Konya’da kaçak Kur’an kursu olarak kullanılan kız öğrenci yurdundaki patlamada sorumluları suçlayanlara bile kızanlar çıkacaktır biliyorum.
Tahmin değil bu, eminim çünkü bugüne kadar dinle bağlantılı birçok olayda örneklerini gördük.
Bizler elbette olay depremle de, “sel”le, orman yangınlarıyla da ilgili olsa, kaçak ve çürük yapılarla, hızlı tren faciasında olduğu gibi ihmalle de ilgili olsa yine aynı tepkiyi (ve her hükümet döneminde aynı şekilde) gösterip sorumluların cezalandırılmasını, devletin, hükümetlerin görevini yapmasını istiyoruz. Ama son yıllarda gazetecilerin olayları yorumlaması bile zorlaştı.
Konu bir şekilde dinle ilgili olduğu anda diğer konularda eleştiri yapılmıyormuş gibi bu tepkilere bile kulp takılabiliyor.
Oysa Türkiye’de trafikten tutun, açık bırakılmış kanalizasyon çukurlarına düşüp ölenlere kadar her tür kayıp bir ihmalin veya gerçeklere duyarsızlığın, uyarılara kulak tıkamanın ürünüdür.
Hükümetler asıl ve öncelikli ve de acil sorunları, sorumlulukları bırakarak oy uğruna yarattıkları yapay gündemlerle, karşılıklı atışmalar, polemiklerle ve bunlardan “galip çıkmak üzerine kurdukları siyasetleriyle” ülkeye zaman kaybettirmekten vazgeçmediler, geçmiyorlar.
Örneğin “yasa dışı Kur’an kursları açanlara ve buralarda çalışanlara verilen cezayı mümkün olduğunca hafifleten, bir anlamda bu kurslara serbestlik tanıyan, onları neredeyse yasal statüsüne sokan” kanunu o dönemde Cumhurbaşkanı Sezer veto etmiş ama daha sonra yasa Meclis’ten aynen tekrar geçirilerek kabul edilmişti.
“DİKKAT EDİN, DİNSİZ DERLER”
O günlerde TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı’nın “yasadışı kurslara hoşgörüyle bakılması” na gösterdiği tepkiye Başbakan Tayyip Erdoğan şu cevabı vermişti: “Dikkat edin, böyle konuşursanız size dinsiz derler.”
Bu son derece haksız ve “toplumu din üzerinden bölmeye en açık örneklerden biri olan cümle” beni çok etkilediği için hiç unutamadıklarımdandır. Zaten 23.07.2005 tarihinde yazdığım yazıda bu olayı değerlendirmiş, yanlışlığını vurgulamışım.
Durum böyle olup da, konuşması, uyarması gerekenler “dinsiz denmesin diye” susunca, “gerçekler, çıkarlar”a yenilince sonuç buralara varabiliyor işte... Acaba bu kayıplar yaşandığında o yanlışların farkına varılabiliyor mu inanın artık bundan da hiç emin değilim.
Şimdi “17 öğrenci ile bir öğretmenin öldüğü”, 29 kişinin de yaralandığı (ve Diyanet İşleri’nden izni olmadığı gibi, deprem ve itfaiye raporları da olmayan ama ne hikmetse Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından denetlenmiş) kaçak Kur’an kursundaki patlamada yaralı öğrencileri ziyaret edip fotoğraflar çektiren Nimet Çubukçu’nun “kaçak Kur’an kurslarını cezadan kurtaracak yasa değişikliği önergesinde” imzası var. Diğer gidenlerin ve başsağlığı dileyip üzüntü bildiren “devlet büyükleri” nin de değişiklik Meclis’ten geçerken oyu...
Türkiye’de böyle oluyor bu işler, hem felaketlere siz önayak oluyor, hem de sonunda siz üzüntü bildirebiliyor, ziyaretinizin takdirini bekleyebiliyorsunuz. Kimse de çıkıp size “Sorumlusunuz, bunun hesabını verin” diyemiyor... Demiyor... Yolunuza aynen devam ediyorsunuz.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, milyonlarca öğrencisi olan 7 bin 367 yasal, denetimli Kur’an kursu, 11 bin 682 eğitimcisi varken ve bu kurslar yaz-kış çalışırken, sanki bunlar yokmuş gibi “halkımız dinini öğrensin, kaçak kurslar açılsın” popülizmi yaparak kanun çıkaranlar ve bu yolla cemaatlerin, tarikatların oyunu kazananlar, uyaranları da “size dinsiz derler” diye susturanlar değilse kimdir bu facianın sorumlusu?
Her soruya “inandırıcı” bir kıtır bulanlar, buna da cevap bulacaklardır hiç şüphe yok.
Gerçekleri göremeyen ve her duyduğuna inanmaya hazır bekleyen “milyonlar” olduktan sonra...
Gerçekleri susturmanın dayanılmaz ağırlığı!
Haberin Devamı

