Genelkurmay Başkanı'ndan habersiz darbe plânı

Haberin Devamı

Dün yazılarımızı bitirdiğimiz saatlerde Balyoz soruşturması kapsamında 102 sanık hakkında yakalama kararı çıktığı haberi geldi.

Aralarında eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Özden Örnek, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın da bulunduğu tam 102 kişi...

20 Temmuz Salı günü Milliyet’te çıkan “Hiyerarşi dışında darbe plânlandı” başlıklı haberde; “İddianameye göre kendisine Balyoz Komutanlığı adını veren yapılanma, dönemin Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının bilgisi dışında darbe amacıyla harekete geçti.

Dönemin Harp Akademileri Komutanı İbrahim Fırtına ve Donanma Komutanı Özden Örnek ile de bu konuda anlaşma sağlandı” diyordu. Aynı haberde “İrtica ile Mücadele Eylem Plânı”nı hazırladığı söylenen Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek’in de “Balyoz sanıkları arasında yer aldığı” ve aralarında bu isimlerin bulunduğu 196 sanığın “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” suçundan 15 ile 20 yıl arasında hapis cezasına çarptırılmalarının istendiği bildiriliyordu.

Ortada çok tutarsızlık var ama bazıları artık had safhada...

En önemlisi, orduda görev yapmış olan ve hiyerarşik yapıyı iyi bilen birçok kişinin de vurguladığı gibi; böylesine büyük çapta, yüzlerce askerin karıştığı bir darbe plânlaması varsa, hele de kendine Balyoz Komutanlığı adını verecek kadar örgütlü bir çalışma yürütülmüşse bunun dönemin Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök ile kuvvet komutanlarından habersiz yapılamayacağı...


ONLAR KORUNUYOR MU?

Nitekim -hatırlatayım- dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman “Bu konuyu kendisi ile birlikte en iyi Hilmi Özkök’ün bileceğini” söylemişti. Çetin Doğan defalarca “Hilmi Özkök bildiklerini açıklasın” demişti. Ama Özkök bu sözlere öfkeli cevaplar dışında ciddi bir karşılık vermedi.

Daha önce sorulduğunda ise bildiğiniz “Vardır da diyemem, yoktur da diyemem” benzeri açıklamaları espri havasında yapmıştı.

Şimdi madem ki cezaevinde sivil/asker yüzlerce kişi tutuklu bekletilmektedir ve 100’den fazla kişi hakkında yakalama emri çıkarılmıştır, öfkeye de, espriye de yer olmadığı ortadadır. Özkök ile Kuvvet Komutanları’nın “kendi sorumluluklarındaki ordu”da hazırlandığı iddia edilen darbe plânlarından habersiz olduklarını söylemek de ancak “Onlar korunuyor mu” sorusunu akıllara getirir.

Aytaç Yalman “En iyi biz 4 kişi biliriz” derken neden kendisinin ve Hilmi Özkök’ün adını telaffuz etmişti?

Çetin Doğan neden “Hilmi Özkök bildiklerini açıklasın” dedi?

Yüzlerce kişi tutuklanıp TSK kurum olarak okka altına gönderiliyor, köşeye sıkıştırılıyorsa onların konuşacağı gün gelmiştir artık...

MAHKEME NE DEMİŞTİ?

Kısa süre önce emekli Org. Çetin Doğan 2’nci kez tutuklanıp 2’nci kez serbest bırakıldığında mahkeme (o ve birlikte serbest bırakılanlar için) tahliye kararının gerekçesinde “Darbe plânlandığı ile ilgili yeterli bilgi olmadığını ve kaçma ihtimalinin bulunmadığını” açıklamıştı.

Bu arada hangi somut bilgiler alındı ki (avukatı dosyaya ilave olmadığını söylüyor) 3’üncü kez yakalama kararı çıkarıldı? Bu kadar kısa süre içinde ne oldu ki “kaçma ihtimali bulunduğuna” karar verildi? (Daha önce Kuvvet Komutanları da ‘kaçma ihtimali olmadığı için’ sorgulanıp bırakılmıştı.)

Aradan 7 yıl geçtikten sonra ve yukardaki gerekçelere göre bu insanlar niçin tutuklanmadan sorgulanamıyor?

Askeri Mahkeme; Dursun Çiçek’in “İrtica ile Mücadele Eylem Plânı’nı 2007’deki YAŞ toplantısı sonrasında hazırladığını tespit ettiğine göre o 2003’teki Balyoz’a nasıl katılmış oluyor?

Her konuda olayların çorba olmasına alıştırıldık ama burada yine “referandum”la ilgili “mağduriyet tazeleme”yi düşündürecek çok fazla soru işareti var.

Bütün bunlar olup biterken Anayasa değişikliği ile yüksek yargının bağımsızlığının da gidecek olması ne kadar önemli, izleyin ve siz düşünün.



*****



Gözyaşı tartışması

Medyada “12 Eylül’le ilgili konuşma sırasındaki gözyaşları samimi mi, değil mi tartışması yapılmakta.

Aslına bakarsanız son yıllarda siyasetçilerden o kadar çok ağlama seansı izledik ki (Baykal olayında da evinin kapısı önünde ağlayanlar vardı) ben samimi mi, değil mi tartışmasına girmeyeceğim.

Siyasetin içine doğmuş biri olarak siyasi gözyaşlarının hiçbirine inanmıyorum. Ama asıl önemli olan samimi olması, olmaması değil ayıp olmasıdır. Koca koca devlet adamlarının ağlaması ayıptır o kadar.

Hani “Erkekler ağlamaz”dı, hani bugünlere kadar bize bu masalı anlatıp durdular... Geldiğimiz noktada en çok erkekler ağlıyor.

Yetti artık, buna son versinler!

DİĞER YENİ YAZILAR