz liseye giden öğrenciden kat kat fazlasına maloluyor . Televizyonlarda ‘Daha Müslüman olanların hakim olmasında ne sakınca var’ şeklinde popülist konuşmalar oluyor. Bir din okulu eğitimi ancak daha çok bilgi edinmeye yarar, ibadet öğretir, insanların daha Müslüman veya daha Hristiyan olmasını sağlamaz. Toplumu şimdi de imam hatipler üzerinden bölmek son derece yanlıştır. Tartışma eğitim sisteminin çarpıklaştırılması açısından yapılmalıdır” derken...

DÜZ LİSELİ MAĞDURLAR

Hukukçular da çok ilginç açıklamalar yapıyor. Toparlarsak şöyle:

“İktidar bir yandan yargıyla uğraşırken bir yandan da eğitimi kullanarak istediği ’tek tip yönetici, tek tip bürokrat’ı yetiştirme çabasında... Ama AKP hakkında kapatma davası açılırken Başsavcı’nın dayandığı en önemli gerekçelerden biri ‘imam hatipler için katsayıyı kaldırma çabası’ydı. Daha önce, 2004’te bir yasa değişikliği yaparak katsayıyı kaldırmayı denemişler ve Cumhurbaşkanı Sezer’den geri dönmüştü.

Şimdi; Anayasa Mahkemesi oy çoğunluğuyla AKP’yi ‘laik sistemi ortadan kaldırmaya yönelik eylemlerin odağı’ olarak belirler ve bu faaliyetlerden birinin de katsayıyı kaldırma olduğu düşünülürken YÖK Başkanı’nın bu ısrarı, daha Kurul’a danışmadan, karar çıkmadan (bir üye bu nedenle YÖK’ten istifa etti) basına açıklaması odak sayılmaya neden eylemlerden birini ısrarla, bilinçli olarak gerçekleştirmesi demektir.

Bu durumda YÖK Başkanı’na ‘görevini kötüye kullanma’ nedeniyle suç duyurusu yapılması ihtimali yüksektir. Yine bu durumda ‘katsayılar aynı olunca benim yerim sıralamada haksız şekilde değişecek’ diyen mağdur öğrencilerin Danıştay’a dava açması da çok mümkündür.”

Görüldüğü gibi bu katsayı meselesi uzun yıllardır üstünde durulan, kapatma davasında iddianameye giren son derece önemli, çetrefilli bir konu ama artık YÖK’te Başbakan’ın istemediği “söylem ve eylem birliğini zedeleyecek” üyeler azınlıkta olduğu için demokratik şekilde (!) ve sorunsuz olarak çıkarılabiliyor.

Diyorum ya, sıra parti kapatmayı imkânsız kılacak Anayasa değişikliğine ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin de AKP tarafından seçilmesine geldi.

Ne güzel, yeni demokrasimiz vatana millete hayırlı olsun!

DİĞER YENİ YAZILAR