Amerikan filmlerinde hep görürüz ya, bizde hiç de önemsenmeyen, on dakikada anlaşılıp, karar alınıveren olayları günlerce, aylarca inceleyerek karar verirler. İşte bunlardan birini yeni izledim. Başrolleri Michelle Pfeiffer ile Sean Penn'in paylaştığı ve bence küçük kızı oynayan, 6-7 yaşlarındaki sanatçının (ne büyük sanatçı hem de) Oscar'ı şüphesiz hakettiği "I am Sam" isimli film... Konu, annesi terkettiği için çocuğunu o yaşa kadar tek başına büyüten, zekâ engelli fakat yaşamını fazla sorun çıkarmadan sürdüren babadan çocuğun velayetinin alınması üzerine kurulmuş. Her olay, her söz ve davranış nasıl en ufak detayına kadar inceleniyor, inanılır gibi değil.
Türkiye mahkemelerinde kesin 5 dakikada şıpın işi bitiriliverirdi olay. Hakim, iki şahidi, kim olduklarını bile merak etmeden dinleyerek kararı verirdi. Ne babasını herşeyden çok seven çocuğun ruh hali, ne engelli babanın tek ümidi elinden alınınca çekecekleri, ne de bir haksızlık yapılıp yapılmayacağının önemi olurdu.
Dünkü gazetelerde gözüme çarpan iki ayrı haber de Amerika'da olsaydı inanın suçluların cezasını vermek için haftalarca inceleme yaparlardı.
Birinci dehşet haber Eski Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt'un (daha önce de cumhurbaşkanlığına aday olduğu için kendi partisinden Sadi Somuncuoğlu'na silah çeken) yine partililerle tartışmasını görüntüleyen muhabire "Keşke seni dövseydim. Bilsem odunla kafanı kırardım" demesi. Tabii burada zorba milletvekiline cesaret veren iki eski olay var (hattâ 3):
Birincisi, daha önce Meclis gibi, bir devletin en saygın kurumundayken yaptığı ve cezalandırılmayarak bırakılan silah çekme...
İkincisi Datça'da bürokrat beylerin keyfini bozduğu için cezaevine konan gazeteci Sinan Kara.
Ve üçüncüsü; bu tür aykırı, bağışlanamaz davranışların parti içinde sivrilmelerini sağladığının, değerleri çarpılmış kafalar tarafından takdir bile edildiklerinin örneklerinin daha önce görülmüş olması.
Diğer akıl almaz haber, arabasına iki kez çarptığı için kendisine "Dikkatli ol" uyarısı yapan rallici ve Akut üyesi Esat Hancı'ya, silah çeken ve küfreden astsubayla ilgili... Hancı'nın çocuklarının da, önce arabaya vurması sonra da silah çekmesi sonucunda dehşet içinde kalmasına ve tehlike atlatmasına neden olan astsubay "Acelem vardı. Özür dilerim" dediği için serbest bırakılmış.
Savcının görevi
Sadece bu iki olaya, bir eski milletvekili ve bir astsubayın suç teşkil eden davranışlarının bağışlanmasına ve daha da kötüsü "topluma bu tür davranışların kabul edilebilir olduğu" mesajının verilmesine bakmak bile Türkiye'de ne trafik suçlarının, ne tehdit, şantaj ve benzeri eylemlerin asla durdurulamayacağını göstermeye yeter.
Oysa her iki olaya birer "kamu davası" olarak bakılması zorunludur. Ortada "Tehdide yönelik ve kişi varlığını tehlikeye sokan" eylemler vardır. CMUK'un da "Savcının ihbar üzerine, öğrendiği takdirde harekete geçme mecburiyeti" bildiren maddesini dikkate alarak Cumhuriyet Savcısı'nın basında yayınlanan suçu ihbar kabul etmesi ve soruşturma açtırması gerekir.
Bu yasalar toplumun güvenliğini sağlamak için çıkarılıyor. Gereken yapılmıyorsa, o ülkede "yasama"nın ve yasanın ne anlamı kalır, toplum düzeni ve adalet nasıl korunur, bir bilen lütfen halka açıklasın!
"Vatanımız" dediğimiz yerde Orman Kanunları geçerliyse onu da bilelim.
Film gibi yaşıyoruz işte!
Amerikan filmlerinde hep görürüz ya, bizde hiç de önemsenmeyen, on dakikada anlaşılıp, karar alınıveren olayları günlerce, aylarca inceleyerek karar verirler.
Haberin Devamı

