Amerika Dış İlişkiler Konseyi Başkanı'nın bizim Başbakan'a "ABD'de durum kötüye gidiyor, gelin bizi de kurtarın" demesi çok hoş. İnsanın bir Türk vatandaşı olarak göğsü kabarıyor. Bir "uluslararası ilişkiler komplimanı" veya espri değilse tabii.
Onlara göre hava hoş zira. Verilen rakamlara bakınca ve hele ABD'ye giden görülmemiş kalabalıktaki heyetlere, refakat eden gazeteci ve iş adamları topluluğuna, hele hele bütün bakanların eşlerini götürmelerine bakınca kim bilir ne kadar refah içinde olduğumuzu düşünüyorlardır. Baksanıza, herhalde Türkiye (ve ABD) tarihinde ilk kez bir başbakanın gelini bile heyette. İnanılır gibi değil. Daha kısa süre önce en ağır ekonomik krize düşmüş ve bundan gırtlağına kadar borca batarak çıkmış bir ülke için gerçekten inanılır gibi değil.
Eğer devlet kesesinden gidiyorlarsa ne hakla? Bütün bu eşler ve gelinler ordusu kendi keselerinden gidiyorlarsa ne gerek var? Amerika orada duruyor, paraları da ceplerinde. Amerika'yı hepsinin diplomatik organizasyonlarda gezmeleri şart mı? Bugüne kadar dış gezilerde görülmüş bir rezalet midir bu?
Sorunca kabahat oluyor, fena halde bozuluyorlar. Kimse sormayınca "Aman beni de aralarına alsınlar, aman bana da konuşsunlar, aman programıma katılsınlar" düşüncesiyle herkes susunca da böyle rezil oluyoruz.
Koca Türkiye "görmemişin oğlu" pozisyonunda. Oval Ofis'lerden taşıyoruz, "Oval ofis krizi" haberlerimizle sınırları aşıyoruz maşallah!
Dönelim ekonomiye... ABD'yi de kurtaracak olan ekonomi uzmanlarımızın ülkesinde ekonomik durum "Dış İlişkiler Konseyi Başkanı" nın tahmini kadar parlak mı gerçekten?
Eğer öyleyse devlet garantisinde olduğuna inandırılarak Hazine Bonosu alan vatandaşların paralarını ödemekten niye yan çiziliyor?
Araba ve ev vergileri neden bu kadar yüklü olarak ve çifter çifter vatandaşın sırtına bindiriliyor? Deprem vergisi neden kalıcı yapılmak isteniyor?
İnsanlar neden ekmeği, gazeteyi bile 40 kez düşünerek alıyor, neden gizli gizli pazar yerlerinin artıklarını topluyor?
Neden Bursa okullarında bile öğretmenler "Öğrencilerimize baktıkça içimiz parçalanıyor, çorapları, ayakkabıları, kitapları bile yok" diye sızlanıyor?
Sokaklar, caddeler neden arabalara saldıran dilencilerle dolu?
Birkaç tane kalan İstiklâl Savaşı gazilerimize neden insanca şartlar sağlayamıyoruz?
Gençler niçin "İş yok, üniversiteyi bitireceğiz de ne olacak?" diye sızlanıyorlar?
Ve neden devlet bunların hiçbiri olmuyormuş gibi davranıyor?
(Yarın: TÜSİAD'a göre durum nasıl?)
Şov yerinde, icraat yok!
Tipik geri kalmış ülke sendromu! Her dönemde böyle olmuştur. Her iktidarın başındakiler bir yandan şık görünümleri, yaldızlı slogan konuşmaları, "vatan-millet-Sakarya" edebiyatlarıyla bizi uyutmuş ve iktidarın tüm nimetlerini kullanmış, doğru ile yanlışı tepetaklak çevirerek milleti de şaşırtmayı başarmışlardır.
Durum hiç değişmedi maalesef.
Görüntü şık, yaldızlı lâflar, parlatma çabaları, basından yanlarına aldıklarını bol bol kullanmalar yerinde.
Ama icraat hiç şık değil!
"Demokrasi" diye işlerine gelen konuda attılar mı mangalda kül bırakmıyorlar ama işlerine gelmeyen konuda demokrasiyi saptırıveriyorlar.
"Önceki dönem başbakanları, bakanları, liderleri sorgulanacak. Hesap verecekler, yargı önüne çıkacaklar" dendiğinde hepimiz alkışladık. Bravo adamlara, bak Türkiye'yi düzeltecekler, nihayet dürüst yönetilen bir ülke olacağız dedik. Kokusu çıkmakta gecikmedi:
"Ama bize hesap yok. Şu anda gücü elinde tutanlara dokunulmayacak."
Neden? Öncekilere nasıl dokunuluyorsa şimdikilere de aynı şekilde dokunmak gerekmez mi? Gerçek adalet bu değil midir?
Vatandaş söylediği bir sözden dolayı hapse giriyor, basın mensubu yazdıklarından dolayı sorgulanıyor da siz neden kaçıyorsunuz?
AKP Hükümeti toplumu "değişim" samimiyetine inandırmak istiyorsa adaleti ve demokrasiyi kendine yontmaktan vazgeçerek "İşte biz de buradayız. İktidar ve güç sahipleri de yargı önüne çıkacaklar" demek zorundadır. Aksi takdirde değişim de bir hayalden ibarettir.
Gelin bizi de kurtarın!
Amerika Dış İlişkiler Konseyi Başkanı'nın bizim Başbakan'a "ABD'de durum kötüye gidiyor, gelin bizi de kurtarın" demesi çok hoş
Haberin Devamı

