Biraz sulu göz mü oldum ne, daha çabuk ağlıyorum artık... Oysa onca yıl kendimi gazetecilerin -de doktorlar gibi- duygularını dizginlemeleri gerektiğine inandırmaya çalışmıştım.
Bununla birlikte duygularımın çoğu kez baskın çıkmasına memnun olmadığımı sanmayın. İnsanı insan yapan o güzelim duyguları yaşayabilme imkânı, şansı değil midir?
Pazar günü kuşlar gibi kanatlanmış bulutların üzerinde uçuyordum. Bir yazar için en büyük mutluluklardan biri, hitabettiği toplumu temsil eden sivil toplum kuruluşlarının tamamen tarafsız bir seçimle verdiği ödüllerdir ve o gün de benim için bir "ödül günü"ydü.
Türkiye'de kadın nüfusun eşit haklara kavuşması, ezilmesinin şiddet görmesinin önlenmesi, özellikle de yasalar karşısında "eşit vatandaş, birey" olması için 20 yıla yakın bir süredir sayısız çalışma yaptım. Bakanlarla, komisyonlarla, milletvekilleriyle, hukukçularla bire bir iletişim halinde Medeni Kanun ve Türk Ceza Kanunu' nun cinsiyet ayırımcılığını önleyecek şekilde çıkması için, bu amaca yaşamını adayan insanların mücadelesini basında verdim.
Mücadele bitmiş değil, ama bugün kadınların hakları ve güvenliği yasalarla büyük ölçüde sağlanmıştır. Son bir yıl içinde üç büyük ve köklü sivil toplum kuruluşundan aldığım değerli ödüller, bu konudaki katkımın takdirini göstermesi açısından benim için büyük önem taşıyor.
Öyle bir mektup ki!
Pazar günü, 1954'te kurulmuş ve bugüne kadar kadınlar için çok değerli çalışmalar yapmış olan Kadın Haklarını Koruma Derneği'nin 50. kuruluş yılında, o derneğe 30-40 yıl emek vermiş 70-80 yaşındaki hanımların da arasında bulunduğu, o güzel insanlarla beraber olmak, Başkanları; Avukat Gönül İşler'in elinden ödülümü almak beni yeterince mutlu etmişti.
Ertesi gün gelen bir okur mektubu, işte bu mutluluğu göz yaşlarına dönüştürdü. Sizinle mutlaka paylaşmak istiyorum:
Koray Volkan Serin'den geliyor.
"Merhaba!
Az önce Mecidiyeköy'de yürürken tnn.net'in TeknoSA'nın kapısına yerleştirilmiş ışıklı haber panosunda '...ödüllü yazar Ruhat Mengi'nin... haber yazısı geçti. Sonra pano bozuldu. Yazılar silindi...
İçimden geçen ilk şey 'Allah'ını lütfen bir şey olmasın. Lütfen kötü bir şey olmasın' dı. Çünkü henüz çok gençti. Ruhat Mengi'nin daha söyleyecek sözü, savunacak fikri ve eleştireceği olay vardı... Onun için daha çok uzun zaman gerekliydi.
Aslında ben sizi Sabah'tan takip ediyordum. Sonra Vatan'a geçince -ne yalan demeli- eskisi kadar sık takip etmesem de hiç değilse haftada iki defa okuyordum. Ama benim için bu kadar önemli olduğunuzun farkında değildim, az önceye kadar. Yani o ışıklı panodaki kesilen haberin sonunda kötü bir şey yazsaydı, eminim çok ağlardım. Bunu fark edince, birden başım döndü; eve kadar bile sabredemeden bir internet cafeye girdim ve haber sitelerine baktım: Allah'a şükür! Bir ödül haberiydi sadece... Ödül aldığınıza çok sevindim ama esas -ve daha çok- sevindiğim şey, sizi ne kadar çok sevdiğimi (zi) ve hayatta benim/bizim/bizler için ne kadar önemli olduğunuzu söyleme fırsatımın hâlâ olmasıydı...
Hâlâ...
Malum, bizde insanlar yaşarken, bize ne ifade ettiği asla söylenmez...
Dilerim birlikte yıllarca aynı gök kubbenin altında yaşarız...
-Söylemekte beis görmediğim-sevgilerim ve selamlarımla..."
Şimdi söyleyin lütfen "asıl ödül" bu değil midir? Sizi hiç tanımayan veya sadece yazılarınızdan ya da arasıra ekrandaki görüntünüzden tanıyan okurlarınızın bu içten, bu saf ve telaşlı sevgisi değil midir? Bu mutluluk yeryüzünde (sağlık ve huzur dışında) başka neyle ölçülebilir?
Ben de fırsat oldukça söyleyeceğim; hepinizi seviyorum, hem de çok. Bunu tek tek söyleyemesem de bilmenizi istiyorum.
Yaşadığım sürece size, bize, çocuklarımıza daha güzel bir ülke sağlanması için çalışacağıma söz veriyorum.
SÖZ!
Kültür Bağanlığı'ndan açıklama!
Ermeni Soykırım İddiası nihayet "AB için şart" olarak Fransa tarafından dile getirildi. Bu iddia ile ilgili yazılarıımda yararlandığım kaynakları size de bildirmiştim hatırlayacaksınız. Daha sonra okurlarımdan bu kitapların çoğunu kitapçılarda bulamadıklarına dair mailler geldi, bunları da yazdım ve 'kaynakların bulunmasını sağlamak ilgili bakanlıkların görevidir' dedim.
Kültür Bakanlığı'ndan gelen cevap şöyle:
Sayın Ruhat Mengi.
"Gazetenizin 22.11.2004 tarihli sayısında köşenizde yer alan 'Kitaplar bulunmuyor' başlıklı yazınıza ilişkin olarak Bakanlığımız tarafından bir açıklama yapılması gereği duyulmuştur.
Köşe yazınıza konu olan 'Ermeni olayları' hakkında Bakanlığımızın bugüne kadar yapmış olduğu yayınlar ülke genelindeki (Bakanlığa ait) il ve ilçe halk kütüphanelerine gönderilmekte ve okuyucuların hizmetine sunulmaktadır.
Bu yayınlarımızdan 'Her Ülkede Bir Türkiye Kitaplığı Projesi' ile yurtdışındaki kurum ve kuruluşlara, sivil toplum kuruluşlarına, okullar, vakıflar, dernekler ve yerel yönetim birimlerine de ücretsiz gönderilmiştir ve gönderilmeye devam etmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığımızın Internet sayfasında (www. kulturturizm.gov.tr) kalıcı olması ve dünyanın her tarafından kolaylıkla ulaşılabilmesi için özel bir sayfa oluşturulmuş ve zengin bir kaynakça da araştırmacıların hizmetine sunulmuştur. Bu sebeple; söz konusu eserlere ulaşılması mümkün olmaktadır.
Konunun bu boyutuyla değerlendirilerek kamuoyunun bilgilendirilmesi konusunda ilginizi rica ederiz."
Ben de bilgilerinize sunuyorum, umarım bu kaynaklardan yeterince yararlanır, gerçeği duyurmayı ve kabul ettirmeyi başarırız..
Not: Sevgili okurlar, Pazar günü 'Avrupa'nın da öğreneceği şeyler var' başlıklı yazımda TV programları için 'yayımlandı' kelimesi kullanılmış -daha doğrusu yanlışlıkla 'm' harfine basılmış- doğrusu 'yayınlandı' olacaktı. Aynı yazıda Fransız kanalında konuşan Apo'nun kardeşi Mehmet Öcalan yerine, diğer kardeş 'Osman Öcalan' yazılmış. Düzeltiyorum.
Gazetecinin enn gerçek ödülü!
Biraz sulu göz mü oldum ne, daha çabuk ağlıyorum artık... Oysa onca yıl kendimi gazetecilerin -de doktorlar gibi- duygularını dizginlemeleri gerektiğine inandırmaya çalışmıştım.
Haberin Devamı

