Bildiğiniz gibi İngiltere’nin kocasını aldatan, ayak parmaklarını bir başka erkeğe öptürdüğü (yalattığı mı desek) çıplak fotoğrafları gazetelerde yer alan şişko York Düşesi pek insaflı bir kocaya düştüğü için halâ “düşes” ünvanıyla etrafta dolanarak iş yapıyor.
Bu kez gazeteciliğe, biraz da “hep kıskandığı yardımsever Prenses Diana” rolüne merak sarmış “düşeş abla” ve Türkiye’ye gelerek SHÇEK’e bağlı çocuk merkezlerinde “gizli gizli” çekim yapmış. Tebdil-i kıyafet de üzerinize afiyet... “Siyah peruk üstü, Afganistan modeli baş bağlama”... Eh, ne yapsın Türkiye’nin imajı Afganistan’a benzetildi ya, öyle gitmek gerekir diye düşünmüş. Ha Türkiye, ha Afganistan, ha İran... Öyle görüyorlar artık!
Çekimi yapınca da tabii, Türkiye’de sık sık çocuk işkenceleri, tecavüzleriyle gündeme gelen ve Türk medyasında tartışılan bu “bakımsız ve şiddet uygulamalı” kurumları dünyanın gözleri önüne sererek herşeyi “AB’ye girmek isteyen Türkiye’ye gittik. Gördüklerimiz çok ürkütücüydü” vurgusuyla çekimlerle, fotoğraflarla anlatmış.
Ne çocukların el ve ayaklarından karyolalara bağlı olduğu kalmış bilinmedik, ne yerlerde yatırılanlar, ne altı değiştirilmeyip pislik içinde yaşatılanlar... Yalan değil bunlar, gerçeği anlatıyor aslında...
Kadın Bakanı Nimet Çubukçu ise bu duruma pek sinirlenmiş... SHÇEK yuvasında “çocukların bakıcılardan ağır şekilde dayak yediği” ortaya çıktığında ve medya günlerce çalkalandığında hatırladığımıza göre İngiltere’de gezideydi ve gezisini hemen kesip dönmeye bile gerek görmemişti. Aynen bu ve benzeri birçok Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu yuvasında, merkezinde (ki hepsi Bakanlığa bağlıdır, onların sorumluluğundadır) arka arkaya çıkan skandal olaylardan sonra bu kurumu çok sıkı bir denetime almaya, Ferguson yerine kendisi kıyafet değiştirerek ani baskınlar yapmaya gerek görmediği gibi...
AKP iktidarının her konuda ve hatta belgeli yolsuzluklarda bile “yalanlama” ile paçayı kurtarmasına alışıldı nasılsa, yine yardıma yetişir... Çağırırsın yandaş gazetecileri, attırısın bir basın açıklaması olur biter... Bir dahaki skandal habere kadar Allah kerim, bir çare bulunur ona da... Millet çantada keklik, inanmaya hazır bekliyor!!!
Ama el oğlu (veya kızı) dinlemiyor tabii “sen kendi milletine yuttur, ben yutmam” diyor.
Şimdi “düşeş Ferguson” kendi medyasına “Bu ülke AB’ye giremez, İstanbul’a turist olarak bile gitmeyelim” açıklamaları yaparken, Çubukçu da Başbakanının tavrını benimseyerek zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkıyor ve baskın açıklamalarda bulunuyor.
“Bu kurum kimseden gizlenmiyor. Diplomat eşlerinin, sivil toplum kuruluşlarının ziyaretine açıktır... Çocuklara kötü muamele yapanlar cezalandırılacaktır... Ama ’Sayın’ Ferguson kurumlarımıza izinsiz girmiştir.” Vs... Vs...
Peki izinsiz nasıl girmiştir Bakan Hanım? Ellerinde kameralarla koskoca bir -üstelik yabancı- ekip nasıl girebiliyor çocuk merkezlerine?
Yolgeçen Hanı’mı burası?
Devlete, özellikle sizin Bakanlığınıza emanet edilmiş bu kimsesiz çocuklara yapılan tecavüzler de hep “Yolgeçen Hanı” olması nedeniyle gerçekleşiyor, hiç akıllanmayacak mı bu kurum?
Tabii, “size emanet edilmiş” çocukların el ve ayaklarından bağlanması, şiddetin ta kendisi olan bu tür muamelelerle karşılaşması başlıbaşına ayrı bir konu...
Ama olsun siz diğer işlere bakın... “En şık bakan” olmak zor zenaattir.
Cezası idam ya da müebbet!
Biz yıllardır söyledik hakimlere anlatamadık. Onlar genellikle kararlarını hep “mağdur çocuklar, kadınlar” yerine tecavüzcüleri (hatta katilleri) kollayacak şekilde verdiler.
Bu yetmedi, devreye “infaz yasası” girdi, verilen hafif cezaları daha da hafifleterek, o da yetmedi aflarla suçlular topluma yeni zararlar vermek üzere sokaklara salıverildi.
Son iki tecavüz olayında yine yazdım ‘cinayetten sonra en ağır suç olan tecavüz suçlularını en az 50-60 yıl toplumdan uzaklaştırmak zorundasınız. Cezaevi veya akıl hastanesi, kapatın tecavüzcüleri’ dedim.
Ne oldu, korktuğumuz şey... Telefon alarak, yanında çalışan annesine para vererek (nüfuz kullanma cezayı daha da ağırlaştırıcı nedendir) aldattığı çocuğa (ve başka kızlara) tecavüz eden yaşlı sapığı Adli Tıp raporuyla bıraktılar.
Şimdi, Amerikan Ulusal Çocuk İstismarı Önleme Ağı Başkanı Prof. David Hajdar:
“Hiçbir sağlık komisyonu, o kadar kısa sürede tecavüze uğramış bir kızın psikolojik durumunu tespit edemez. ABD’de tecavüzün cezası ya idamdır, ya müebbet” diyor.
Haydi cevap versin Adli Tıp ve karar veren Hakim! Versinler çünkü bu gidişle yargı sırası onlara gelecek!
(TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun olayı Prof. Hajdar’ın bakış açısıyla incelemesi gerekiyor.)

