Vatan’da Mine Şenocaklı’nın “Genç Siviller” le yaptığı röportaj yine çok ilgi çekiciydi. Okurken ilk bakışta onlara hak vereceğiniz söylemler vardı. Ama...
Ama dikkatle okuduğunuzda hem terör propagandası yaptıklarını, hem de Kürtleri “ezilmiş, konuşamayan nüfus” olarak gösterdiklerini görüyordunuz.
Bugün yalnız AKP’nin içinde 100’e yakın Kürt milletvekili varsa, Meclis’te bir Kürt Partisi varsa (azılı bir terör örgütüyle resmen bağlantılı olduklarını söylemelerine rağmen, öyle ya da böyle TBMM’ye girmişlerse, terör örgütü ve elebaşısı için açıkça af isteyebiliyorlarsa), Meclis Başkanlığına kadar çıkan Kürtler olabiliyorsa, Turgut Özal gibi “annesinin Kürt olmasıyla övünen” cumhurbaşkanları olmuşsa, kültürel/demokratik haklarının çoğu verilmişse bu ülkede Kürtlerin ezilen bir kitle olduğunu iddia etmek yanlıştır ve haksızlıktır.
Doğu ve Güneydoğu’ya bugüne kadar gereken ilginin gösterilmediği, gerekli yatırımlar yapılarak kalkındırılmadığı doğrudur ama ezildikleri, konuşamadıkları, baskı altında oldukları doğru değildir.
Bugün sorunlar çıkıyorsa bunda “Kürtlerin temsilcisi” olduğunu iddia edenlerin -sorunlarına Meclis’te çözüm arama imkânları varken- kışkırtıcı, devletle kavga eder tutumlarının rolü nedir onu iyi düşünmek lâzım.
Eğer terörün gölgesinde, onu şantaj gibi kullanarak bir dayatma yapılıyorsa demokratik, barışçı bir çözüm ortamı baştan yok edilmiş demektir.
Bu Genç Siviller’in dağa çıkan, terörist olmayı seçenlere sempati duymalarına ve duyurmaya çalışmalarına gelince... Cellat benzeri bir yaşamı tercih edenlere ancak bu zorla dayatılmışsa, kafasına silah dayayarak götürülmüşse anlayış gösterilebilir.
Aksi takdirde, bütün katillerin, suçluların kendine göre bir nedeni olduğunu düşünerek hepsine anlayış ve sempati göstermek gerekirdi ki hukuka filân gerek kalmazdı.
Bunları 11 Ekim Pazar günü TV’de Her Açıdan’da Özgürlük ve Demokrasi Partisi Genel Başkanı Ufuk Uras’la da konuştuk, tartıştık. DTP Kongresi’nde yaptığı destekleyici konuşmaya rağmen “terör” konusunda onun da aynı görüşte olduğu ortadaydı.
Terörü, teröristi desteklemekle Kürtleri ve onların haklarını savunmak arasında ciddi bir fark olduğunu herkesin, “genç/yaşlı tüm sivillerin” de görmesi gerekiyor.
Görmediğiniz zaman işte böyle teröristle ilişkide olanlar Meclis’inize ve ordunuza kadar giriyorlar ve siz de bakakalıyorsunuz.
Siyasette duygusallığa yer yoktur!
(Not: Bu arada, aynı gruptan Maide Coşandal’ın “Bu ülkede sevilmeyen ne varsa ben oyum; Kürdüm, Arabım, kadınım, örtülüyüm” lâfının başlı başına bir yalan olduğunu da görmek gerekiyor. Hepsi yalan ama örtülü kelimesi daha da yalan. Bu ülkede çok sayıda örtülü kadın yaşıyor. Sorun olan “kamusal alanda örtü” dür. Ve bir de siyasi İslâm’ı yaymak için alet olarak kullanılan örtü... İnançla ilgisi yok!)
Bush hak ediyor, ya biz?
Başbakan Erdoğan’ın Bush’la görüşmesinde her yolu denediğini ve hatta “Siz Teksaslı’ysanız ben de Kasımpaşalı’yım” dediğini söylemesi enteresan bir ayrıntı gerçekten...
Partisinin Merkez Yürütme Kurulu’nda yaptığı bu konuşma mutlaka partililerin ilgisini çekmiş ve bol alkış almıştır.
Her ne kadar diplomatik bir görüşmede ABD Başkanı “Ne alâkası var şimdi bunun” diye düşünebilirse de; 1) Bush bunu anında düşünecek kadar zeki olmadığı,
2) Oturuşundan konuşmasına, yüzündeki ifadeden Egemen Bağış’a karşı davranışına kadar laubali bir tutum içinde olduğu için “hak etti bunu” denebilir.
Ama... Aynı “Kasımpaşalı” tavrını Türkiye içinde sürdürünce olmuyor. Ortada damadının çalıştığı firmanın Kuzey Irak’ta iş aldığı söylentileri dolaşıyor. Muhalefet Partileri halk adına bunu veya iktidarla ilgili diğer soru işaretlerini sorabilecek, sorması gereken kurumlardır. Basın da aynen öyle...
Nitekim aynı basın Güneydoğu’daki askerî birliklerde strateji hataları olup olmadığını da tartışıyor ama ordu susturmuyor. Zira soruların cevaplanması gerekir.
Onun için muhalefet sorunca onu kötülemek, kötülemeyi bırakın hakaret etmek, sonra basına dönüp “Onlar da sermaye arıyorlar” gibi anlamsız suçlamaların arkasına saklanmak çok ayıp oluyor.
Kendisi “ispat” istemiş, peki basının bu genellemeye “iftira” diyerek ispat isteme hakkı neden olmuyor acaba?
Bu soruların benzerleri şüphe durumunda kendisinden önceki başbakanlara, bakanlara da soruldu.
Erdoğan, ailesi ve diğer konulardaki soruları Kasımpaşalı tavrını bırakarak açıkça cevaplamak zorundadır.

