Amerika’nın bin çeşit yalanla Türkleri ve Türkiye’yi aşağıladığı Midnight Express filmi ne kadar tepkiyi hak etmişse, 25 Haziran Perşembe gecenin 1.30’unda AKP’nin Meclis’ten kaldırdığı “Askerlerin de sivil mahkemede yargılanmasını sağlayacak yasa” treni de o kadar tepkiyi hak ediyor.
Tamamen bir aldatmaca üzerine kurulmuş, sözüm ona demokrasiyi dilinden düşürmeyenlerin demokratik sistemi hiçe sayarak ve muhalefet partilerine (yalan söyleyerek demiyorum, neme lâzım) gerçek dışı açıklamalar yaparak istediklerini gerçekleştirdikleri bir eylem...
CHP’nin açıklamasına göre AKP “siviller sivil mahkemede, askerler askeri mahkemede yargılansın düzenlemesi yapmak istiyoruz” demiş, “AB’ye uyum yasası” demiş, “207’nci maddenin üçüncü paragrafında Türkçe düzeltmesi vs” demiş ve tamamen aksine; anayasal düzene, hükümete karşı suçlar, silâhlı örgüt kurma, anayasayı ihlâl gibi suçlarda askerlerin de sivil yargıda yargılanmasını sağlayacak düzenlemeyi sabaha karşı diğer milletvekillerinin yorgun da oldukları için farketmeyeceği şartlarda, hiç bir engelleme çıkmadan AKP’nin oylarıyla işi bitirivermiş.
Öyle ki Ankara temsilcilerinin, televizyon habercilerinin bile haberi yok... Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un da haberi olmadığı için (ülkenin “güzide kurumları yıpratılmayacak” ya... Kimse “kurumlararasında gerilim yaratıp suyu bulandırmayacak” ya... Herkes “tek yürek halinde ve anlaşma içinde” ya...) ertesi gün yaptığı konuşmada “Gerekirse bu soruşturma yine askeri savcılıkta açılır. Bunun aksini düşünmek hukuka aykırıdır” diyor. Yani koskoca Genelkurmay Başkanı memlekette olup bitenden habersiz, kendi kendine konuşan biri durumuna düşürülüyor.
Dün bir meslekdaşımız “Orgeneral Başbuğ’un satır aralarında artık hepimize doğal gelen ama aslında dehşet verici bir iç savaşın izleri var” demişti yazısında.
“Psikolojik savaşta bir başka zaaf, siniri bozulan rakibin sertleşme temayülü olabilir” diyordu. Ona hak verdim... Ordu yerel seçim öncesinde Arınç’ın “İyi ki bu generallerle bir savaşa girmemişiz” hakareti ile yoğun şekilde başlatılan ve giderek daha da yoğunlaştırılan bir kışkırtmayla karşı karşıya.
İSTENEN e-MUHTIRA MI?
Yapılanlara baktığınızda adeta en hafifinden Büyükanıt’ınki gibi bir e-muhtıra bekleniyor gibi (iyi geliyor malumunuz)... Sanki bu bir şeylerin yolunu açacak, bir başlangıç olacakmış gibi... Başbuğ’un sakin yapıda ve demokrasiye inanan bir Genelkurmay Başkanı olması, yapılanların hepsini anlamasına rağmen kışkırtmalara kapılmayacaklarını söylemesi Türkiye için büyük şanstır.
Bir yanda bu gelişmeler, öte yanda yine Arınç’ın sözleriyle (hiç susmadığı için) vurgulanan ve Adalet Bakanlığı’nda yürütülen “Yüksek yargıya neşter” çabaları ile ülke alel acele bir yerlere sürükleniyor...
Kusura bakmasınlar, “su fena halde bulanmış” durumda (hatta mideler de)... “Kurumlararası gerilim” had safhada (hatta millette de)... Ve “güzide kurumumuz” da herhalde öfkeden köpürmüş vaziyette (çok haklı olarak)...
Peki bunları yapan iktidar neyin peşinde? Haydi biraz şeffaflaşsınlar da anlayalım. Burnumuzun ucunu göremez durumdayız!
EVREN NEDEN YARGILANAMAZMIŞ?
Cumartesi günü VATAN’ın halka sorduğu “Evren yargılansın mı, yargılanmasın mı?” sorusuna gelen cevapları inceliyorum; “yargılansın” diyenler birbirinden farklı nedenlerden söz etmişler, “yargılanmasın” diyenler ise tek bir nedende buluşmuşlar. Önemli bir sonuç var burada gözden kaçan...
Yargılanması için: “Ülkemiz bu darbeyle 30 yıl geriye gitti, hem ekonomik hem sosyal olarak bu ülkede yaşayan herkes etkilendi, bütün sorumlular yargılanmalı” diyen de var “Küçüktüm evimizi askerler bastı, bir sürü insanın hayatını mahvettiler” diyen de...
“Çok sayıda aydını düşünceleri nedeniyle heba ettiler” diyen de var, “Bundan sonrası için gerekli. Yargılama darbe düşünenleri etkiler. Geç bile kalındı” diyen veya “Kenan Evren 1980 darbesini faşist bir ruhla yaptı. Çağdaş insanları ezip geçtiler, sorgulayıp hapse attılar, kesinlikle yargılanmalı” diyen de...
Karşı görüştekiler ise sadece “İnsanlar öldürülüyordu, şartlar bunu gerektiriyordu, darbe zorunluydu” görüşünde birleşiyor.
Çıkan sonuca bakarsanız ve darbe ile kimbilir kaçıncı kez demokrasinin kesintiye uğratılmasını, seçilmiş siyasetçilerin hakkının elinden alınıp yerine darbe hükümetinin konmasını da eklerseniz bir tarafta çok neden var, diğer tarafta tek neden; anarşi ve terör!
Bu durumda “günün şartları uygun hale getirildiği takdirde, gerekli anarşik ortam yaratıldığı takdirde” her zaman bir darbenin meşru gösterilmesi mümkündür sonucu çıkıyor mu, çıkmıyor mu?
Peki acaba 12 Eylül öncesinde anarşi ve terörün üstesinden gelmek için MGK’da gerekli önlemleri sivil yöneticilerle ortaklaşa almaları, birlikte gayret göstermeleri imkânsız mıydı?
Bu çabayı gösterdiler de hiç çare olmadığı için mi darbe yaptılar?
Ve darbe olur olmaz anarşi, terör nasıl bitiverdi?
(Yarın devam edeceğim)

