Gökhan Eser'den medyanın birçok üyesine gönderilen uzun mail şöyle başlıyor:
"Saygıdeğer medya mensubu,
Size büyük Fenerbahçe camiasının fertleri olarak, uzunca bir süredir spor kamuoyunun gözleri önünde sürdürülmekte olan son derece haksız, hakkaniyet ve vicdan ilkelerine kökten aykırı bir faaliyet konusunda görüşlerimizi bildirmek isteriz."
Bu girişten sonra, Galatasaray Spor Kulübü'nün bir süredir maddi sıkıntı yaşadığı ve bu sıkıntının kulüp yetkilileri tarafından "Seyrantepe Projesi"ne bağlandığı, bunun ise kamu vicdanında sıkıntı yaratacağını ve sürmekte olan yüzyıllık rekabetin yazılmamış kurallarını temelden zedeleyeceği anlatılıyor.
Nasıl zedelenecekmiş rekabet kuralları; "...devlet malı üzerinden, kamu varlığına göz koyarak girişilen mali operasyonlarla"... Ve sonra da medyanın bunu görmezden geldiği vurgulanıyor.
Olayın aslı ise daha sonra açıklanmış: GS Kulübü'nün 2. Boğaz Köprüsü çıkışında yaklaşık 358 dönümlük bir devlet arazisini, "dört dörtlük bir gayrimenkulu" 30 yıl süreyle ve yıllık 700 milyar TL. mukabilinde kiralaması... Burada stadyum inşaatına başlaması...
"Arazinin mülkiyeti GS'ye geçmemekle birlikte kullanım hakkının veriliyor olmasının GS'yi bu arazi üzerine istediğini dikmekte özgür kıldığı" söyleniyor.
Devlet arazilerinin hiçbir yeşil alan (ve hatta hiçbir boş alan) bırakılmayacak şekilde kişi veya kuruluşlara keyfî bağışlar şeklinde sunulmasına her vatandaş gibi ben de karşıyım. Bu, yalnızca fırsat eşitsizliği yaratmıyor, belediyelere, iktidarlara hazine arazilerini oy veya başka çıkarlar karşılığı sorumsuzca kullanma imkânı veriyor.
Bu sınırsız sorumsuzluğun neticesini bugün "sonra nasılsa bize tapusunu da verirler" diyerek dikilen milyonlarca gecekondu (o tapular da hep veriliyor, haksız değiller) ve çirkin yapılaşmayla rezil olan şehirlerimizde görüyoruz.
Ama öte yanda Fenerbahçelilerin "Galatasaray'ın Seyrantepe Projesi"ne kızmasını da hiç haklı bulmuyorum. Bunun nedeni Galatasaraylı oluşum değil elbette; "devlet malını, kamu varlığını" onların da aynı şekilde kullanıyor olması...
Kalamış Parkı'na bakıverin!
İnanmayan Fenerbahçeliler hemen Kalamış Parkı'nı bir ziyaret etsinler. O semtteki ve hatta tüm bölgedeki "vatandaşın nefes alabileceği" sayılı parktan biri olan Kalamış Parkı'nın orta yerine, bölge halkının tüm itirazlarına, gösterilerine, mahkemeye verip "yürütmeyi durdurma kararı" çıkartmasına rağmen bunları umursamadan, yasalara aykırı olarak binalar diken, antreman sahası yapan Fenerbahçe Kulübü'nün eserini(!) görmeleri lâzım.
Sanki oyuncular deniz kenarında bir parkta çalışmazlarsa maç kazanamazlarmış gibi, herkese ait olan bir parkın büyük bölümü bu kulüp tarafından işgal edildi. O da yetmedi "hayranlardan korunmak için" etrafı kalın tel örgülerle çevrildi. Şiddetle itiraz edilmeseydi "denizden tuzlu su geliyor" diye sahayı yüksek duvarlarla çevirecek ve bundan en ufak bir rahatsızlık duymayacaklardı.
Aynı semtte "bir zamanlar güzel bir manzarası olan" ama şu anda FB Kulübü'nün telleri ile bunun önüne konan minibüslere, arkada deniz kenarına yığılmış molozlara bakan bir dairem olduğu için olayı bizzat yaşayan vatandaşlardanım.
Bilmem ki Galatasaray'ı "devlet arazisine konmakla" suçlayanlara haksızlıklarını biraz anlatabildim mi?
Kuralsızlık ve çıkarcılığa bir kez göz yumulursa böyle çorap söküğü gibi gider işte...
'Tencere dibin kara, seninki benden kara" hikâyesi!
Yatırımda "üçüncü ülke"!
Geçen hafta İngiltere'de iş adamları ve siyasetçilerle yaptığım konuşmalardan, zaman zaman alıntılar yapacağımı söylemiştim. Yatırımlar konusunda söyledikleri bence çok önemliydi ve Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk'in 'Türkiye şahlanıyor. Bu yolda devam ettiği sürece yabancı sermayenin ilgisi artarak sürecek ve bu sermayenin gelmesi lâzım" sözleriyle de bire bir örtüşüyor.
Özellikle İngiliz iş adamları yabancı bankaların ve diğer kuruluşların Türkiye'ye yönelmesini (beni şaşırtan) heyecanla karşılıyor, "büyük bir başarı" olarak görüyorlar. Türkiye'nin şu anda yatırımda tercih olarak Çin ve Hindistan'dan sonra üçüncü ülke haline geldiğini hatırlatırken bunun nedenini; geniş bir pazar oluşu (nüfus), artık istikrarın sık sık bozulmaması ve AB sürecinin de bunu bir ölçüde garantilemesine bağlıyorlar. Onlara göre bankaların artan ilgisinin bir nedeni de müşteriye gayrimenkul alımında taksitli ödeme (mortgage) sisteminin getirilmesi...
Böyle bir dönemde "yabancıların Türkiye'de mülk edinmesinin yasaklanması" ihtimaline de inanamıyorlar. Hepsinin ortak tepkisi; "Bir yanlışlık olmalı!' Sadece "müzakerelerin başlama tarihi" bile bu kadar yarar sağlıyorsa üye olmakla kimbilir neler değişecek. Bir düşünsenize!
Fenerbahçe'nin Galatasaray'a kızma hakkı yok. Neden?
Gökhan Eser'den medyanın birçok üyesine gönderilen uzun mail şöyle başlıyor:
Haberin Devamı

