Fransız laikliği ve yan çizmek

Haberin Devamı

28 Şubat öncesinin İçişleri Bakanı Meral Akşener konuşmuş, birçok konuda anlamlı açıklamalar yapmış. 12 Eylül darbesi ve 27 Nisan muhtırasının soruşturulmasını gözden kaçırmayacakları mesajı güzel örneğin... Söyleme niyeti tam olarak anlaşılmasa da; “Şimdi önemli olan AKP tarafından hangi kıyafetin, hangi alanlarda yasaklanacağıdır” sözü önemli, çünkü eğer partiler arasında anlaşma sağlanır, konunun yasal kısmı çözülebilir ve daha şimdiden üniversitelerde görülmeye başlanan gerilimin, yaralamaların olduğu öğrenci kavgalarının gelecekte çok daha büyük sorunlara dönüşmeyeceğinin güvencesi de verilirse üniversitede serbest bırakılması yeniden denenebilir. Ama mesele üniversite ile bitmiyor, daha önce bu konuda Anayasa değişikliği hazırlattıkları günlerde “üniversite ile kalmayacağını, ilköğretim ve devlet dairelerinde de serbest bırakılacağını” AKP’li siyasetçiler söylemişti, bugün de “şu anda konu üniversite ama zaman ne gösterir bilemeyiz, millet bilir” diyorlar... Haberlerden öğrendiğimiz kadarıyla köktendinci örgütlere bağlı kişiler tarafından daha şimdiden “ilköğretim okullarında türban” zorlaması başlatıldı ve okul yönetimlerinin elinde bunu durduracak bir yetki de yok.

CHP’nin bu noktada “türban üniversite dışında kurumlara taşınmamalı, kamuda ‘hizmet veren, hizmet alan ölçüsü esas olmalı” gibi şartlar öne sürmesi son derce haklı bir taleptir ve hükümetin bu haklı taleplere karşılık “kaçıyorlar, topu taca atıyorlar” benzeri açıklamaları da “kendilerinin topu taca atmasının” ta kendisidir. AKP hükümeti bu güvenceleri kesinlikle vermek, popülist ifadeler yerine samimi olmak zorundadır. Meral Akşener’in konuşmasında söz ettiği, aslında birçok yandaş gazeteci ve akademisyenin de daha önce kullandığı “19. Yüzyıl Fransız laiklik anlayışı” ifadesi ise yanlıştır, Türkiye’deki laiklik anlayışının bununla değil açıkça Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile ilgisi vardır, bu sözleşme ise 1950’de aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 15 devlet tarafından imzalanmış ve 1953 tarihinde yürürlüğe girmiş, Türkiye hiçbir çekince göstermeden onaylamıştır. Sözleşmedeki din ve inanç özgürlüğüyle ilgili maddelerin “içinde bulunduğu şartlara göre bir ülkeden diğerine değişebileceği” de yine bu sözleşmede belirlenmiştir. 1990’a kadar da bazı maddelerde değişiklikler yapılmaya devam edilmiş.

Kısacası, Akşener’in de diğerleri gibi “okuması” gerekiyor. Maalesef!

Deniz yıldızı ve Minik Kalpler!

Sahilde deniz yıldızlarını tek tek toplayıp denize atan adam hikayesini bilmeyeniniz var mı acaba? Hani adam bunu yaparken uzun süre onu izledikten sonra; “Neden uğraşıyorsun, burada binlerce deniz yıldızı var, senin bazılarını kurtarmaya çalışman ne fark eder ki” diye soran meraklıya, bir deniz yıldızını daha kumdan alıp denize attıktan sonra verdiği “Bak, onun için fark etti” cevabını... Herkes sadece bir “deniz yıldızı” kurtarmaya çalışsa “binlerce, on binlerce deniz yıldızı”nın kurtulabileceğini anlatan çok güzel bir hikayedir bu.

Aslında çok uzun bir süredir büyük davetlere, eğlencelere katılmıyorum, bana “Titanic gemisinin güvertesinde son dakikaya kadar çalmaya devam eden orkestra”yı hatırlattığı için... Ama Çarşamba akşamı, yapılan işi, kimsesiz çocuklara bu yolla toplanacak bağışları son derece önemli bulduğum için “Minik Kalplerle El Ele, MİKA-DER”in Çırağan Otel’deki yemekli toplantısına severek, koşarak katıldım ve onları ellerim kızarana kadar alkışladım...

MİKA-DER Yönetim Kurulu Başkanı Nesrin Ercan (bu minyon ama dev yürekli kadın) Arzu Sabancı ve birkaç gönüllü ile birlikte başlatmış “Minik Kalpler Derneği”ni... 2 yıl içinde 16 kentte SHÇEK’e yani devlete bağlı çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtlarında yenileme yapılmış, çocukların yaşam şartları iyileştirilmiş ve 5 yeni çocuk yuvası açılmış, yani aslında devletin yapması gereken ama bin yere para dağıtılırken eksik bırakılan işleri üstlenmişler. Çarşamba gecesi Nesrin Ercan’ın büyük bir tevazu içinde “bir hayalin peşinden gittik ve gerçekleştirdik” dediği organizasyonda aralarında son yılların yıldız ismi Ali Ağaoğlu’nun da (kızı Sena‘nın) bulunduğu çok sayıda ünlü iş adamı toplam 600 bin TL bağış yaptı.

Yardım kuruluşlarına her zaman elinden gelen desteği veren, toplum sorunlarına asla duyarsız kalmayan Erol Evgin’i hiç değişmeyen enerjisi ve yılların sevilen şarkılarıyla izlemek, bağışları toplamadaki başarısını görmek de ayrı bir zevkti. Çiğdem Talu- Melih Kibar şarkılarını onunla söyleyen sanatçılar, “minik kalplere ithaf ederek söylediği” kendine ait şarkısında Murat Evgin çok başarılıydı. Kısacası tüm detaylarıyla kusursuz bir gecede, kusursuz bir sonuç elde edildi, umarım bu ve benzeri girişimler “sadece kendini düşünerek yaşayanlar”ı harekete geçirmeye yeter.

DİĞER YENİ YAZILAR