Kim ne kadar çabalarsa çabalasın Türk toplumunun her geçen yıl medeniyete biraz daha yaklaşması, insanıyla, çevresiyle, yasasıyla, uygulamasıyla giderek kalitesini artırması çok zor görünüyor. İşin asıl üzücü yanı bu tahmin kötümser bir bakışın sonucu da değil. Tarafsız ve hatta iyimser olmaya çalışan bir bakışla görülen tablo...
Bakalım Cumhurbaşkanı ile Başbakan barışmışlar mı? Haftalık görüşmeler başlamış, sorunlar tartışılıyor mu? Yoksa hâlâ birbirlerine mazeret mi bildiriyorlar? Büyük ihtimalle hâlâ "sonuncu şık"tayız.
Peki Cumhurbaşkanı ile Başbakanı kavgalı bir toplumdan hayır bekleyebilir misiniz? En iyimser bakışla cevaplayın lütfen, bekleyebilir misiniz?
Hükümet üyelerinin her konuşmalarında kendi partilerinden ve görüşlerinden olmayanları dışladığı, onlarla inatlaştığı, her cümlelerinde sadece geleceğe yatırım siyasi mesajlar verdiği bir ülkede iyi niyetten, dostça duygular geliştirmekten söz edebilir misiniz?
"Milli Eğitim" bakanlarının ilk uygulama olarak üniversitelerle, rektörlerle kavgaya tutuştuğu, kendi görüşü dışında kalan rektörleri silmek için çalıştığı bir ülkede üniversite gençlerine pozitif duygular taşımayı, çözümleri sükûnetle, ortak çabalarla, uzlaşma ile bulmayı öğretebilir misiniz?
Nasıl bakarsanız bakın, gözlerinizi ister kısın, ister açın, isterseniz şaşı bakın bu soruların cevabı "hayır"dır. Zaten bu nedenle toplum gözlerini (ve kulaklarını) kapalı tutuyor. Bir açsa o zaman İtalya'nın AB'den Sorumlu Bakanı'nın sözlerini de görecek ve duyacak:
"Türkiye'nin kısa vadede AB'ye girmesi imkânsız gibi... Ya girdikten sonra radikal İslâm ülkeyi kontrol altına alırsa? Ya askeri darbe olursa..."
İşte üç cümle ile Türkiye'nin dışardan nasıl göründüğü...
Ve bu sözler aslında Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen bir ülkenin bakanından çıkıyor. Yani entellerimiz, dantellerimiz, uyuyanımız, iktidar destekçimiz ne derse desin, ortada bir "radikal İslâm" ve "darbe" korkusu hâlâ mevcut.
AB'ye girdikten sonra da mevcut!
Yalancı olan kim?
İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile yaptığım konuşmadan söz ettiğim dünkü yazım üzerine Milli Eğitim Bakanlığı'ndan Alemdaroğlu'na bir... bir... ne diyeyim ben şimdi?.. Bir, baskı mektubu gitmiş. Başka bir adı yok ki bunun açıkça baskı.
Rica ettim bana faksladılar. Şöyle diyor:
"14 Temmuz 2003 tarihli VATAN gazetesinin dördüncü sayfasında Ruhat Mengi'nin köşesinde size ait olduğu iddia edilen ifadelere yer verilmiştir."
Dikkat edelim bu ifadede "yalan haber" iması var.
"Makalede Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'e atfen 'Milli Eğitim Bakanı AKP Hükümeti'nin amaçları önünde bizi önemli bir engel olarak görüyor. Bizi yıpratıp meydanı boşaltırsa türban sorununu çözeceğini sanıyor. YÖK'e ve Kemal Gürüz'e hakaretler yağdırdığı, 'Türban Allah'ın emridir, bu sorun çözülmelidir' dediği konuşmalarını kendilerine hatırlattığımızda 'Onlar muhalefette söylediklerim' diyor, dışarı çıkıp aynı sözleri tekrarlıyor. Her an başka bir yalana başvuruyor' ifadelerine yer verilmiştir. Söz konusu ifadeler size ait değilse (yazar yalan söylüyor. R.M.) tekzip yayınlatmanız isteğimizdir. Aksi takdirde yasal yollara başvurulacaktır. Saygılarımızla.."
Şimdi... Önce şunu açıklayayım ki Rektör Kemal Alemdaroğlu tekzip yayınlanmasını istemediğini söyledi, çünkü bu konuşma aynen olmuştur.
Aynca Sayın Alemdaroğlu anlatılanların 140 kişinin gözü önünde olduğunu da belirtiyor.
Sonra... Milli Eğitim Bakanı bir rektörün, kendisini "söylediklerini inkâr etmekle" veya "yalana başvurmakla" suçlamasından yasal yola başvurmakla tehdit edecek kadar rahatsız oluyor da kendisi nasıl böylesine rahat ve emin şekilde bir köşe yazarını yalan haberle suçlayabiliyor? Bırakın 15 yıldır tek bir kez bile "yalan haber"le suçlanmamış bir yazara söylenmesini, herhangi bir vatandaşa karşı bile bu hakkı kendilerine kim veriyor?
Rektörlerin söyledikleri bilinen şeyler, insanlar bu konuşmaları, inatlaşmaları, konuşup konuşup ardından yalanlamaları duyuyor, görüyor. Radikal İslâm tehlikesini bize Avrupa hatırlatıyor.
Hükümet artık çok dikkatli olmalı!
Genlerine nefret işlenen bir toplum!
Kim ne kadar çabalarsa çabalasın Türk toplumunun her geçen yıl medeniyete biraz daha yaklaşması, insanıyla, çevresiyle, yasasıyla, uygulamasıyla giderek kalitesini artırması çok zor görünüyor
Haberin Devamı

