Gerçeklerden korkmayın Başbakan!

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan bir yandan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’da aday olmasıyla epeyce telaşlandığı görülen Kadir Topbaş bir yandan hırslarını medyadan alıyor ve her sıkıştıklarında yaptıkları gibi medyayı “taraflı davranmakla” suçluyorlar.

Başbakan daha da ileri giderek bir kez daha “kendisine ait olmayan” medya kesiminin gazetelerini almamak üzere partililerini boykota çağırıyor.

“Bunları bir de paramızla güçlendirmemizin anlamı yok” derken İsmet İnönü’nün “Benimle ilgili haberlere inanmıyorum ama başkalarıyla ilgili yapılan haberlere inanıyorum” sözünü de hatırlatıyor.

İsmet İnönü -her ne kadar siyasi hataları da olsa da- akıllı bir siyasetçiydi, böyle bir sözünü ben hiç duymadım ama varsa burada da hata yapmış demektir. Basından, gerçeklerden, eleştiriden korkmayan iyi bir siyasetçi, hele de başbakan böyle bir söz söylemez, aksine kulak verir, acaba nerede hata yaptım, düzeltebilir miyim diye... Onun için öncelikle Erdoğan’ın “medyaya açtığı savaşta” İnönü’nün bu sözünü kullanması yanlıştır.

Başbakan işine gelmediğinde medyayı kümelere ayırmayı ve kendisine ait olmayan kümeyi veya eleştiri yapan tüm yazarları toptan “kendisine belli bir sebeple düşmanlık yapan tek bir kesim” gibi göstermeyi seviyor. Daha doğrusu ancak böyle yaparsa halka “doğru eleştirileri yalanmış gibi” gösterebileceğini iyi biliyor.

Oysa, birçok konuda ve yolsuzluklar konusunda çoğu kez kendisine gözü kapalı destek veren yazarlardan bile eleştiri aldığını biliyor. Bu işler sırt sıvazlamakla, özel yemek davetleriyle filan sonsuza kadar yürümez. Bu ülkenin başbakanlarla, cumhurbaşkanlarıyla yakınlık kurmadan mesleğini “gerektiği gibi” yapan çok sayıda gazetecisi var. Öfkeye, hakarete, koca bir basını karalamaya gerek yok. Kartları ortaya döker, kozunuzu paylaşırsınız.

Deniz Feneri, Gazze, Ergenekon

Örneğin; bir yandan “devlet görevi yapan herkes yargıya hesap verebilmelidir” derken, muhalefet partisi liderlerini “çetecilik” le bile suçlayıp herkese hakaret ederken “milletvekillerinin neden hesap vermediğini, dokunulmazlıkları neden kaldıramadığınızı” halka açıklarsınız (bu arada medyaya destekten söz ederken Sabah ve atv’nin Çalık grubuna satılması için devlet bankalarından 700 milyon doların nasıl bir defada verilebildiğini de anlatırsanız fena olmaz.)

“Sokaklarda çamur yok, geç kalmışlar” diyorsunuz ama sokak dışında her alanda çamurdan geçilmiyor. Mesela “Kasım sonu gelecek” denilen Deniz Feneri dosyasının neden halâ gelmediğini, davanın açılmadığını, belediyelerinizde neden (başkanlarla belediye meclisi üyelerini birbirlerine düşüren) yolsuzlukların arkasının kesilmediğini anlatabilirsiniz. Şimdilerde aynen sizin gibi konuşup medyayı suçlayan Topbaş da kendi belediyesiyle ilgili iddiaları cevaplar.

Obama’nın Başkan olarak ilk konuşmasında söylediği “Her aileye kendini geçindirecek bir maaş bağlamak, halkın parasını en doğru şekilde kullanmak görevimizdir. Toplumla hükümet arasındaki güven ancak böyle oluşur” sözlerini bir Başbakan olarak neden sizden duyamadık, millet sıkıntı içinde iken sizler nasıl bu kadar zengin ve rahatsınız, onları açıklarsınız.

Gazze konusuna gelince... İnsanları yine “öldürülen masum çocuklarla, zulme seyirci kalmakla” gaza getireceğinize ana muhalefet partisi daha ilk başta “İsrail’i kınayalım” önerisini meclise getirdiğinde neden “Amerika’yı gücendiremeyiz” diye reddettiğinizi anlatırsınız.

Herkes biliyordu, sizden başka!

Bu sizin dediğiniz gibi “kınamayla geçiştirmek” değildi, Türkiye’nin tepkisini ortaya koyacaktı ama siz Başbakan gibi değil, yaklaşan seçim için puan toplamaya çalışan AKP Genel Başkanı olarak hareket ettiniz ve ortada bir “Hamas-El Fetih iktidar kavgası” olduğunu, bu kavga nedeniyle “kendi çocuklarının ölümüne sebep olduklarını”, Arap ülkelerinin bu gerçeği ve işin içinde “BM-İsrail-El Fetih” birlikteliği de olduğunu bildikleri için sustuklarını anlatmadınız.

Oysa bunları anlamak ve Başbakan olarak topluma anlatmak, ülke adına doğru bir dış politika izlemek görevinizdi. Filistin’e bir bütün olarak, gerçekleri ile bakmak yerine Hamas destekçisi gibi davranıp Türkiye’ye arabuluculuktaki konumunu bile kaybettirmekle, bütün Yahudi dünyasını karşınıza almakla büyük hata yaptığınızı kabul etmek kadar göreviniz.

BBC’nin “operasyonların üç hafta süreceğini söylemesine ve bunun tutmasına” şüpheyle bakmış:

“Bir şeyler döndüğünü, bunun çözülmesi gerektiğini” söylemişsiniz. Tahminleri tuttu çünkü Avrupa da, İsrail de, Mısır da, El Fetih de aynı bilgilere sahip. Neler olduğunu biliyorlar. Ya siz? Bir de... BBC’-ye kızarken Ergenekon operasyonlarını, gözaltılarını önceden bilen, isimleri vererek anlatan ve tutturan medya kesimine neden hiç eleştiri getirmediniz, araştırmadınız, soru önergelerini cevaplamadınız?

İnsan merak ediyor da...

*****

Hayrünnisa Gül’ün Suudi Arabistan’da ne işi var?

Cumhurbaşkanı Gül, yanında Maliye Bakanı Unakıtan ve Devlet Bakanı Şimşek’le beraber “Türk Suudi İşadamları Toplantısı” na katılmak üzere Suudi Arabistan’a gidiyormuş. Zaten Arap ülkelerinin kuyruğuna yapışmış vaziyetteyiz, bu nedenle artık Batı’dan koptuğumuz Ortadoğu ülkeleri klasmanına girdiğimiz yabancı basın tarafından da söylenip duruyor ama o apayrı bir tartışma...

Şimdiki tartışmamız bu geziye Hayrünnisa Gül’ün neden katılacağı... Orada ne işi var?

İktidara geldiklerinden bugüne kadar Gül’ün ve Erdoğan’ın eşleri hiçbir resmi geziden eksik kalmadılar. Hatta birçoğuna görülmemiş şekilde Erdoğan’ın çocuklarından katılanlar oldu. Oysa zaten bütün cumhuriyet tarihini inceleseniz hiçbir dönemde başbakan ve cumhurbaşkanı eşleri 2002’den bu yana olduğu kadar çok (onda biri bile yeterli) resmi ülke ziyaretlerinde “kocalarıyla tatile gidiyor gibi” yer almamışlardır.

Adeta onlarsız olmuyor.

Suudi kralın 30’dan fazla eşi varmış ve bunların en büyüğü Hayrünnisa Gül’ü ağırlayacakmış. Çok eşliliği (hele de 30 eşliliği) onaylamayan bir ülkenin devlet başkanı Kral’ı ve karılarını neden bu sıkıntıya sokuyor(!)?

Aile ziyareti mi yapılmakta, ev gezmesine mi gidiliyor? Resmi ziyaretlerde, toplantı gezilerinde ne işleri var? Yoksa eşlerini seyahatlere yalnız göndermekten mi korkuyorlar da kollarından çıkamıyorlar?

Ayrıca Gül ve eşi devlet parasıyla Kral ve eşine hediyeler götürecekmiş. Sonra da tabii karşılık olarak Kral gelirken “çok değerli” hediyeler, altınlar pırlantalar getirecek ve bu hediyelerin nereye gittiği (!) yine toplumdan saklanacak. Mehmet Yılmaz kaç kez sordu cevap gelmedi, geçen gezide Türkiye’de hangi değerde hangi hediyeler “devlet adına” verildi ve bunlar nerede?

Hayrünnisa Gül’ün bu gezide işi yoktur, yalnız olsa “bir toplantıda konuşma yapmak üzere giden” Cumhurbaşkanı’nın hediye götürmesi de gerekmez. Hele de bizim gibi “ayranı yok içmeye” durumunda bir ülkede.

Gül ile Erdoğan’ın bu “eşli gezi” konusunu ciddi şekilde düşünmelerinin ve vazgeçmelerinin zamanı geldi!

DİĞER YENİ YAZILAR