Gazeteciyi haksız yere lekelemek ve cezalandırmak!

2004 yılı biliyorsunuz sık sık mahkeme salonlarına taşındığım bir yıl oldu. Eksik olmayın sizler de beni başından sonuna kadar hiç yalnız bırakmadınız.

Haberin Devamı

2004 yılı biliyorsunuz sık sık mahkeme salonlarına taşındığım bir yıl oldu. Eksik olmayın sizler de beni başından sonuna kadar hiç yalnız bırakmadınız. Böylece, omuz omuza zor günleri aşük. TCK neredeyse baştan sona değişti, gerçi tamamı 'harika' oldu diyemeyiz; örneğin namus cinayetlerinin de töre cinayetleriyle aynı maddeye alınması sağlanamadı, örneğin 'üst sınırı 7 yıl olan suçlarda tutuklama olmaması' gibi asla anlaşılmaz maddeler var ama kadınlara karşı şiddeti ve haksızlığı önleyecek çok değişiklik yapıldı.

Bu arada bana karşı, TCK 'eski' tasarısını hazırlayanlardan iki hukuk profesörü tarafından açılan 150 milyarlık davaların ne olduğunu çoğunuz merak ettiniz ama bütün israrlarınıza rağmen davalar yargıda olduğu için bilgi vermedim. Artık çoğu bitti sayılır, onun için kısaca merakınızı gidermek istiyorum.

Prof. Sulhi Dönmezer'in "Çocuk tecavüzlerinde çocuğun rızasının sorulmasını, kadınların ise tecavüzcüleriyle evlenmelerini isteyenler ruh hastasıdır" cümlesini içeren yazım nedeniyle İstanbul'da, Prof. Doğan Soyaslan'ın aynı nedenle Ankara'da açtığı dava (genel anlamda söylendiği, şahsa hakaret olmadığı için) benim lehime sonuçlandı. Birincisinde karar Yargıtay'dan döndü, ikincisi mahkeme kararıyla... Her biri 40 milyar değerinde olduğuna göre 80 milyar TL'lik bir haksızlık önlenmiş oldu. Bu kararı veren değerli hakimlere teşekkür ediyorum.

Öte yanda Prof. Sulhi Dönmezer'in "Takıntılı Profesör" başlıklı yazımdaki "Kadınlara karşı bir takıntısı olmalı zira Medeni Kanun sırasında da bu tür konuşmalar yapmıştı" benzeri bir cümleden, yani hakaret sayılmayacak takıntılı kelimesinden dolayı mahkeme aleyhime 15 milyar tazminata hükmetti.

Prof. Doğan Soyaslan'ın Ankara'da mahkeme dosyalarına kendisi için "Adalet Bakanlığı Müşaviri" yazdığı davalardan biri, HaberTürk'teki bir programda yaptığı konuşmaları eleştirdiğim bir yazı dolayısıyla açılan da aynı şekilde benim aleyhime sonuçlandı. Mahkeme, ilginç bir şekilde en önemli delil olan program kayıtlarını dinlemeye gerek görmemiş. Bu da 15 milyar TL. Diğerlerinin sonucunu henüz bilmiyorum.

Her zaman söylediğim gibi, "Adalete" karşı saygılıyım, yargı kararlarına saygılıyım. Ama ne yazık ki Türkiye'de kanunlar yerine oturmamış durumda. Kararları avukatlar bile anlayamıyor.

(Yarın: Dünya Basın Kuruluşları Türkiye'yi tartışıyor.)

Çocuk hakları savunulacak!
Erzurum Nene Hatun Kız Yurdu'nda öğrencileri baskıyla medya karşısına çıkaran yöneticiler ve Erzurum Valisi hakkında yazdığım ikinci yazının çıktığı gün aradı Bakan Güldal Akşit.

"Çok yoğun bir tempo içindeyiz ama okuyunca sizi aramak istedim" dedi, "SHÇEK Genel Müdürü ismail Bey de sizi arayacaktı" diye ekledi. Aramıştı ismail Barış aslında ama ben Sayın Akşit'ten Vali'nin neden bu işin içinde olduğunu, intihar eden kızları israrla basın karşısına çıkarmak istemesindeki nedeni de öğrenmek istiyordum.

"Sosyal Hizmetler İl Müdürü Vali'ye bağlı çalıştığı için onun da sorumluluğunda, belki de intihar olayı olması nedeniyle kızların sağlıklı olduğunu göstermek istediler" dedi Kadın ve Aileden Sorumlu Bakan.

'Sağlıklı oldukları nasıl görülebilir ki' diye sordum. 'Bu çocukların, hele de yalvarmalarına rağmen zorla teşhir edildikten sonra hangisinin ruhu sağlam olabilir?'

"Haklısınız" dedi Bakan Akşit, "Yurtlardaki çocuklara baskı ve onların teşhiri kabul edilemez. Onun için biz de Sosyal Hizmetler İl Müdürü hakkında soruşturma başlattık, işin aslını öğrenince size de bildireceğiz."

Aslında Vali'ye de davranışının hesabını yargı sormalıydı, gazeteciye ve herkese soruluyorsa valiye, siyasetçiye neden sorulmasın?

O günler de gelecek inşallah. Şimdilik SHÇEK yurtlarında kalan kızların sahipsiz olmadığını hem biz bilmek, hem de onlara duyurmak istiyoruz.

DİĞER YENİ YAZILAR