Gazetecilere G-tipi cezaevi!

Dün VATAN binasının ikinci katında önemli bir toplantı vardı

Haberin Devamı

Dün VATAN binasının ikinci katında önemli bir toplantı vardı. Gazetemizin hukuk bürosu yöneticileri; Avukat Müjdat Gültekin ve Gökhan Ovat önce yazarlara, sonra da tüm yazı işleri çalışanlarına ve çeşitli birimlerdeki muhabirlere yeni ceza yasasını anlattılar.

Kısacası "içeri girmemek" için ne şekilde yazmamız gerektiğini... Zaten çoğumuzun şimdiye kadar pek iyi anladığı, bu toplantıdan sonra ise kesinlik kazanan duruma göre ne yazarsan yaz, ne kadar dikkat edersen et kaçışın yok...

Varsa eğer yaratıcılığını zorlayacaksın ki muhtemelen onun da yararı olmayacak.

Bir örnek verelim; çocuk koruma evlerindeki çocuklara veya genç kızlara tecavüz edenlerin listesi yayımlanıyor. Henüz dava bitip suçlar kesinleşmediği için isimleri "tecavüzcü" olarak ilân edenler doğru cezaevini boylayacak.

Tecavüzcü, hortumcu!
Yani onlara "tecavüzcü" veya "sapık" demek yerine yeni tanımlar bulmak zorundasın. Meselâ genelleme yaparak; "cinsel duyguları normallik sınırlarını aşan bazı bürokratlar ile yuva yöneticilerinin fazlasıyla yakın ilgisiyle karşılaşan çocuklar" diyebilirsin belki... Bunu demekle bile şansını zorlamış olabilirsin yine de... Banka, bakanlık, devlet kurum ve kuruluşlarını hortumlayanlara "hortumcu" dediğin takdirde yine içerdesin. Onları da "devlet kaynaklarını farklı projelerle değerlendiren girişimci" olarak tanımlama yolunu denemen lâzım. Ama dikkat! Bu bile yetmeyebilir.

* İşkence yapana işkenceci, komünist partisinde olana bile komünist diyemezsin. Hükümet üyelerini sert bir dille eleştiremez, kendilerine, çocuklarına ihale alanları, devleti kendi çiftliği sananları yazamazsın. Doğru cezaevine..

* Telefon görüşmelerini ("aleni olmayan konuşma" olarak geçiyor) banda kaydetmeden yazmışsan, örneğin cep telefonunda yaptığın bir konuşmadan söz ediyorsan, karşındaki "benim iznim olmadan yazdı" dediği anda olay bitmiştir. (Türkiye gibi, siyasetçinin, liderlerin bile sözleri tepki görünce "söylemediğini" iddia ettiği bir ülkede kaçış olabilir mi, siz söyleyin...)

* Boğaz Köprüsü'nden, ölümü kesinleştirmek için montunu çıkararak atlayan birini haber yapıyorsan, aynı yolla başkalarını intihara teşvik etmiş olabilirsin. Cezaevine...

* "Halkı askerlik hizmetinden soğutacak telkin ve propaganda yapana 6 aydan 2 yıla kadar hapis"... Bedelli askerlik konusunda yazmak hapse girmeye yeterli olabilir.

* "Halk arasında korku ve panik yaratmak üzere tehdit..." 24 yıl arası hapis... Yani; "İstanbul'da 7 şiddetinde deprem bekleniyor, bu depremde en az 300 bin kişi ölecek" şeklinde bir cümle yeterli olabilir.

4. kuvveti yok etmek!
Suç basın yoluyla işlendiği takdirde cezaların çoğu üçte bir veya yan oranında artıyor. Oysa Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen'in "Bir ilin yüzde 72'si depremde yok olacak" sözü, birçok ilin valisi tarafından "Hangi ili kastediyorsa açıklasın, halk korku içinde" açıklamaları yapılmasına rağmen hiçbir yaptırıma tabi değil...

Türk usulü demokrasinin ne müthiş olduğunu görüyorsunuz (buyrun Ruhat Hanım, sizi şöyle alalım; Türk yöntemlerine sarkastik yaklaşım var...)

Özgürr basın!
Şimdi sonuca gelelim ve bir kez daha tekrarlayalım; bu yasa ile medyanın haber ve yorum yapması neredeyse imkânsız hale getiriliyor. Türkiye'de 1 Nisan'dan sonra "4. kuvvet" yok artık.

Biz toplantıda, tek çare olarak bütün yazıların bir hukukçu redaktör tarafından okunmasını önerdik ama uygulaması mümkün değilmiş.

Eh, bu durumda "beklenen son"dan kaçış da pek mümkün olmadığına, yakında onlarca gazeteci sıraya gireceğine göre bari "Gazeteci Tipi (G)" cezaevleri hazırlasınlar.

Hücrelerin başına Yazı İşleri, Yazarlar, Magazin, Spor, Dış Haberler tabelalarının asılacağı, bilgisayarlı, fakslı hapishaneler... Bir de "kontrol kurulu" oluştururlar, oradan yazarız, buyrun size özgürr basın...

Demokrasi güzel şey azizim!

Güldürmeyin Allah aşkına!
Ruşen Çakır'ın Washington'dan gönderdiği habere göre; Amerikan Girişim Enstitüsü'nde yapılan panelde AKP Genel Başkan Yardımcısı Murat Mercan "Amerikan karşıtlığı ve kamuoyunu etkileme" konusundaki bir soruya "Basına müdahale etmemiz söz konusu değil. Bu düşünce özgürlüğünü kısıtlamak olur" cevabını vermiş.

Biz de ona "Güldürmeyin bizi lütfen, ne basına müdahalesi, ne düşünce özgürlüğü" cevabını verelim. Hiç değilse (hımm, bir dakika kelime arıyorum) samimiyetten uzak davranmasınlar, karşılarındakiler Türkiye'deki basının özgürlüğünü(!) ve müdahaleleri iyi biliyor zira...

Aynı toplantıda Wall Street Journal'da Türkiye'yi sert şekilde eleştiren Richard Pollock ise "Türk erkeklerinin 'Metal Fırtına' ile erkeklik hormonunu arttırdığı na varan yorumlarıyla dikkat çekmiş. Türkiye'de kendilerine karşı gelişen toplum tepkisine onların yazarlarının nasıl cevap verdiğine güzel bir örnek. Acaba Pollock'a da birileri çıkıp "bu adam milliyetçi cepheden" diyor mudur?

DİĞER YENİ YAZILAR