Gazetecinin yenilmesi diye bir şey var mı?

Haberin Devamı

Ahmet Hakan Pazartesi günü “Yenilmiş mi olacağım” başlıklı yazısında “Referandumda Evet oyları Hayır oylarından fazla çıkarsa yenilmiş mi olacağım” sorusunun cevabını yazmıştı.
“Hayır! Ne münasebet... Ben alışkınım seçimlerde yenilmeye” diye başlamış, “Ama yine de bu günlerde... Eskiden çok oy almayı marifet görmeyenlerin, şimdi çok oy almayı tek marifet olarak görmelerine bakıp içerliyorum” cümleleriyle bitirmişti yazısını.

Bence bu konuda “çok oy, az oy”un ötesinde de söylenecek şeyler var. Gazetecilerin, aydınların, bilim adamlarının bu konulardaki “sıradan vatandaştan daha da özel” durumları. Eğer bir ülke demokrasi ile yönetildiğini iddia ediyorsa, hele de her konuda gerçekleri bile saptırarak Avrupa ülkelerini, Batı demokrasilerini örnek gösteriyorsa (örneğin Fransa’da HSYK’nın başına Yargıtay Başkanı ile Yargıtay Başsavcısı getirilmişken bunu halka ‘orada da başında Adalet Bakanı var’ diye yanlış yansıtan bir yönetim varsa) o ülkenin gazetecileri, aydınları, hukukçuları şartlar ne kadar zorlaşmış olursa olsun gerçekleri anlatmak durumundadır.

Her konuda anlatmak durumundadır ama özellikle ‘seçim’ değil, ülkede hukuk devletini, yargı bağımsızlığını ortadan kaldırıp yüksek mahkemeleri siyasi gücün emrine sokacak değişiklikler söz konusuysa ve gerçekler “polemiklerle, süslü söylemlerle” gizleniyorsa bunu mutlaka yapmaları gerekir.

Halk sonunda yine de yaklaşan tehlikeyi görmeyebilir, iş adamlarına, gazetecilere, bilim adamlarına yapılan baskılar bu gruplar üzerinde (hatta maalesef Anayasa Mahkemesi üzerinde) bile etkili olabilir, hayati önemdeki referandum aymazlığa düşmüş kesimler tarafından yeterince ciddiye alınmayıp “oy kullanma”nın önemi göz ardı edilebilir, sonuç sakıncalı adımları destekleyecek yönde çıkabilir. Bu durum ülkenin gazetecisini, aydınını hiç mi hiç etkilemez. (Baskılar giderek artar, dayanılmaz boyutlara ulaşabilir, eleştiren herkes iyice kıstasca alınır, o başka...)

‘VATAN SEVGİSİ’YLE BASKI...

Unutulmasın ki, bu ülkede 82 Anayasası’nı halk yüzde 90’ın üstünde oyla kabul etmesine rağmen sonradan çok sayıda maddesi değiştirilmiş (şu anda yapılan değişikliğe ise seçilen hakimlerin emekliliği gelene kadar uzun yıllar dokunulmayacaktır) ve halâ “darbe Anayasası” olarak tanınmaktadır.

Bu ülkede aynı gazeteciler Özal’dan, Demirel’e, Çiller’den, Yılmaz’a, Ecevit’ten Erbakan’a kadar her hükümet döneminde eleştirilerini özgürce yapmış ve bugünküne benzer ağır baskılarla asla karşılaşmamıştır. Sadece onlar değil, özgür iradesiyle ‘Hayır’ diyecek olan tüm vatandaşlar “Hayır diyenin vatan sevgisiyle sıkıntısı vardır” benzeri psikolojik baskılarla karşılaşmamıştır.

O nedenle... Referandumda sonuç ne olursa olsun gazeteci veya bilim adamı yenilmiş sayılamaz. Bunu iddia edenler ya demokrasi özürlü, ya cahil, ya da kötü niyetlidir, o kadar!

*****


Erdoğan-Kılıçdaroğlu TV’de tartışmalılar!

Okurumuz Kemal İsberk güzel bir mektup göndermiş. CHP’nin liderinin ve önde gelen isimlerinin sık sık TV’ye çıkarak halkın anlayacağı sadelik içinde referandumu, neyin oylanacağını, sonucun nasıl bir değişiklik getireceğini anlatmaları gerektiğini... CHP’nin Muharrem İnce, Gürsel Tekin, Süheyl Batum, Kemal Anadol gibi isimlerinin ortada görünmediğini yazıyor. (Aynı zamanda “gerçeğin tam aksi olan bazı söylemleri, üzerinde “Evet” yazan mühürlerle yanılmamak gerektiğini de anlatmalılar aslında.)

Gerçekten de bu durum ve Baykal’ın referandum sürecinde konuşmasının engellenmesi genel başkan değişikliğinin parti içi demokrasi konusunda pek fark yaratmadığını gösteriyor. Bu isimler daha önce konuşuyor, bilgilerini aktarıyorlardı.
Uzun süredir neden sesleri duyulmuyor? Neden sadece Kılıçdaroğlu konuşuyor? Hazırladıkları Anayasa kitapçığı gazetecilere neden dağıtılmadı?.. (Örneğin biz neden alamadık?)Eğer hepsinin nedeni Önder Sav’ın parlak fikirleri (!) ise bravo onlara! İyi yoldalar, devam. Kemal İsberk bir de Kılıçdaroğlu ile Erdoğan’ın TV’de tartışmalarını ve gerçeklerin böylece anlaşılmasını önermiş.

Baykal döneminde Başbakan Erdoğan bu teklife “Benim muhatabım parti lideridir, Baykal’dır” demişti. Şimdi muhatabı Kılıçdaroğlu olduğuna göre kabul etmemesi için bir neden kalmamış olmalı.

Referandum öncesinde bu imkânı topluma sağlamaları gerekir!

DİĞER YENİ YAZILAR