Gazeteler TV'den daha cazip!

İlk bakışta "yok canım, daha neler" diyebilirsiniz bu iddiaya...

Haberin Devamı

İlk bakışta "yok canım, daha neler" diyebilirsiniz bu iddiaya... Ama ben İsrar ederim, en azından kendi adıma gerçekten gazeteleri televizyondan çok daha ilgi çekici buluyorum.

Öyle bulduğum için de Ferhan Şensoy'un eline günlük gazeteleri alarak okuduğu ve her haberde insanları kahkahadan kırıp geçirecek espriler yaptığı "Ferhangi şeyler"ini güncelleştirerek sürdürmeyişine üzülüyorum. Gazeteciler için de gazeteler bulunmaz bir kaynak. Her gün, dünyanın pek az köşesinde rastlanacak türden haberlerle dolu olan gazetelerimizin, bazılarını hayretten açılmış gözlerle veya tüylerimiz diken diken olarak okuduğumuz haberlerin her biri ayrı bir yazı konusu olacak nitelikte... TV 'Haberler'i bile haberlerinin çoğunu o günkü gazetelerden alıyor gibiler... Bakıyorsunuz sabah okuduğunuz haber, akşam televizyonda...

Pazar günkü VATAN'a bakıyorum dün. En başta Müge Anlı'nın yaptığı röportajda Yeşim Salkım konuşmuş: "Zenginlik de insanı rahatsız edebiliyor. Kimse zenginliğe özenmesin" demiş. Parayı bol bulan biri için rahatça söylenebilecek sözler, gel sen bunu bir de 200-300 milyon aylıkla ayın sonunu getirmeye çalışan dar gelirliye sor bakalım, zenginlik onu rahatsız eder mi?

Altında Eurovision'u "komşu"nün kazandığı, Türkiye'nin ise ilk 10'a bile giremediği için "seneye elemelere katılmak zorunda olduğu" haberi... Hemen 'biliyorduk bunu zaten, daha da kötüsünü bekliyorduk aslında' diye düşünüyor insan. Bunu önceden söyleyenler "kaba, acımasız, haksız" ve daha neler neler oldular... "Doğru"ya doğru demek bile suç olunca bu sonuçların da güle oynaya karşılanması gerekiyor.

Üç nalla, bir at
"Boşverin canım, Eurovision zaten önemli bir yarışma değil" veya "Önemli olan kazanmak değil, katılmak" demelisiniz mesela. Kazanan ülkelerin "dünya çapında büyük bir reklâm fırsatı" diyerek milyonlarca dolara salonlar, sahneler hazırladığı, Ukrayna'da 300 bin kişinin sokakta izlediği bir yarışmaya böyle demelisiniz.

Kaybedeceğiniz ya da kaybettiğiniz belli çünkü...

Bülent Özveren yarışma öncesinde "Bizim grubu sahnede izledim, beğendim, izleyen herkes de çok beğendi. Kıyafet güzel, makyaj mükemmel, eh ne kaldı geriye?" deyince odada birlikte izlediğim birkaç kişi aynı anda; "Ses, şarkı, dans, performans" diye saymaya başladı. Ben 'geriye üç nalla, bir at kaldı' dedim. Sıra bize gelince üç nalla bir atın da olmadığını beraberce gördük.

Bırakın sesi, şarkıyı kıyafet ve makyaj başlıbaşına fiyaskoydu. Kıyafeti hazırlayan kişi daha önce dans gruplarında da yaptığını yapmış ve Türkiye'yi (bu kez Arap ülkesiyle değil) Hindistan veya Pakistan'la karıştırmıştı. Bu "Şaman" modasını pek beğenenler ve her sahne olayına bulaştıranlar sayesinde saç ve makyaj da (Şamanlar'ınkini bilmem ama) Kızılderililer'inkine pek benzemişti.

Aslında "katılacak şarkı" dan önce, "buna karar verenler"in doğru seçilmesi gerekiyordu. Türkiye'yi temsil edecek şarkı ve gruplara bu kadar kolay kim karar veriyor? Bu kadar çok sanatçısı olan ülkede, profesyoneller ve ingilizce şarkılar varken neden hata yapılıyor?

Kenan Doğulu katılmayı kabul etmişken neden o gönderilmiyor (ki ne şarkılar vardır onda kazanacak...)

Bakın şu sızlanana!
Başbakan Erdoğan kayıt dışı ekonomiden şikâyet ediyor bir başka haberde. Konuşmasını da izledim, üzüldüm bakarken(!) keşke çözebilsek bu sorununu...

"Kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına aldığımızda vergilerin büyük kısmını kaldıracağız" diyor. Benim de tek sorunum kimi kime şikâyet ettiğini anlayamamış olmak. "İki buçuk yılda neden çözmediniz ve bunun acısını, yükünü halka bindirdiniz" diye sormaz mı vatandaş?

Ve sayfanın en altında "Müslüman first leydiler" haberi... Fotoğrafta Emine Erdoğan Şam, Mısır ve Suriye lider eşleri ile Pakistan eski Başbakanı Benazir Butto'nun arasında...

Suzan Mübarek ve Esma Esad'ın başları açık, Benazir Butto'nun omuzlarına inen tül eşarbının altından topuzlu saçları olduğu gibi görünüyor. Emine Hanım'ın türbanı ise yüzünü, boynunu çepeçevre sarmış.

Acaba bu Müslüman hanımlar ve arkalarında görünen sayısız başı açık kadın dinimizi bilmiyorlar mı? Yoksa Müslümanlığa Emine Hanım kadar saygıları mı yok?

Bir gazete neler düşündürüyor insana...

Bu nasıl danışman?
Öte yanda CHP Genel Başkan'ı Deniz Baykal'ın Mescid-i Aksa ziyareti sırasında danışmanının kıyafeti büyük tepki yaratmış. Dar bir pantalon ve kolsuz bluzla, başı acık olarak içeri girmeye kalkan danışmana Cami cemaati itiraz etmiş. Danışman, üzerine bir ceket verilerek uzaklaştırılmış.

Bakar mısınız; bu kadar basit bir kuralı, ibadet yerlerine dünyanın her köşesinde uzun kollu düzgün bir kıyafet ve başörtüsüyle girileceğini, bırakın bunu protokolde o kıyafetle yer alınmayacağını bilmeyen bir danışman... Lideri yabancı bir ülkede zor durumda bırakan danışman...

Hep uçlarda dolaşmak yerine ortayı bulmayı ne zaman başaracağız gerçekten merak ediyorum...

DİĞER YENİ YAZILAR