Bu konuya karışmayayım, fazla magazin oldu, herkesin siniri tepesinde bir de ben dallandırılıp budaklandırılmasına yardımcı olmayayım diyorum ama iş de giderek çığrından çıkıyor.
Bir sanatçı ile eşi ayrılıyorlar. Bununla ilgili olarak iki köşe yazarı arasında “çok tatsız ve asla olmaması gereken” bir şiddet olayı yaşanıyor. Sonra ayrılık olayının magazin boyutu giderek artıyor. Ve ayrılan müzik sanatçısı gazetecilere kızgınlığını televizyonda “aslında geçmişte de gazeteci dövmüşlüğüm vardır. Şöyle vuracaksın, böyle vuracaksın” gibi mümtaz bir konuşmayla dile getiriyor.
Büyük bir gazetenin, sanatçıyla röportaj yapan bir kadın yazarı ise sanatçının aşırı davranışları için “sen öyle izinsiz fotoğraf çekersen o da sana küfreder” gibilerinden daha da mümtaz bir mazeret buluyor, onunla da yetinmeyip bu duruma itiraz edenleri “kınıyor”.
Gerçi bu yazarın ölçüleri zaten oldum olası anlaşılabilir, kabul edilebilir ölçülerle alâkasızdır ama sonuçta şiddetin bir nedenle veya bazı nedenlerle kabul edilebilir olduğunu empoze etmesi de olacak iş değildir.
Hayır efendim iki yanlış bir doğru yapmaz. Bir sanatçı her ne kadar topluma mal olmuş ve bazı özel olaylarını ayrılmadan önce de ortaya koymuş biri bile olsa, eşiyle “kültür uyuşmazlığı” 33 yıl sonra aklına gelmiş biri bile olsa gazetecilerin izinsiz fotoğraf çekmesi yanlıştır. Ama her zaman magazincilere her türlü olayını en ince detayına kadar anlatan ve adına da “sanatçı” diyen bir çoğunluk bu gazetecilerin herkesin özel alanına girebileceği yanılgısı yaratmışsa ve gazeteciler bir hata yapmışsa bunun karşılığı da 40 yıllık “olgun” bir sanatçının tüm gazetecilere “döverim, söverim, şöyle böyle vururum” gibi bir şiddet şovu yapması değildir.
Asla olamaz.
Bu sanatçı bir yanlışa karşı bir başka ve çok daha büyük bir yanlışla cevap vermiş ve fazlasıyla puan kaybetmiştir.
Ben de gazeteci ve sanatçıların hangi sebeple olursa olsun eylemli/sözlü şiddete başvurmasını veya şiddeti teşvik eder yazılar yazmasını kınıyorum!
Stanford Shaw... Ne büyük kayıp!
Ermeni soykırım iddialarına karşı çıktığı için Los Angeles’ta evi ve arabası bombalanan, ailesi ve kendisi ölüm tehditleri alan, bu nedenle Türkiye’ye yerleşen ünlü tarihçi Stanford Shaw öldü.
Musevi asıllı Amerikalı tarihçi İngiltere’de öğretim görevlisi olduğu yıllarda Bernard Lewis, Paul Wittek gibi dünyaca ünlü tarihçilerle çalışmış. Ortadoğu’ya ilgi duyduğu için bu bölgenin tarihiyle ilgili araştırmalar yaparken Türkçe, Arapça, Farsça öğrenmiş.
Los Angeles’ta UCLA üniversitesinde Hovannisian isimli Ermeni diasporası mensubu profesörle beraber tarih kürsüsü yönetmiş. Ama “Ermeni soykırımı iddiası gerçekle bağdaşmıyor” dediği günden itibaren hayatı zindan edilmiş.
Onun ve ailesinin yaşadıkları Ermeni diasporasının “emellerini gerçekleştirmek uğruna ne kadar acımasız olabileceğini” bir kez daha göstermiştir.
Son yıllarında Bilkent Üniversitesi’nde Osmanlı Tarihi dersleri veren ve çok sayıda uluslararası ödülü olan Stanford Shaw’un ölümü biz Türkler için de çok büyük bir kayıptır.
Gönül onun adının bir yerlere verilmesini ve sonsuza kadar yaşatılmasını diliyor. Her ne kadar sağlığında onu yeterince takdir edemediysek de umarım hiç değilse bunu yapacak kadirşinaslığa, duyarlılığa sahip çıkarız.
Toprağı bol olsun!

