Detaylarla ilgilenmeyi konunun esasına eğilmekten daha iyi başaran ve daha çok seven bir milletiz biz. Emine Erdoğan'ın 30 bin dolarlık hediyesinde de durum değişmedi.
Gelen maillerin çoğunda hangi hediyenin, kime verildiği, Moskova Belediye Başkan Yardımcısı'nın kendisine verilen broşu Emine Hanım'a verdiği, böylece toplam miktarın 30 bin dolar yerine 45 bin dolar olduğu gibi detaylar var.
Oysa bunların hiç biri önemli değil... Önemli olan; bir işadamından değerli bir hediyenin alınmış olması... Perşembe akşamı bir kanalda geç saatte verilen haberlerde Emine Erdoğan'ın "bu hediyenin gelirini depremzedelere bağışlayacağı", Cuma günü ise Başbakan'ın "hediyeleri 'en fazla değeri yazan' gazeteye satacağı" esprisi(!) söylendi ki bunlar da önemli değil. Hatta anlamsız.
Kime ve nereye bağışlanırsa bağışlansın veya satılırsa satılsın sonuçta armağanı kabul etmiş durumdalar. Üstelik Emine Hanım, 30 bin dolarlık kolyenin üstüne Rus belediyecinin verdiği 15 bin dolarlık broşu da almış. Acaba yanlarında başka Rus görevliler olsa, onlara da hediye verilse ve onlarda bu hediyeleri Emine Erdoğan'a vermeyi teklif etseler hepsini alacak mıydı?
Biz de, Tayyip Bey de, Emine Hanım da biliyoruz ki yapılan önemli bir yanlış var ortada.
Başbakan, konu ile ilgili olarak yaptığı son konuşmada mağaza sahibinin "hediyenin değerini 10 bin 600 dolar olarak açıkladığını" (ve hatta yazılı olarak bildirdiğini) belirtmiş. Peki kolyenin ve broşun fiyatını da önce gazetecilere aynı şahıs söylememiş miydi? Ayrıca (Başbakan'ı yalanlamak gibi olmasın, kendisine inanmak isteriz ama) bizde vergi kaçırmak için bile fiyatların gerçek değerinin çok altında gösterilmesi her zaman başvurulan bir yol değil mi? Ve yine ayrıca, hediyeler 10 bin değil, 1000 dolar olsa ne fark eder, sonuçta o da pahalı hediye sayılmaz mı?
Tayyip Erdoğan bu sıkıntılara gireceğine, hediyeyi basına satmaya kalkacağına hemen iade etmeliydi. Basının isteği ziynet eşyası almak değil, siyasetçilerin işadamlarıyla alışverişine, özellikle hediye alışkanlığına son vermek. Yeteri kadar açık anlatılamıyor mu bilmiyorum ki?
İğneyi kendinize!
M. Fuat Akbaş isimli okurumuz 30 bin dolarlık hediye ile ilgili tepkilere, yazılara bozulmuş.
"İğneyi kendinize, çuvaldızı başkasına! Siz bugüne kadar gazeteci kimliğinizle aldığınız hediyeleri ne yaptınız? İade mi ettiniz, yoksa aslında onlar sizin hakkınız mıydı?" diye soruyor.
Ben iade etmedim, çünkü gazeteciliğe başladığım günden bu yana hediye kabul etmedim. Kendine ve görevine saygılı gazetecilerin de etmeyeceğine inanıyorum. Kabul ettiğim hediyeler; benden habersiz adıma dikilen ağaçlar, okutulan öğrenciler, donatılan okul kütüphane ve sınıflandır. Evet, bunları kabul ediyorum, çünkü bana değil başkalanna, topluma yarar sağlıyor.
İşte bu kadar Fuat Bey, olay budur. Eğer "Hediye verdim" diyen varsa hemen ortaya çıksın, memnuniyetle size duyuracağıma söz veriyorum.
Basın, demokrasilerde "dördüncü kuvvettir. "Yasama, yürütme ve yargı"dakilerin alamayacağı gibi onların da değerli armağan alma veya çıkar sağlama hakları yoktur. Sebep de özgürlüklerinin kısıtlanması, borçluluk durumunun doğmasıdır.
Haydi, haksız olduğumu söyleyin!
Gazeteci kimliğimizle aldığımız hediyeler
Detaylarla ilgilenmeyi konunun esasına eğilmekten daha iyi başaran ve daha çok seven bir milletiz biz. Emine Erdoğan'ın 30 bin dolarlık hediyesinde de durum değişmedi
Haberin Devamı

