Perşembe günü yazdığım "Psikolojik tecavüz" başlıklı yazıma okurlardan çok sayıda destek mektubu geldi. Aynı şekilde yazıyı okuyan ve her cümlesine katıldığını söylemek üzere arayan, birçok uluslararası yayın ve kitabın sahibi değerli hukuk profesörü Sefa Reisoğlu önemli bir açıklama yaptı.
Önceki gün gazetelerde gördük, gizli kamera kayıtlarını yaptığı yakın arkadaşları tarafından açıklanan (çok sayıda kişinin de bu kayıtları izlediği bildirilen) tavernacı gayet rahat bir şekilde "Kasetleri hırsızlar çaldı. Ben de onlara 'Size bir kuruş vermem, yenilerini çekerim' dedim" şeklinde konuşabiliyor. Yani ortada hiçbir üzüntü, pişmanlık yok. Olmamasının sebebi herhalde önce karakter, sonra TCK'da bu suçun karşılığının "ağır ceza" olarak bildirilen 200-300 milyon TL'yle sınırlı olması. Hapis cezasının ise henüz Adalet Komisyonu' nda beklemekte olan yeni tasarıyla gelecek olması. İşte "Uluslararası Boyutlarıyla İnsan Hakları" kitabının da yazan olan Prof. Sefa Reisoğlu bize tek cezanın bu olmadığını bildiriyor. Öncelikle insanların kişilik haklarının, onurlarının bu tür tecavüzlere karşı kesinlikle korunması gerektiğini belirten Prof. Reisoğlu 'Medeni Hukuk ve Borçlar Hukuku'na göre "gizli kamera kullanımı" gibi yollarla bu haklara saldırıda bulunanların çok büyük tazminatlar ödeyeceğini anlatıyor. Bu yasalara göre kasetleri çeken, izleyen, yayınlayan herkes aynı şekilde tazminatı ödemeye mahkûm edilebilir. Bu tazminatlar 100 ile 500 milyar TL. arasında değişiyor. Kasetteki görüntüleri yayınlayan dergi ve gazeteler ise tazminatı ödeyecekleri gibi, toplattırılmaları için mahkeme kararı çıkartmak da mümkün.
Toplum, kadınlara bu çağdışı yöntemlerle yapılan psikolojik tecavüzlere, özel yaşamlarının barbarca tahrip ve teşhir edilmesine sessiz kaldığı sürece, liseli erkek öğrencilerin bile kız arkadaşlarına "gizli kamera" tuzağı kurduğunu izlemeye devam edecek. Neyse ki şimdilik hiç değilse Medeni Kanun'un bu konuya eğilmiş olduğunu öğreniyoruz.
Sevgi Gönül'ün ardından...
Sevgi dolu bir gönülün insanıydı o... Her zaman gülen yüzü, sevgiyle ve tevazuyla parlayan mavi gözleri, hayata ve insanlara verdiği pozitif enerjiyle sıradışı bir kadındı.
Karşılaştığımız kısa zaman dilimlerinde benden de esirgemediği sevgi ve takdir ifadesi cümlelerini hatırlıyorum şimdi. Çoğu kez şaşırır 'Bu kadar kalabalık içinde bile herkese sevgi ve ilgisini belirtebiliyor. Ne zarif bir insan' diye düşünürdüm.
Onunla ilgili ikinci şaşkınlığım yazılarını okumaya başladıktan sonra olmuş, içimden "onu bir yazar olarak keşfettikleri" için Hürriyet'i hem kutlamış, hem de itiraf edeyim hafif bir kıskançlık duymuştum. Nefis bir üslup, hayatin içinden renkli konular, espri anlayışı, her şey o kadar yerli yerindeydi ki köşe yazısı yazmaya yeni başladığına inanmak güçtü. Tamamiyle yeteneğinin neden olduğu bir ilgi ile çok sayıda okur gibi bütün yazılarını okudum.
Hele sevgili eşi Doğan Gönül'ün arkasından yazdığı ve kendisinin de son yazısı olan "Veda yazısı"... Gerçekten de, Ertuğrul Özkök'ün dediği gibi bir başyapıt, sevilen bir eşin arkasından yazılabilecek olağanüstü bir yazıydı. Ne yazık ki onun yeteneklerinden yeteri kadar yararlanacak zamanımız olmadı. Bazı insanların ölümü sadece ailesi için değil, dünya için bir kayıptır. Dün başsağlığı dilemek üzere Koç Holding'e gittiğimde de aynı duygular içindeydim. Sevgi Gönül, içinde yaşadığı dünyaya hem yararlı olup, hem de renk katabilen özel bir kadındı.
Umarım şimdiye kadar eşiyle cennette buluşmuştur.
Gizli kameraya büyük tazminat!
Perşembe günü yazdığım "Psikolojik tecavüz" başlıklı yazıma okurlardan çok sayıda destek mektubu geldi.
Haberin Devamı

