Dün bazı kamu kuruluşlarında memurlardan “attıkları oyu cep telefonları ile görüntülemelerinin” istendiğini, aksi takdirde “başlarına iş açılacağının” söylendiğini ve bir de sandık başında neler olabileceğini yazmıştım.
Bu konulara dikkat çektiğim için teşekkür edenlerin yanında “nedense” kızan çok sayıda mail aldım. Kızanların çoğu sandık başkanlarının kamu görevlileri arasından seçildiğini ve önceden kendilerine bildirildiğini, seçim günü “erken giden sandık görevlilerinin başkan olamayacağını, oyların ise dikkatle toplanıp YSK’ya teslim edildiğini, kaybolamayacağını” söylüyorlar.
Ama bazıları da gelmeyen sandık başkanı veya görevlisi olursa seçim öncesinde orada sandık kurulu üyeleri arasından seçilebileceğini bildiriyor. Bunları yazanların hemen hepsi daha önceki seçimlerde sandıkta görev yapmış olan okurlarımız.
Yazdığım “sandık başı olayları”nı bildiren kişiye isteyen istediği gibi kızmakta serbesttir ama “bu tür olayların Türkiye’de hiç olmadığını ve olamayacağını” söyleyenlere de kusura bakmayın ama ben inanmam. Özellikle de 25 yıl milletvekili ve senatör olarak çalışmış bir siyasetçinin kızı olarak inanmam. Türkiye’de her an her şey ( “bu hiç olmaz” denenler de) olabilir.
İşte bir örnek; Şanlıurfa’nın Birecik İlçesinden gönderilen bir mektubun sahibi kendisinin bir devlet dairesinde çalıştığını, ilçe seçim kurulu tarafından sandık başkanı olarak görevlendirildiğini, bu görevi istemediğini belirtmesine rağmen “Kaymakamlığın emri olduğu ve yapmak zorunda olduğu”nun kendisine bildirildiğini anlatıyor.
“Sırf devlet memuru olduğu için” bu göreve zorlanmaktan hiç hoşnut değil. Diyelim ki o veya onun gibi hissedenler arasında gitmeyenler oldu (hastalanır ya, ne denebilir ki) hemen yerine sandık görevlilerinden biri başkan seçilecektir. Demek ki “olamaz” diye bir şey yok.
Daha önceki seçimlerde çöplüklerden çıkan binlerce oyun görüldüğü bir ülkede “her şey olabilir” diyerek ihtimalleri sıralayanlara kızılamaz.
YSK TELEFON YASAĞINI REDDETMİŞ!
Genç Parti Genel Başkan Yardımcısı Emin Şirin’den dün aldığım bir mektup ve ilişiğindeki açıklama “sandığa cep telefonu ile gidilmesine” bir engel konmayacağını gösteriyor.
GP 14 Haziran’da YSK’ya “seçmenin sandığa fotoğraf makinesi ve cep telefonu ile girmesinin yasaklanması” için müracaat etmiş. Yüksek Seçim Kurulu’nun cevabında ise kanunda ve genelgelerde belirtilen yasakların dışında yeni bir düzenleme yapılmayacağı bildiriliyor.
İyi ama son ÖSS’de de görüldü ki gelişen teknoloji ile kanun, kural dışı her türlü uygulama, hile yapılabiliyor. Cep telefonu ile atılan oyun görüntülenmesi daha önce akla gelmediyse şimdi gelmek zorunda.
Bu tür bir baskı milyonlarca devlet memurunun özgür seçim hakkını elinden alabilir.
Yeni düzenleme yapmayacaklarsa bu ihtimali nasıl ortadan kaldırabilirler onu düşünsünler.
Artık uzaktan izleyen bir gözcü mü koyarlar bilemem ama bir çare düşünmeleri gerekiyor.
Baraj nasıl aşılır?
Türkiye’de her şeyin bir kolayı, bir oluru var nasılsa... Örneğin; baraj atlamanın kolayı daha önce işe yaradığı görülmüş bir taktiği tekrarlamak. Dini duyguların siyaseten kullanılmasının oy getirdiği görüldüğüne göre aynı yola girivermek...
Demokrat Parti Genel Başkanı Mehmet Ağar seçim bildirgelerini açıklarken “iktidar oldukları takdirde üniversitelerde türbana izin verileceğini” sık sık tekrarlıyor.
Üniversite ve iş yerlerinde “hizmet alan” kişilerin kıyafetlerine karışılmaması ideal bir çözüm olurdu. AKP hem hizmet alan, hem de verenlerin türbanlı olabilmesini istiyor. Karşılaştırma yaptığınız da DP’nin daha “tartışılabilir” bir çözümden söz ettiğini söylemek mümkün.
Ama bunu ilk kez onlar söylemiyorlar, basında, televizyonlarda birçok kez tartışıldı, bizler de tartıştık... Bununla birlikte laikliğin devlet alanlarında dini simgelere hiçbir ayırım yapmadan izin vermemesinin nedeni de bize defalarca hukukçular tarafından hatırlatıldı.
Bugün “hizmet alan”lara izin verilmesi onbinlerce hizmet alan “hizmet verecek” duruma geldiğinde tartışmayı o boyuta taşıyacağı için böyle bir ayırım yapmak mümkün değil.
Anayasa maddesi gibi yorumlanan Anayasa Mahkemesi kararları, Danıştay’ın kararları, AİHM kararları da ortada...
O zaman Mehmet Ağar nasıl bir çözümle AKP’nin 2/3 Meclis çoğunluğu ile yapamadığını yapacak, onu da açıklaması gerekiyor.
2000’li yıllarda bile hâlâ din üzerinden oy avcılığını sürdürdüklerine, insanları gerçekleşmeyecek ve ülkede daha ciddi sorunlara yol açacağı görülen, bilinen vaatlerle oyaladıklarına göre çözümlerini de açıklasınlar.
Bu istismar kaç seçim daha sürecek millet öğrensin.

