Haberin Devamı
Sorunun cevabını ben de bilmiyorum henüz... Baykal “kendi partisine karşı seçim öncesinden başlattığı muhalefeti” sırf bu nedenle kavgayı bitirip barıştığı Sav desteğiyle sürdürürken delegelerden hiç ilgi göremedi, çoğu telefonlarına bile çıkmıyormuş ama koltuk hırsı uğruna yine herşey denenecek tabii.
O arada Deniz Baykal’a yakınlığıyla bilinen Yılmaz Ateş ile Ankara Barosu Başkanı Metin Feyzioğlu birlikte yemek yemişler ve arkasından “muhaliflerin genel başkan adayı Feyzioğlu” haberi çıktı. Ne hata olur ama... Zaten bilim insanlarının siyasete girmesi “bilimsel inandırıcılığını” da götürüyor o bir yana, bu muhaliflerin samimiyetine artık kimse inanmayacağı için ortada kalıverir.
Bu hataya düşmeyeceğini umalım.
Birand iyileşsin diye...
Bu meslekte çok kişiyle, akla hayale gelmedik çok olayla ve hatta çok şokla karşılaşıyor insan. Gerçek kişilikler, kimlikler de yıllar içinde anlaşılıyor. Mehmet Ali Birand’la uzun yıllar aynı medya gruplarında çalıştık, birbirimizin TV programlarına katıldık, özel yaşamlarımızda da ailece hep dost kaldık. O benim gözümde; usta bir gazeteci, güleryüzü, neşesi, hoş sohbeti ve doğal muzipliğiyle bulunmaz bir dost ve en önemlisi “insan”dır. Geçirdiği ameliyat sonrasında hemen aradım, sekreteri “bir süre yoğun bakımda kalacağını” söyledi, en kısa zamanda eski sağlığına ve neşesine kavuşmasını diliyor, ona ve eşi sevgili Cemre Birand’a, tüm ailesine ve sevenlerine ‘geçmiş olsun’ diyorum. Dualarımız onunla!
İstanbul Belediyesi ve sokak hayvanları!
Biliyorsunuz ‘tatile başlayacağımı’ anons etmeme rağmen başlayamadım, zira “sokak hayvanları için” daha önceden yazmış olduğum yazıların “bana bildirilenler, gelen tepkiler” yanında yeterli olmayacağını, bu konuyu kapsamlı olarak ele almak gerektiğini farkettim. O arada da ‘masa başından kalkamıyorsam diğer konuları da yazabilirim’ diyerek tatili kısa bir süre daha erteledim.
Dünyanın “medeniyiz” diyen hiçbir ülkesi yoktur ki sokak hayvanlarını ıslah etmemiş, onbinlercesinin “kısırlaştırmadan” sokaklarda kalmasına, düzgün barınaklar yapmadığı için şiddet görmesine veya sürünerek ölmesine göz yummuş olsun. Türkiye’de ise bunu sağlayacak belediyeler hala, 21’inci yüzyılda bile konuyla ilgili değil. Oysa yine bu yüzyılda hala en ufak bir acıma, sorumluluk duygusu hissetmeden yeni doğmuş, süt emmesi gereken hayvanları bile annelerinden ayırıp parklara, yazın baktığı kedileri kışın dönerken sokaklara atıveren insanların yaşadığı bir ülkede bu mutlaka şarttır.
İNSANDAN DAHA SORUMLU BİR KEDİ!
Baktığım çok sayıda sokak hayvanıyla ilgilenirken geçen kış yolum bir ilçe belediyesinin parkına düştü, burada aynen anlattığım gibi ‘kendinden başka canlıya sevgisi, ilgisi olmayan’ sorumsuzların attığı çok sayıda kedi ve köpeğin olduğunu ve Suat isimli bir gönüllünün özveriyle ve sevgiyle onları koruduğunu, beslediğini gördüm. Ama o da kendi hayvanları doğum yapınca bebekleri analarından ayırıp “kar, yağmur altında, buz gibi soğukta” parka atıverenlerden şikayetçiydi çünkü tek başına ne yapsa bir türlü yetişemiyordu. Bu ilçe belediyesi iyi niyetle kedileri burada tutuyordu ama “hepsi kısırlaştırılmadığı için” zaten doğumlar olmaktaydı.
Yardımcı olan, mama getiren, tedavi ettiren birkaç gönüllü daha vardı, onlara katıldım. Sonra bir gün yapılacak uluslararası bir toplantı nedeniyle, güvenlik amaçlı olarak parkın bir hafta kapatılacağını duyduk, gerçi bir anne kedi insanlardan daha vefakar çıkmış ve “kendi yavrusu olmayan ‘kanarya büyüklüğündeki’ onlarca kediyi emziriyor, korumaya çalışıyordu”, bu yüzden de bir deri bir kemik kalmıştı ama beslenmezlerse hepsi ölebilirdi. 25’e yakın sayıdaki kedi yavrusu ile gönüllü anneyi alıp park açılana kadar kendi bahçeme getirdim. Günlerce veteriner doktorların da yardımıyla uğraşmama rağmen yavruların birkaçını “parkta kaptıkları bir virüs” nedeniyle kaybettim, geriye kalanlar biraz büyüyünce anneyi kısırlaştırdım, sonra her gün ‘haydi biraz daha kalsınlar’ diye diye onlara baktım. Zor günlerdi ve hala bendeler ama yakında parka dönmeleri şart olacak, oysa Suat Bey ne kadar uğraşsa da, zaten yüzden fazla kedinin bulunduğu ve hepsinin korunamayacağı bir yere bırakmak bana çok zor geliyor.
AKVARYUM YERİNE BARINAK!
Bu bebek kediler şanslıydı, çünkü benim tarafımdan fark edilmeleri sonucu yaşayabildiler, ya diğerleri? Ya aynı şekilde sokağa atılan bebek köpekler? Ne zamana kadar “erkek ve dişi kedilerin, köpeklerin hepsi” kısırlaştırılmadıkları için kontrolsüz çoğalıp pislik-bakımsızlık içinde ölmelerine göz yumacağız? İnsanlık bu mudur?
Hasdal Barınağı gönüllüleri “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kendilerine karşı nazik davrandığını ama ‘hayvana değer verme’ konusunda hiç de kayda değer bir şey yapmadığını” bildiriyorlar. Oysa bu konunun ülke çapında halledilmesine İstanbul öncelik edebilir ve etmelidir. Son olarak “İstanbul Florya’da 100 dönüme kurulan ve içinde 1500 çeşit deniz ve kara canlısı bulunan, Karadeniz’den Pasifik’e toplam 16 farklı bölgenin olduğu, açılışını da Başbakan Erdoğan’ın yapacağı söylenen dev akvaryum” haberini duyduk.
Bu kompleksin 138 milyon TL’sini Büyükşehir Belediyesi karşılayacakmış, iyi güzel de bunları yapan ülkelerde milyonlarca sokak hayvanı perişan vaziyette değil, acaba bu büyük para onların “korunması, kısırlaştırılması, tedavisi, bebeklerin bakımı” için harcansa, “Biz İstanbul’da bu konuyu çözdük, sıra diğer illerde” dense çok daha iyi bir iş yapılmış olmaz mıydı?
İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’tan böyle bir adım da sokak hayvanları için atmasını bekliyoruz. Devam edeceğim.

