Enteresan röportajlar çıkıyor ve gerçekle hiç alakası olmayan çok şey söyleniyor ama bazıları anlatıla anlatıla öylesine bıktığımız velakin birilerinin hâlâ “anlamıyormuş gibi” yaparak yıllar önceki tezleri ısıtıp ısıtıp öne sürdüğü sohbetler ki inanın içim bayılıyor. Üzerinde tartışmaya elim gitmiyor.
VATAN’da Mine Şenocaklı’nın yaptığı röportajda Ayşe Böhürler ise yeni bir araştırma; Prof. Dr. Binnaz Toprak’ın 9 ilde 401 kişiyle yüz yüze konuşarak yaptığı ve “din-mezhep eksenli aşırı baskılar”ın dile getirildiği son kamuoyu araştırmasıyla ilgili görüşler bildirdiği için bazı noktalara değinmek istiyorum. Çünkü uzun bir röportajda, uzun cümleler arasında çok önemli noktalar gözden kaçabiliyor.
Ayşe Böhürler önce “Bir baskı varsa, hangi kesime yapılmış olursa olsun üzerine gidilmelidir” diyor. Daha sonra Prof. Toprak’ın araştırmasından çıkan sonuçları doğrulayan “işe alınmak için başını örtmek” gibi baskıları kendisinin de gördüğünü, bunun kişiliksiz bir davranış olduğu söylüyor. Ama o arada “baskı”nın tarifinde ve araştırmanın bazı sonuçlarını gözden kaçırmış olmak konusunda söylenecek şeyler var.
Mesela Böhürler görülen baskıların dindarların baskısının olmadığını, AKP veya Gülen cemaati ile de ilgisinin olmadığını söylerken raporun “1000 yıldan fazla zamandır Anadolu’da varolan İslâmı mevcut bir değer olarak kabul etmediğini” de satır arasında söylemiş. Söz konusu baskı “gerçek dindarlar”ın baskısı değil elbette, çünkü gerçek dindar kimseye ibadet baskısı yapamayacağını, böyle bir hakkın kendisine (hatta Hz. Peygamber’e bile) verilmediğini bilir.
Bunu yapanlar Kur’an’da mevcut olmayan görevleri kendine atfeden, bir takım cemaatlerin etkisi altında “Allah’la kul arasına birilerinin girme hakkı olduğuna” inandırılan, Takva filminde olduğu gibi beyni gerçek dinle alakasız, yanlış bilgilerle yıkananlardır.
Araştırma raporunun “İslâmı bir değer olarak kabul etmediği” sonucuna Böhürler’in nasıl vardığı anlaşılır gibi değil. Öte yanda (röportajda hiç dile getirmediği bir nokta) görülen baskının doğal bir muhafazakarlaşmadan çok AKP’nin hızla ve yıllardır yürüttüğü “partizan kadrolaşma”ya bağlı olarak ortaya çıktığı sonucu mevcut.
Anadolu geleneği mi?
Yani onun sık sık tekrarladığı veya ima ettiği “Anadolu’nun geleneklerine bağlı bir baskı” değil anlatılanlar... Eğer tümüyle öyle olsaydı araştırmayı yapan ekip konuşanları dinledikçe daha önce hiç duymadıkları, neredeyse panik ölçüsünde bir endişeye kapılmazdı.
Örneğin; Erzurum’da başı açık kadınların oruç tutmadığına inanıldığını, Malatya’da iş adamlarının işlerini yürütmek için Hac’ca gittiğini, Alevilerin korkudan Ramazan’da yemek yiyemediğini, bazı yerlerde oruç tutmayanların Alevi sayıldığını duyduklarında şaşırmaz, gelenek olduğuna göre bunları rapora almazlardı.
Herhalde “dinle baskı” konularında araştırmalar yapan bilimci veya gazetecilerin “Anadolu’daki gelenekler” hakkında yeterli bilgisi vardır.
Anadolu’da yukardaki türden baskılar ne zaman görülmeye başlandı ki gelenek sayılacak? Çoğumuz Anadolulu ailelerden geliyoruz, hangimiz ne zaman duyduk insanların namaz, oruç, baş örtüsü, Hac baskısı hissettiğini? Kaç yıldır duyuluyor içki içen veya oruç tutmayanlara saldırıldığını?
Araştırmada; Trabzon’da bir öğretmen “Ramazan’da ilköğretim hariç hemen tüm okulların kantinlerinin kapatıldığı, oruç tutmayan öğrencilerin bunu gizleme gereği duyduğunu” anlatmış ve “oruç tutmayanlara yönelik saldırılar oluyor, bunları görünce ülkemiz nereye gidiyor diye ürküyorsunuz” demiş.
Hakaret
Bir öğrenci üniversitede her yıl “oruç tutmadığı veya sigara içtiği için dayak yiyen arkadaşları olduğunu”, bir diğeri “iftar saatine denk gelen derslerin iptal edildiğini” anlatmış.
Bütün bunlar Anadolu’da eskiden beri; haydi diyelim 10-15 yıl öncesinde görülen şeyler miydi? Veya örneğin eskiden Cuma hutbelerinde “yılbaşını kutlamanın Hıristiyan adeti olduğu, içki içilip kumar oynandığı” söylenerek halk kışkırtılıyor muydu?
Gazdan (ve ihmalden) zehirlenerek ölen insanlar için çirkin yakıştırmalar duyulur muydu?
Çocuk tecavüzcüleri, uluslararası soyguncular “bunlar İslâmcıdır, ceza görmemeli” denerek siyasi güç tarafından korunuyor muydu?
Ne Anadolu’da ortaya çıkan baskıların ne de bu olayların “eskiyle, gelenekle” ilgisi yoktur, bunların hepsi yenidir. Anadolu geleneği bugüne kadar “dini siyaset malzemesi olmaktan” koruyan bir sigorta olarak çalıştı. Ama artık her koldan siyaset ve cemaat destekleriyle yayılan baskıya direnemiyor.
Bu gelişmelerin Anadolu geleneği olduğunu iddia etmek Türk toplumuna hakarettir bence...
Yarın devam edeceğiz...
Gerçek dindar baskı yapamaz!
Haberin Devamı

