Yazımı yazdığım dakikalarda henüz Meclis’ten çıkacak karar belli değildi, konuşmalar yapılmaktaydı. Ama sonuç ne olursa olsun kararın, hükümetin Lübnan’daki durumu, tehlikeleri, diğer ülkelerin ne düşündüğünü, BM’nin asıl niyetini gizlediği bir ortamda çıkmış olacağı yadsınamaz.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül:
“Lübnan’a gidecek olan BM Barış Gücü’nün görevlerinin tek tek belirlendiğini, bunlar arasında ‘Hizbullah’ın silahsızlandırılması’ konusunun olmadığını ve belirlenmiş görevler dışında bir gelişme olursa zaten Barış Gücü’nün misyonunun sona ereceğini” ikna edici, yumuşak bir ses tonuyla anlatıyor. O arada, sık sık tekrarlanan bir cümleyi de vurguluyor:
“Büyük bir devlet olarak Ortadoğu’daki gelişmelere, sorunlara seyirci kalamayız.”
İç sesim anında bütün söylediklerine ama özellikle sonuncuya itiraz ediyor;
Peki, Türkiye’yi asıl yakından ilgilendiren, Kuzey Irak’taki gelişmelerden bire bir etkileneceği (nitekim sonuçta PKK’nın o nedenle güç kazanarak yeniden ve daha hızlı olarak cinayetlerine başladığı) bir savaşta neden seyirci kalmak için o kadar gayret ettiniz Abdullah Bey?
Neden o zaman partiniz bölündü, siz de karşı tarafın başını çektiniz ve sonuçta “Ne yapalım, Meclis iradesi böyle çıktı” diyerek kenara çekildiniz?
Bugün Türkiye’nin o nedenle yaşadığı acıların sorumluluğu mudur sizi bu kadar tedirgin eden?
Ayrıca, “BM tarafından görevler belirtildi” diyorsunuz... BM’nin Ankara’ya gönderdiği ve “Hizbullah’ın bertaraf edilmesi”nin de bu plana dahil olduğunu anlattığı belge neden yokmuş gibi davranıyorsunuz? Veya yine BM’nin “Barış Gücü gerekirse çatışmaya girer” şeklindeki açıklaması nasıl oldu da ortadan kalkıverdi?
ONUR ÖYMEN’NİN HARİKA KONUŞMASI
Ben deneyimli diplomatların görüşüne her zaman önem veririm. Ve Onur Öymen’in dün yaptığı konuşma her cümlesiyle önemsenmeyi hak ediyordu.
Hükümetin Lübnan-İsrail çatışması konusunda İran’ın, Lübnan’ın, İsrail’in gerçek açıklamalarını yansıtmadığını, bunun yerine “Barış Gücü’nden memnun olduklarını” tekrarlayıp durduğunu söyleyen Öymen “Büyük devlet” vurgulamaları için de “Türkiye’nin Roma’da yapılan Ortadoğu konulu toplantıya ve Helsinki’de aynı konuda AB dışişleri bakanlarının yaptığı toplantıya çağırılmadığını” hatırlatarak sadece “büyük devlet” mazeretiyle Ortadoğu’daki her ihtilafa müdahil olunamayacağını belirtti.
“Büyük devlet”in “önce kendi çıkarlarını gözeten devlet” olduğunu vurguladı.
ORTADOĞU’YA YENİ ŞEKİL!
Hizbullah’la çatışmalarda ölen yüzlerce ABD askerini hatırlattı. “Silahsızlandırma olmayacak” garantisinin bir komediden ibaret olduğunu söyledi.
Bugüne kadar hepimiz gerekenleri söyledik. Bundan sonrası için “hayırlısı olsun” demekten başka yapacak şey yok.
Umalım da kısa süre önce ABD Dışişleri Bakanı Condolezza Rice “Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmenin zamanı geldi” derken başlangıcın da böyle olacağını biliyor olmasın!
Ne demişler?
Kapana kısıldığımızı farketmedikçe kapandan kurtulamayız.
A. Conspiracy

