George Bush'un iki dünyası

Avrupa ülkeleri kısa süre öncesine kadar Bush'un dış politikada yeterince aktif rol oynamadığından yakınırken şimdi Irak konusundaki kararlılığı karşısında ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar

Haberin Devamı

Avrupa ülkeleri kısa süre öncesine kadar Bush'un dış politikada yeterince aktif rol oynamadığından yakınırken şimdi Irak konusundaki kararlılığı karşısında ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar.

Örneğin Fransa ve Almanya gibi İngiltere'de de Bush'un BM Güvenlik Konseyi'nin kararını bile beklemeden savaşa başlayacağını açıklaması büyük tepki ile karşılanıyor. Her köşede sokak gösterileri var. Komedi programlarında Bush ve Blair sürekli "ti"ye alınıyor, Blair için "Bush'un Dışişleri Bakanı" esprileri yapılıyor.

Bu tepkilerin arkasında insanların asıl korkusu şu: Amerika bu güç gösterisini ne kadar ileri götürebilir? Bugün Avrupa'yı dinlemeden Irak'la savaşa girdiği ve bütün Ortadoğu'yu karıştırdığı gibi yarın hoşuna gitmeyen başka konularda benzer bir baskıyı istediği başka ülkelere de yapabilir ve dünya barışı derken barışı kendisi tehlikeye sokar mı?

The Economist'in çıkardığı "2003'te Dünya" dergisinde Başkan Bush'un bu yıl içinde nelerle karşılaşabileceği konusunda tahminler ve bazı analizler var. Bush'un "dünya polisi" rolünü kendisinden hiç beklenmediği kadar iyi oynadığından söz ediliyor.

Ve çok önemli (özellikle de Kemal Derviş'in yaptığı uyarıdan sonra daha önemli görünen) bizdeki hükümetlerin ders alması gereken bir saptama yapılmış: Demokrasi ile yönetilen ülkelerde seçilmiş liderlerin çoğu iki ayrı kişiliğe, çift yaşama sahip olarak ortaya çıkıyorlar. Bir an ülke çıkarları için mücadele verir, toplumun sesini duyurur görünürken ardından 'parti menacerleri'ne dönüşüyorlar. George Bush da bir istisna değil. Dünyaya karşı Amerika'yı temsil ediyor, teröre savaş açarak puan topluyor, öte yanda ise partisine daha önceki tüm başkanların yaptığından çok daha fazla maddi kazanç sağlayan etkili bir partizan lider durumunda.

Tahminlere göre 2003'te bu iki ayrı yüzün dengesini sağlaması çok daha güç olacak. Amerikan halkı 2004 seçimleri yaklaşırken Bush'un uygulamalarını çok daha sıkı takibe alacaklar.

Başlangıçta babasının dış politikaya ağırlık vererek ülke ekonomisini unutması sonucunda seçimi kaybetmesinden ders alıp tamamen farklı bir politika izleyen ve dış ilişkilerden çok ülkenin iç sorunlarını halletmeye yönelen Bush'un 11 Eylül'den sonra politikasını tamamen tersine çevirmesi, tahminlere göre onun da kaybı olacak.

Her ne kadar terör konusunda yaptıkları Amerikalılar'ın da destekledikleri bir dış politika ise de seçmen sonunda kendi yaşam düzeyinin kalitesi ile, ekonomi ile her şeyden fazla ilgileniyor. Ve bu açıdan bakıldığında Başkan Bush üçüncü yılında babasından daha iyi bir durumda değil.

İşte anlatılan bu. Tabii Amerikan toplumu gibi popülist konuşma ve uygulamalara prim vermeyen, dikkatle izleyen ve sadece sonuçlara bakan bir toplumla Bush'un işi zor. Ne savaş, ne terörle mücadele onu kurtarmaya yetmeyebilir.

Biz onlar kadar uyanık olabiliyor muyuz acaba, yoksa kandırılmamız çok daha kolay mı? Haydi biraz düşünelim...

Hepinizin mübarek Kurban Bayramı'nı en iyi dileklerimle kutluyorum.


Paraşüt
İki Karadenizli askerde paraşütçü olurlar, ilk arayışlarını yapmadan önce uçak içinde çavuş son açıklamayı yapar:

"Atladıktan sonra önce sağdaki ipi çekersiniz, eğer paraşüt açılmazsa bu kez soldaki ipi çekin, açılır. İndiğiniz yerde cip sizi bekliyor, biner geri dönersiniz."
Bunun üzerine ikisi de kendilerini boşluğa salarlar. İlk atlayan önce sağdaki ipi çeker, bekler paraşüt açılmaz. Sonra soldaki ipi çeker. Yine açılmayınca arkadaşına bağırır:

"Ula Aliii... Ha bu çavuşun iki deduyu da fos çıktu daaa. İster misun aşağıda cip de beklememiş olsun."

DİĞER YENİ YAZILAR