Gizli odaklar ve demokratlık!

Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana görülmemiş bir vahşet Rahip Santoro cinayeti, Hrant Dink’e yapılan suikast ve nihayet Malatya olayı bir utanç duvarı olarak Türkiye’nin önüne dikilmiştir

Haberin Devamı

Malatya’da Zirve Yayınevi’ne düzenlenen insanlık dışı, vahşi saldırı Türkiye’de yaratılan kamplaşmanın boyutunu açıkça ortaya koyuyor. Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana görülmemiş bir vahşet Rahip Santoro cinayeti, Hrant Dink’e yapılan suikast ve nihayet Malatya olayı bir utanç duvarı olarak Türkiye’nin önüne dikilmiştir.

Bu olayların arkasında Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmemesini isteyen, buna neden olarak da din ve ırk üzerinden bölünmeyi, kutuplaşmayı kışkırtan, ülkeyi iç kavgaya götürmek için provokatif eylemler düzenleyen güçler mi vardır, salt cehalet mi yoksa cahil kafalara sürekli din düşmanlığı empoze eden gruplar mı hâlâ bilmiyoruz.

Hiç öğrenebilecek miyiz, onu da bilmiyoruz.

Bilinen bir şey varsa artık siyasetçiler başta olmak üzere devlet veya medya eliyle kutuplaşma yaratılmaması gerektiğidir.

Bir yanda Malatya cinayeti gibi dehşet olaylar gerçekleşirken bir yanda bakıyorsunuz ülkeyi yönetenler hâlâ; sessizce tepki yürüyüşü yapan dev bir halk kesimine “81 ilden bindirilmiş kıtalar” etiketi yapıştırmakla meşgul.

Hukuku en iyi bilmesi gerekenler “Dindar cumhurbaşkanı istemiyorlar” diyerek insanları din duyguları üzerinden bölmekle, kışkırtmakla meşgul.

Gerçekleri olduğu gibi veya hissettiği, düşündüğü gibi yazanlara anında mektuplar geliyor, örneğin dün bana gönderilen “Hangi gizli odaklar için çalışıyorsunuz?” gibi... Veya “Darbeci misin?”

“Darbe karşıtı mısın?”

“Bölücü müsün?”

“Dönek misin” gibi sorular.

Hay Allah müstahakınızı versin! Ne yazarsan yaz “kötü bir şey” oluyorsun... Birileri sana “Ordu için mi çalışıyorsun” diye sorarken ordunun andıçın da ismin “TSK karşıtı yazarlar” arasında çıkar. Aslında bu “hiç kimseci” olduğunun kesin bir kanıtıdır ama sana o mektupları döşenenler bilmez.

Sorun bunları yazanlara, kendini “demokrat” olarak tanımlayacaktır. Oysa dün Oktay Ekşi’nin “Demokratsız demokrasi” başlıklı yazısında tanımladığı gibi demokrasi “Evet diyenlerle hayır diyenlerin birlikte yürüttüğü bir sistemdir.” Herkesin görüşünü açıkladığı ve eleştirileri, tepkileri de olgunlukla karşılaması gereken bir rejimdir.

Bugün işinize gelen belli bir görüşü açıklarken alkışladığınız kişiye yarın farklı bir görüşten dolayı saldırıyorsanız kendinize “demokrat” demeye hakkınız yoktur. Olsa olsa “saygısız” veya “saldırgan” denebilir.

Sizi baş tacı eden kitlelere hoşgörüyle yaklaşırken tepki gösterenlere “bindirilmiş kıtalar” diyorsanız yine demokratlıkla ilginiz yoktur.

Ve tabii demokratlık bu maskenin altında gizlenip her fırsatta toplumu kışkırtmaya yönelik çabalar içinde olmak da değildir.

İnternetin sağladığı imkânla izlenemeyen bir takım örgütler bunu zaten fazlasıyla yapıyorlar. Din ve ırk üzerinden provokasyonların nerelere vardığı açıkça görülürken iktidarıyla, muhalefetiyle, medyasıyla ve bilinçli insanlarıyla her kesim dikkatli olmak zorundadır.

Avrupalı gazetecilerin Başbakan Erdoğan’a sordukları sorular da gösteriyor ki Türkiye’nin Batı’dan dışlanması ve karmakarışık bir Ortadoğu ülkesi olarak kaderine terk edilmesi için ortam neredeyse tümüyle hazır.

Biraz daha gayretle yazık olacak Türkiye’ye!

*****

En güzel fotoğraf!
Ankara’daki cumhuriyet mitingine ait çok güzel fotoğraflar çıktı. Bence elinde Atatürk fotoğrafı ve bayrakla ünlü tiyatro sanatçısı Ayten Gökçer’e ait olanı da bunlardan biriydi. Ayrıca sanatçıların kendi meslekleri dışında herhangi bir toplumsal sorunda vatandaş tepkilerini ortaya koyabileceklerini, duyarlılıklarını göstermesi açısından da (Türkiye’de pek görülmediği için) önemliydi.

Ama en güzel fotoğraf kareleri hiç şüphesiz Vatan muhabiri Burak Kara’nın Anıtkabir’de çektiği “Ağlayan Mehmetçiğin gözyaşlarını silen adam” kareleriydi. Gözyaşlarının ve vatandaşın samimi duygularının açıkça görüldüğü bu karelerle Burak Kara yılın fotoğrafı ödülünü almazsa büyük haksızlık olur.

DİĞER YENİ YAZILAR