Gazeteci listenizi sevsinler!

Haberin Devamı

“Demokrasi”nin “D”sinden haberi olmayan veya bilinçli şekilde bir yandan devamlı, “demokrasiden demokrat olmanın erdemlerinden dem vurarak, kendini öyle benimseterek ‘siyasi yalakalığı’ da ‘demokratlık’ olarak yutturanların” çok olduğu ülkede zihinsel kaosun bu boyuta ulaşması şaşırtıcı değildir. Zira daha önceki örneklerde de görülmüştür ki bir ülkede toplumun büyük kesimlerinin tepki vereceği olumsuz değişikliklerin yapılması planlanmışsa veya yapılmaktaysa önce bu tepkileri duyuracak “medya” gazeteleri ve TV’leriyle istenen şekle getirilmeli ve “duyuramaz” olmalıdır, arkasından da atılan adımları denetleyecek “bağımsız yargı”..

Kolaylık sağlamak üzere toplum “bütün olmaktan çıkarılıp” bölünmeli, kutuplara ayrılmalıdır, kutuplar arası çekişmeler “düşmanlığa” dönüşmeli, keskinleşmelidir ve böylece ciddi adımlarda çıkacak tepkiler giderek cılızlaşmalı ve sonunda kalanlar da “yoktan var edilen destek olaylar ve taraf gazeteciler yardımıyla” sindirilerek tümüyle sessiz bir toplum elde edilmelidir. Hatta o arada toplumu bir arada tutan milli değerler, güvenilir buldukları tüm kurumlar iyice zayıflatılırsa dımdızlak ortada kalmış, kime dönse ya sinmiş veya yok olmuş elverişli bir “insanlar topluluğu” ortaya çıkar ki en isteneni de budur.

TEKEL MEDYA

İşte bunlar sağlandığında artık ‘olayları derinliğine inceleyip anlamaya çalışmayan’ kitlelere, özellikle gençlere “yanlış”ları “doğru” diye sunabilir ve bunlara inanmalarını sağlayabilirsiniz. Neredeyse bütün gazete ve TV’ler “aynı amaç için kullanılmakta” olduğundan söylediklerinizdeki ‘yalan-yanlış payını’ halka anlatmak imkansızdır artık, medya tekeldedir. Bunun içinde yer alan ‘pek demokratik gazeteciler’ olup biteni alengirli yazılar, konuşmalarla gizleyerek okurdan önce kendi vicdanlarını inandırmaya çalışsalar da ki bazılarının çıkar nedeniyle düştüğü durum insanın içini sızlatıyor.

Daha önce de ‘nereden çıktığı, hangi yılan kafanın ürünü olduğu belirsiz bir gazeteci listesini’ köşelerinden vererek meslektaşlarına kasıtlı şekilde zarar vermeye çalışmış ve tutturamamışlardı. Ne acı, ne zavallı, ne onursuz bir çırpınış değil mi?

PARTİ ORGANI TV

Ben tüm gazetelerdeki tüm “anlam ifade etmeyen” yazıları okumam, zaman ve enerji israfından hoşlanmadığım için. . Soner Yalçın’ın “Halk TV’yi alma ve bazı gazetecileri orada çalıştırma” konusundaki telefon görüşmesini ve mektubunu “sanki önemli bir şey ifşa ediyormuş, ilk kendisi dillendiriyormuş ya da orada ismi anılan gazetecileri bağlayan bir durum varmış gibi” yazan ve bunu da gazetecilik sananların (ki liste veren gazete ve gazeteciler herkesin malumudur) yazılarını da okumadım. Ama yurt dışından bile okuyup bildiren, hatta gönderen okurlarım oldu. O yazılara ve onları destekleyenlere bakınca da inanın aklımdan ilk geçen şuydu; Bu kadar aptallığın arka arkaya yapıldığı ülkede “aptal” sözüne niye kızılıyor ki, pes yani..

PARDON, MESELE NEDİR?

- Her şeyden önce, kendisini sadece yazılarından tanıdığım ve özellikle tarih, araştırma yazılarını büyük ilgiyle okuduğum Soner Yalçın’ın tutuklanmasına neden gösterilen “darbe iddialarıyla” hiçbir ilgisinin olmadığına, yazı ve haberlerinden dolayı başına bunun geldiğine, dün yaptığı açıklama dahil tepkilerindeki haklılığa inanıyorum, bu bir..

- Ülkede “çekinmeden siyasi eleştiri yapabilen, tarafsız olarak her partiye ve görüşe aynı derecede yer verebilen TV kanalının kalmadığı” bilinirken, Halk TV ile ilgili söylediği “parti organı halindeki TV’lerin dünyanın hiçbir yerinde etkili olmadığı, bu nedenle o TV’nin de ihtiyacı karşılamadığı” sözünü ve “değişmesi gerektiği” görüşü son derece yerindedir, bu iki.. (Her ne kadar devlet televizyonu TRT bile artık bir parti TV’sine dönüştürülmüşse de.. Adı hala korunuyor.)

- Yine “Bu kanalı alırsa ‘herkesin konuşmasını sağlayacakları, kimseye hakaret etmeyecekleri, cesur olacakları, haberciliğin nasıl yapılacağını gösterecekleri, saygın olacakları” benzeri vurgular da ancak takdir edilebilir, bu üç. Yani ortada bir yanlış, eleştirilecek bir konu yok, bağımsız, herkese açık bir kanal aranmış hepsi bu. Gelelim “çalıştıracağı gazeteciler listesi” olarak verilen listeye..

‘BAŞARILI GAZETECİ’ ARANIYOR

Burada da öncelikle bazı meslektaşlarımızın yazdığı “Bir gazetecinin ‘partili’ olduğunu söylemesi, partili gibi davranması, bir partinin yanlısı olarak program yapması ayıp değildir, demokratik muhalif bir tavırdır” gibi yorumlarla aynı fikirde olmadığımı söyleyeyim.. Belki de gençlik yıllarımı “demokrasinin beşiği” denilen İngiltere’de geçirdiğim, eğitimimin bir kısmını da orada yaptığım için olmalı, ben buna inanmıyorum. Gazeteci elbette ‘belli bir partiye oy verebilir, bir siyasi görüşü benimseyebilir’ ama ilkeli, sorumlu gazeteci (hangi parti olursa olsun) bir partiye ya da şahıslara angaje şekilde çalışamaz, yazamaz, objektif olması gerekir. Gazeteciliğin yapısında “iktidarların hatalarını eleştirmek” olduğu için özellikle “iktidara angaje, taraf” olamaz, olmamalıdır.

Ama bugün iktidara kayıtsız şartsız angaje sayısız gazeteci olduğundan ve onlara her ülkede deneceği gibi “yandaş” dendiğinden (ki aralarında ödül olarak TRT’de yıllardır başarısız programları ‘başarıyla’ sürdürenler var) daha önceki iktidarlar döneminde görülmemiş bir durum yaratılarak eleştirenlere de ‘muhalefet yandaşı’ yaftası yapıştırılıyor. Yine ‘vicdan rahatlatma, milleti de inandırma’ ümidiyle..

Verilen ve çoğunun başarılı gazeteciler ve televizyoncular olduğu görülen, bu nedenle de adlarının böyle listelerde bulunmasına şaşılmayacak “program yaptırılacaklar” listesinde benim ismim de var. Son derece doğal zira “yılın her haftasında tartışmasız ‘en çok izlenen haber programı’ olmuş (anketle değil reytingle), ‘tarafsızlığına, farklılığına, sadece gerçekleri yansıttığına’ inanılan ve güvenilen, yayınlandığı kanala reklam yağdıran, karşısındaki kanalların yayın saati içinde rekabet şansını ortadan kaldıran, en kaliteli konuklara-bilim adamlarına yer veren ve 5 yıl boyunca tek hatası görülmemiş” bir haber programını (buna rağmen neden ekranda olmadığını ise hala lütfen bana sormayın, kendiniz düşünün) kim istemez?. Öyle etkili ki izleyici onu nasıl sevdiğini ve aradığını, onsuz “Pazar günlerinin anlamı kalmadığını, artık gerçekleri öğrenemediğini” 9 ay sonra hala bildiriyor, talep yağıyor.

TARAFLI KANALDA ÇALIŞMAM!

Şimdi efendim, söz edilen mektupları falan bilemem ben, son yılarda moda olduğu üzere normal konuşmaların-düşüncelerin ‘suçmuş gibi yansıtılmasını ve halkın aldatılmasını’ ise anlamam hiç mümkün değil. Gazeteci olarak onu takdir ederim, ‘başka şartlarda ve bağımsız bir kanalda’ birlikte çalışmak zevk olurdu, söz edilen düşüncesine uyan bir teklif ise yazılı veya sözlü olarak Soner Yalçın’dan hiç gelmedi. Buna karşılık geçen yaz programım ‘referandum öncesinde zamansızca’ kesildiğinde (ki nedenleri er geç bir gün açıkça konuşulacaktır), gerçeklerin anlatılmasının çok önemli olduğu bu dönemde birkaç kanalla birlikte bana Halk TV’de program yapmam için de teklif geldi. Ben de “hangisi olursa olsun, ‘bir siyasi partiye yakınlığı bilinen’ bir kanalda program yapmayacağımı, Her Açıdan’ın tarafsızlığının her şeyin önünde olduğunu” söyleyerek reddettim. Aynen ‘ideolojik imaja sahip veya yalnızca belli bir kesime ait görünen’ kanallardan gelen teklifleri reddettiğim gibi..

Demek ki neymiş; bazı gazetecilerin ‘düşünülmesi’ değil, ‘düşünülen gazetecilerin ne düşündüğü’ imiş önemli olan.

Yaşadığım ülkede “programım için bu şartlar mevcutken bile” yapacak bağımsız ve korkusuz kanal ortaya çıkamıyorsa, böyle bir ortam kalmamışsa, muhalefet partilerinin de “seçim ve referandum gibi zamanlarda bile” seslerini duyuracakları kanal kalmamışsa, en azından bunun için tarafsız kanal ve program arıyor, bulamıyorlarsa söylenecek tek söz vardır; “kader utansın”.. Bu akıl almaz tablodan daha fazla söz etmek istemiyorum.

(Not: Aslına bakarsanız artık haber programı yapmak için de istek duymuyorum, daha önce bir heyecan ve keyifti bence artık işkenceden farksız!)

DİĞER YENİ YAZILAR