GORA ve Büyük İskender

Bugünden başlayarak yavaş yavaş sanata dönüş yapacağım ve asla gereksiz abartılar, övgüler dizmeden size düşüncelerimi ve eleştirilerimi aktarmaya çalışacağım

Haberin Devamı

Bugünden başlayarak yavaş yavaş sanata dönüş yapacağım ve asla gereksiz abartılar, övgüler dizmeden size düşüncelerimi ve eleştirilerimi aktarmaya çalışacağım. Övgü varsa bileceksiniz ki hakkıyla almıştır, eleştiri varsa yine öyle... Ama tabii, sonuçta bunlar benim görüşlerim, herkes (siz de) farklı düşünebilirsiniz ve buna saygı duyarım.

Kısacası ben bazı meslektaşlar gibi "eğer sivri akıllı değilseniz..., eğer her şeye bir kusur bulmuyorsanız..., eğer karamsar vb. değilseniz... mutlaka beğenirsiniz" gibi sözlerle herkesin benimle aynı görüşte olmasını beklemeye veya eleştirilerin önünü tıkamaya çalışmayacağım. Kendimize ait eserlerin tümüyle kusursuz olduğunu, onlarla hiçbir eserin yarışamayacağını iddia etmeyeceğim. Zira bu doğru bir yaklaşım olsaydı ne Broadway'de oynanan oyunlar için Amerikan gazete ve dergilerinde, ne de Londra'da, Paris'te, Roma'da, Viyana'da, Atina'da oynananlar için o ülkelerinkinde hiçbir eleştirinin çıkmaması gerekirdi.

Sanat eserlerinin yaratılması ne kadar önemliyse eleştirilerle geliştirilmesi de en az onun kadar önemlidir. Bununla birlikte eleştiri, elbette Şehir Tiyatroları'nda bazı sanatçıların oynanan eserlerin durdurulması için gösterdikleri çabanın adı da değildir.

Bugün GORA'dan söz edeceğim, oynamaya başladığında Londra'daydım ve sanıyorum oldukça fazla eleştiri aldı. Ben filmi Salı akşamı seyrettim ve çok beğendim.

Bridget Jones (2) filmine övgüler dizebiliyorsak, orada paraşütle atlama ve domuzların arasına düşme sahnesini, birinci filmin benzeri sahneleri, koca popoların sık sık yakın çekimle komedi unsuru olarak kullanılmasını beğeniyorsak GORA'yı çok beğenebiliriz.

Sadece karşılaştırma olsun diye söyledim, yoksa GORA başlıbaşına bir Peter Sellers veya Louis de Funes filmi lezzetinde. Bana her ikisini de anımsattı, özellikle Peter Seller'in Pembe Panter'lerini.

O filmlerde de sık sık değişen dekorlar, hızlı bir akış vardır. Dekorların, sahnelerin çoğu gerçek dünyayla bağlantınızı koparır. Örneğin Pembe Panterlerde sadece Inspector Clusoe'un oyununa, esprilerine kilitlenirsiniz. (Devam edecek)

Reddederim!
Değerli bir meslektaşımız dün köşesinden Türk medyasına veryansın ediyor, trafik suçlarına karşı cezaların arttırılması için kampanya halinde İsrarı sürdürmediklerini iddia ederek "AB'ye gireceksek önce medya bu kafayı değiştirmeli, ben her zaman bunu söylemişimdir" diyordu.

Önce bu iddiayı en azından medyanın bir üyesi olarak reddediyor sonra da nedenini açıklayarak küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum.

Sevgili meslektaşım bazen yazılarına yapılan itirazlan köşesine taşır bazen de 'hiç yapılmamış' farz eder, onun için isim vermiyorum. Ama... Kendisi Türk Ceza Kanunu tartışmaları sırasında önce "kadınların kendilerini kaçıranlarla veya tecavüz edenlerle evlendirilmeleri" konusunda harika yazılar yazmış, hak ettikleri şekilde cezalandırılmaları gerektiğini söylemiş, sonra bir gün fikir değiştirerek cezanın yeterli olmayacağına, asıl önemli ve öncelikli olanın eğitim olduğuna karar vermişti.

Bunu yaparken de "Bütün medeni ülkelerin çözümü aynıdır, önce ağır ve caydırıcı ceza getirir, sonra zaman içinde eğitimi de (TV öncelikli olarak) yaparsınız" diyenlere yine kızmayı ve onları "işin kolayına kaçmak" la suçlamayı unutmamıştı.

Olabilir, ben görüşlerine saygı duyduğum, aklına, deneyimine güvendiğim için bunu da kabul ederim (ama zamanında itirazımı da yaparım -ki yapmıştım.) Öte yanda ceza kanunları, "önce ceza" israrını yapanların çalışmaları sayesinde değişti. Trafik suçlarına verilen cezalar da ağırlaştırıldı. Bu israrı aylar boyu sürdürenler (hukukçular, STK'lar, bazı
yazarlar) arasında ben de vardım.

Şu anda yapılacak tek şey, yeni TCK'nın Nisan'dan önce uygulanmaya başlamasını istemektir. Başka bir itiraz da kalmadı ortada zaten!

DİĞER YENİ YAZILAR