Hep dikkatimi çekmiştir, Libe-ral Parti Genel Başkanı Cem Toker başka siyasetçilerin üstünde durmadığı (medyanın ise duramadığı) önemli detayları gözden kaçırmıyor ve bunları gönderdiği mesajlarla basınla paylaşı-yor.. Kısa süre önce gönderdiği e-postada “Türkiye’nin, uluslar arası ‘Sınır Tanımayan Gazeteciler’ örgütü tarafından yapılan basın özgürlüğü sıralamasında 2005-2010 arasında, beş yıl içinde 40 ülkenin daha altına düşerek 98’incilikten 138’inci-liğe indiğini.. Bunun nedeninin sadece ‘hapisteki gazeteci’ sayısında dünya birincisi olmamız değil, işlerinden attırılmış, köşelerinden okurlarından koparılmış onlarca köşe yazarının susturulması olduğunu” hatırlatıyordu.
Gerçekten de bu durumda insan şöyle düşünüyor, yıllardır tutuklu vaziyette duruşma bekletilen gazeteciler başta olmak üzere yüzlerce
kişinin özgürlüğünün elinden alınmasına neden olarak “Hükümeti indirmek, bitirmek istemeleri” gösterildi. Her ne kadar bu “yıllardır tutuklu” insanlardan hiç biri için bugüne kadar darbe hazırlığı gibi bir konuda “kesin bir suçluluk kanıtı” ortaya konmadı ise de iddialarla cezaevinde tutuldular ve oradan çıkamadılar.
SİYASETÇİLERİN HAKKINDAN FARKI VAR MI?
Peki “bir hükümeti indirmek istemek” nedeniyle, üstelik delil olmasa bile böyle katı ve uzun yaptırımlar uygulanabiliyorsa, sadece “istemek”le kalmayıp gayet somut şe-kilde “gazetecileri yerinden indirme, bitirme” işleminin neden hiçbir yaptırımı yok? Siyasetçilerin hakkını elinden almak “suç” olduğuna göre, gazetecilerin hayatı boyunca alın teri dökerek elde ettiği, anasının sütü gibi helal haklarını elinden almak, hem de açık açık çağrı yaparak almak neden suç değil?
İşte uluslar arası basın kuruluşları “siyasetçi baskısıyla gerçekleşen” bu haksızlıkların faturasını aynen AİHM’de olduğu gibi şahıslara değil, ülkelere kesiyor. Türkiye’yi, dünyanın en antidemokratik ülkelerinin bile alt sıralarına koyarak.. Bu ülkede umursayan olmasa da dünyaya rezil ederek!
Ya biz doğayı hayvanlardan çaldıysak?
Hayvanlara giderek daha da büyük bir sevgi duyuyorum, çünkü son yıllarda ve özellikle son bir yıldır onlarla çok daha fazla ilgilendiğim, barınakları, parkları dolaşarak hayvanları yakından incelediğim için çok şey öğrendim onlar hakkında.. Bildiklerimizin, bize söylenen “kediler nankördür” gibi sözlerin tamamen yalan olduğunu, bebekliklerinden başlayarak onlara baktığınız takdirde size kesinlikle bağlanacaklarını ve zarar vermeyeceklerini öğrendim mesela.. Köpeklerin çoğu zaten neredeyse konuşuyor gibi çoğu şeyi anlıyorlar ama kedilerin de gözleri, vücut dilleri ve hareketleriyle insanlarla “konuşur gibi” iletişim kurabildiklerini..
AĞZINDA YAPRAK TAŞIYAN KEDİ
Mesela pencerenizin önüne çıkmış ve içeri girmek istiyorlarsa patilerini cama koyup boyunlarını bü-kerek size yalvarabildiklerini.. Dikkatinizi çekemiyorlarsa ağızlarına bir yaprak alıp sizi güldürebildiklerini (Maçka Parkı’ndan kaçırarak kötü insanların ve belediyenin öldürdükleri arasında olmaktan kurtardığım harika bir gri kedi böyle yapraklı.. Adını ‘cam güzeli’ koyduk).. Sizin sıcaklığınıza, sevginize yemek kadar
ihtiyaç duyduklarını.. Birini okşarsanız diğerinin kıskanıp kucağınıza atladığını.. Ve daha çok
fazla bilinmeyen detay farkettim.
Pencerelerden içerisini film gibi izliyor ve evlerin içine girmeye bayılıyorlar.. Barınaklara gittiğinizde “köpeklerin yalnız olduklarında nekadar mutsuz göründüklerini” de anlayabiliyorsunuz. Onları uzun süre “tek kafes”lerin içine kapatmak kadar büyük kötülük yok bence..
SOĞUK TAŞLAR ÜSTÜNDE
Kısırkaya’ya giderken yanıma paketlerle sosis, köpek maması alıyor, kafeslerden içeri atıyorum, bayılıyorlar, kapış kapış gidiyor.. Ucuz yerlerden aldığım halı ve havluları “soğuk ve ıslak taşların üstünde” tutulan hayvanların, özellikle yavruların altına seriyorum. Sarıyer Belediyesi ve diğer belediyeler barınakların “hayvan cezaevi” olmaması için dikkat edebilirler. Sarıyer büyük ilerleme kaydetti ama ciddi sorunları var hala.. Mesela taş binaların içindeki hayvanlar hep karanlıkta ve soğuktalar, güneşe de ihtiyaçları olmasına rağmen hepsi ışık görmeden yaşıyorlar (üstelik yanan lamba da yok.)
SİZ DE KORUYABİLİRSİNİZ
Şimdi yemek artıklarını da hiç atmıyorum, bayat ekmekleri ıslatıyor (bazen artan çorbalarla) ve et-kemik ne kalmışsa toplayıp yolumun üstünde bazı noktalara gazete üstünde bırakıyorum. Kışın soğukta yemek arayan köpek ve kediler karınlarını doyursunlar diye.. Bazı hayvansever okurlarım da hayvanları soğuktan korumak ve doyurmak için yaptıklarını anlatıyor hatta bana fotoğraflar bile gönderiyorlar.
Eğer bunu hepimiz yapsak, yalnızca yakın çevremizdekilere yardım etsek bile onların çoğunu korumayı başarabiliriz. Tabii bunun için, bana bir siteden yazan ve “kedilerin apartmanlarını kirlettiğini” söyleyen okurumuz gibi “pek kolay rahatsız olan” kişilerden olmamak gerekiyor. Ya biz “aslında onlara da ait olan doğa”yı sırf daha güçlüyüz diye tek başımıza sahiplenme saygısızlığını yaptıysak..
Hayvan sevgisini tatmamış insanlara öyle acıyorum ki bilemezsiniz.. Eksikli onlar, hem de çok eksikliler.

