Uzun süredir ilk kez kafamı dinleyeceğimi düşünerek Bayram tatili için üniversite yıllarımın geçtiği İngiltere’ye doğru yola çıktım.
İlk kez 17 yaşında lisan okulu için tek başına geldiğim, daha sonra yıllarca yaşadığım bu ülkeyi severim. Şimdi Mavi Kitap’ın çıktığı ülke olmasına rağmen, uzun incelemelerden sonra Dışişleri Bakanlığı “1915 olayları kesinlikle soykırım değildir” kararı aldıktan sonra daha da çok sevmeye başladım.
Uçakta VATAN “Yönetim Kurulu Başkanı” Selâhattin Duman’ın (ki bu unvanı aslanlar gibi, kendi kararıyla almıştır helâl olsun) Dilek Önder röportajında benim hakkımdaki sözlerini okumak, stres atmak için ilk adımdı. Önce birlikte verdikleri Titanic pozuna güldüm, sonra ben Paris’e gider ve “soykırım yoktur” deyip hapse girersem tüm bakımımı üstleneceğine dair verdiği sözü okurken...
DUMAN DA GELECEK!
Çok istedi bunu, sevgili meslektaşımı kıracak değilim, hele önce Türkiye’de “Fransızlar’la aynı fikirde olanların, yani Ermeni soykırımının tartışılmadan, kesinleşmeden, bir mahkeme kararı bile çıkmadan kabul edilmesi gerektiğini dünyaya haykıranların” açtığı davaları bitireyim, Fransız Senatosu ve Cumhurbaşkanı da bu yasayı onaylarsa oraya da giderim.
Ama bir şartım var; Selahattin Duman da benimle gelecek ki beni içeri attıkları anda hemen oradaki rahatımı sağlamak için gerekeni yapsın. Örneğin bu arada onun yazılarını kaçırmak istemem, onları bana her gün iletmeli.
Sözünü garantiye almadan kodese girmem haberi olsun yani. Ne olur ne olmaz, gaza gelmeyelim.
Gazetelerimi okuduktan sonra Meryl Streep’in “Şeydan Marka Giyer” filmini de uçakta ikinci kez seyredip bu kadının olağanastü oyun yeteneğine parmak ısırdıktan sonra (ki bu kez filmin sonunda gözlerim yaşardı, yani bir oyuncu bu kadar mı tek bir bakış ve gülümseme ile milyon tane duygu anlatabilir) keyfim iyice yerine gelmişti.
Hani bir Nazan Öncel’in son şarkısı “Aşkım”la, Yalın’ın Shaggy’le yaptığı “Famous”ı eksikti diyebiliriz.
Ve Heatrow’a indik. Daha adımımızı attığımız anda iki ülke arasındaki güvenlik farkını da bir kez daha gördük. İlk günden bu yana hep aynı disiplin, aynı dikkat vardır burada ama şimdi biraz daha belirgin...
Yolcular asker disiplini içinde alınıyor, ancak sıkı kontrolden sonra geçişe izin veriliyor ve bavullar alındıktan sonra da kurt köpekli bir kontrolden geçerek alana giriliyor. O köpekler sizi ve bagajlarınızı bol bol kokluyorlar.
SIKI KURALLAR, YASALAR
Her uçağı, her yolcuyu aynı şekilde kontrol edip etmediklerini sordum TABİİ, bu eksik kalamazdı. “Evet” cevabını verdiler ama ben özellikle Müslüman ülkelerden gelen uçakların “İslâmî terör” korkusuyla (işte bu da İslâm’a yaptıkları kötülük oluyor) daha sıkı gözlediklerini sanıyorum.
İşin ilginç yanı hiçbir “aydın”larının çıkıp da bu yapılan insan haklarına aykırıdır, demokrasiye, eşitliğe aykırıdır ahkâmı kesmemesi... Demokrasinin beşiği denilen ülkede demokrasi sıkı kurallarla, yasalarla yürüyor.
Londra’da şehirde vatandaşların güvenliği de aynı sıkı kurallar ve yasalarla sağlanıyor. Her ne kadar buna rağmen PKK ve diğer terör örgütlerinin faaliyetlerini tümüyle önleyemiyorlarsa da en azından meydan bizdeki kadar boş değil, kapkaç, hırsızlık ve diğer suçların da önü olabildiğince kapalı.
Türkiye ne yapıyor? Bir insanı kalbinden bıçaklayan, taciz/tecavüz eden, trafik cinayetleriyle öldürülenleri “tutuklamaya bile” gerek görmüyor. Ne hakla ve hangi adalet anlayışına göre yapıyorlarsa bu ağır suçların failleri yeni Medeni Kanun ve TCK’dan sonra bile serbest kalıyor.
AKP iktidarı hangi hakla ve yetkiyle yapabiliyorsa yapıyor ve değişen kanunları “çocuklara tecavüzden cinsel tacize, imam nikâhından birden çok evliliğe, halkı kin ve düşmanlığı tahrik etmeye kadar” doksandan fazla ciddi suçun cezasının 5 yıla kadar ertelenmesini sağlamaya kalkıyor. Zaten doğru dürüst uygulanmayan cezaları tümüyle yok ediyor.
İşte bunu hiçbir hükümet İngiltere veya bir başka medeni ülkede yapamaz. Yaparsa bütün sivil kuruluşlar ve toplum ayaklanır.
Dün Kadın Hakları Derneği Başkanı Gönül İşler telefonda “Bunu bütün hukukçular bilir; gecikmiş adalet adalet değildir” diyordu.
AKP Hükümeti’nin adaleti ortadan kaldırmaya hakkı yoktur. O yeni ve düzgün kanunlar için yıllar boyu yüzlerce hukukçu mücadele verdi.
Şimdi sıra toplumun tepki vermesinde. Uyuyacak zaman yok, vatandaşlık görevinizi yapın!
İBADET VE KABAHAT!
Bu komiklikleri ancak Türkiye’de görebilirsiniz, zira galiba dünya ülkeleri içinde akla hayale gelmedik her türlü olayı gördüğünüzde şaşırmayacağınız tek ülke olarak kalmıştır Türkiye...
Bir yanda gelişimden, çağdaş medeniyetleri yakalamaktan söz edilir burada, bir yandan her türlü çağ dışı olay her gün izlendiği gibi bunun üstüne daha da çağdışı vukuatlara yol açacak kararlar hükümetin kendisi tarafından alınır.
Hükümetin kararından diğer yazımda söz ettim, bu yazı Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun’un Alanya’da otel balkonunda namaz kılmasıyla ilgili.
Bizde ya artistlerin, şarkıcıların otel balkonunda kazayla (!) çırılçıplak veya neredeyse çırılçıplak çekilmiş fotoğraflarını görürsünüz veya namaz kılan bakanları.
İkisi de uç olaylardır ama ikisinin de getirisi vardır. Biri çektireni “seksi şarkıcı” veya “hâla yaşına rağmen seksi şarkıcı” yapar, diğeri siyasetçiyi “bakın ne de Müslüman”...
Onun için “odada çıplak gezinecek veya namaz kılacak yer yok mu” sorusunu sormanız abes kaçar. Elbette vardır ama o zaman gazetelerin ilk sayfalarına geçemezsiniz.
Doğrusu ben “odada yer yok mu” sorusundan çok Bakan’ın namaz için pek laubali kıyafetine takılanlardanım. Kadınların dini, inancı, ciddiyeti, kıyafeti vs’si konusunda pek hassas olan bir partinin bakanı plajda güneşlenilecek bir kıyafetle namaza durmuş.
Kısa kollu tişört, gözlük ve eşofman altı. Bari o da şort veya mayo olsaydı da tamam olaydı. Hatta hasır şapkasını da takabilirdi.
Oysa lâubalilik bir yana ibadet de kabahat de gizlidir değil mi? Bizde ikisi de ortada...
Birilerinin tam demokrasiyi, özgürlüğü algıladıkları şekilde... Sınırsız!
İşte özgürlük ve çıkarcılık sınırsız olunca sonuç da böyle oluyor!
Gecikmiş adalet ve bizi koklayan köpekler
Uzun süredir ilk kez kafamı dinleyeceğimi düşünerek Bayram tatili için üniversite yıllarımın geçtiği İngiltere’ye doğru yola çıktım
Haberin Devamı

