Salı akşamı TV’de zap yaparak dolaşırken Kanal 24’te (deniz otobüslerinde devamlı bu kanal yayın yapar) üniversitelerde yapılan bir programa takıldım bir süre... Önce öğrencilerin olanca içtenliğiyle “yapılan konuşmalara duydukları öfkeyi” gayet açık şekilde ifade etmeleri, sonra da program moderatörünün onları sindirmeye yönelik “Çirkin konuşmalar bunlar. Saygıdeğer konuklarımız yazıyorlar, çiziyorlar, saygın isimler” benzeri cümleleri dikkatimi çekti.
İzledikçe, “yazan-çizen saygın isimler”den ikisinin BDP’den daha da radikal konuşmalar yaptığını, sorulan soruların ise “çanak”tan bile öte olduğunu gördüm.
Batı ülkelerinin de “terör örgütü” olarak tanımladığı ve “kınadığı” PKK onlara göre terör örgütü değil, gerilla... Hatta en kanlı cinayetleri de onlar işlemiyor, dinleseniz masum, kendi halinde bir sivil toplum kuruluşu adeta... Konuşma sırasında biri sanki Kürt vatandaşlar da terör örgütü üyesiymiş gibi “Her iki taraf da kanlarını helâl etsin” deyiverdi. İşte milleti bölen, düşman kutuplara ayıran, kışkırtan, cinini tepesine çıkaran, bu tür “kabul edilemez” lâfların uluorta söylenir olması...
“TERÖR YOK”MUŞ!
Birkaç gün önce bir köşe yazısında Sırrı Sakık’ın sözlerinden yola çıkarak ve ona hak vererek “Ama ordu da operasyon yapmasın, bakın PKK saldırmıyor” benzeri bir tavsiye (!) vardı. Ki bu yazıdan önce Samsun’da “Ahmet Türk’e atılan yumruk” olayının hemen arkasından yine Samsun’da (PKK elebaşlarından Karayılan’ın emriyle) 2 polis şehit edilmişti, Batman’da “devriye gezen” askerî araca teröristlerin açtığı ateş sonucu 1 astsubay şehit olmuş 2 asker ağır yaralanmıştı. Ondan önce PKK mayınlarıyla şehitler vermiştik, dün Şemdinli’de yine teröristlerin döşediği mayının patlaması sonunda 1 er şehit oldu, 1’i yaralandı.
Bu canice saldırı devam ederken, hem de hükümetin “Açılım yapıyoruz, demokratik hakları daha da arttıracağız” diye şarkıcısından edebiyatçısına herkesle görüşmesine, PKK’lı Karayılan’ın “Bir bakan bizimle açılımı konuştu” sözlerine (pes artık, insaf artık) rağmen terör aralıksız sürerken “PKK saldırmıyor, ordu operasyon yapmasın” ne demektir?
Bir yanda masum insanlara saldırarak katleden, ülkenin topraklarına mayınlar döşeyerek can alan azılı bir terör örgütü, öbür yanda bu saldırıları önlemeye çalışan ve görevini yapan askerlerini arka arkaya kaybeden TSK varken, “Taraflar; Türkler ve Kürtler, ikisi de kanlarını helâl etsin” gibi saçma sapan bir söz söylenebilir?
DİN KİMİN TEKELİNDE?
Bu arada açıkça iktidarın sözcüsü gibi davranan ve muhalefet partilerine saldıran, onları TSK ile birlikte hareket ediyor gösterip (Avrupa medyasına da pompalanan bu garip iddia kimin işine yarıyor), her türlü açılıma da karşı çıktıklarını anlatan konuşmalar, sorular sürdü. Örneğin; “Bahçeli ve Baykal’ın Doğu’ya gitmesini (sanki yanlışlıkla başka bir ülkenin topraklarına geçmişler gibi) hayretle karşılayan” soru veya Baykal’ın Kutlu Doğum Haftası nedeniyle Diyanet İşleri’nin toplantısında yaptığı konuşma için “Halka karşı kendi içinde de açılım mı yapıyor acaba, empati mi? Salonda da bu konuşmaya inanmayanlar oldu” gibi bir soru “soru” değildir efendim...
Aynen dinin, inancın kimsenin ve hiçbir partinin tekelinde olmadığı, her Müslüman’ın Hz. Peygamber’le ilgili konuşma yapabileceği gibi... Neden “kendi içinde halka açılım”, neden “empati”, neden inanmasınlar? O lider Müslüman değil mi, birileri buna mı karar verdi?
“Bahçeli ve Baykal’ın Doğu’ya gitmesi” ile ilgili soruya verilen cevabı yazarak bitireyim; sanki Doğu Kürtlerin, Batı Türklerinmiş gibi “Gitsinler tabii, Kürtler kötü davranmaz” dedi konuşmacı...
Geçen zamanın sonunda “kıssadan hisse” ise şuydu; genç öğrenciler doğruyla yanlışı net şekilde ayırabiliyorlar, hiçbir atraksiyon yanıltamıyor onları... Ama maalesef aynı şeyi herkes için söylemek mümkün değil.
Tekrarlaya tekrarlaya PKK’yı “azılı terör örgütü” olmaktan çıkarıp “Kürtlerin temsilcisi” haline getirmeye başladılar bile!
Skandal yeter, adalet istiyoruz!
Odakika ağlamaya başladım, o iki kedinin fotoğrafını gördüğüm anda... Dişi kediye araba çarpmış yerde yatıyor, erkek kedi başında kalbine patisiyle masaj yapıyor ve kimseleri yanına yaklaştırmıyor...
Kedilerin fotoğrafının yanında ise Hatay’da Firdevs Nar İsimli “öğretmen” sıfatı taşıyan bir “hasta”nın 6 yaşındaki ana sınıfı öğrencisine “kızdığı için yere yatırıp kafasına bastığı” fotoğraf vardı. Bir kediyi düşünün, bir de bunu, hangisi daha “insan” sizce?
Ve aynı gün gazetelerde Siirt’te ilköğretim okulu öğrencisi 7 ÇOCUĞA: aralarında okulun müdür yardımcısı, esnaf, hacı yaşlı adamlar (“dede” diye yazmışlar, dede sevimli bir tanım, bunlar layık değil), bir asker ve bir polisin de bulunduğu 100 kişinin iki yıldır tecavüz ettiği haberi... Çocuklardan bir kısmı yoksul ailelerin çocuklarıymış.
Toplum vicdanı artık dayanacak halde değil. Bu öğretmen gibi çocukları döven mahluklara da, çocuklara tecavüz eden alçak, ahlaksızlara da en ağız cezalar verilmek zorundadır.
Bir yanda; yüksek mahkemeleri de siyasi gücün emrine alacak adımlardan ve diktatörlüğün yolunu açacak başkanlık sistemi tartışmalarından başka gözü hiçbir şey görmeyen hükümet, diğer yanda vahşetin pençesinde kıvranan bebekler, çocuklar ve “ölüme mahkûm edilmiş” aileleri...
Hükümetin (örneğin Kadın ve Aile, Milli Eğitim Bakanlıkları) yukardaki iki olayın sorumlularının en ağır şekilde cezalandırılması için “bu davanın da savcısı” olmasını bekliyoruz. Yönetmek için geldilerse toplumu bu vahşete, adaletsizliğe terk etmeye hakları da yoktur.

