Türkiye’de İslâmcılar kazandı, her şey değişiyor, başka bir ülkeye yerleşebilirim” açıklamasını yaptığında ve bu ilk kez haber olduğunda itiraz etmiştim.
Fazıl Say, bu kaçma duygusuna kapılmakta haklı olabilirdi, yeterince neden vardı ama ünlü bir sanatçı, bir toplum önderi olarak “ülkesini terk edeceğini” söylemesi üzücü olduğu kadar moral bozucu etki yapacaktı.
Annesinin de dediği gibi “Onun gibi bir sanatçının gitmek yerine kalıp hoşlanmadığı gelişmeleri değiştirmek için mücadele etmesi, katkıda bulunması” gerekirdi. Bunları yazdım ama Say’ın daha sonra yaptığı konuşmalar, özellikle Genç Bakış’a telefonla bağlanarak söyledikleri onun “başka bir ülkeye yerleşme” ile ilgili açıklamayı aslında kendi toplumuna ve dünyaya bir mesaj amacıyla yaptığını gösterdi.
Fazıl Say sanattaki sıkıntılardan, engellemelerden, boşvermişlikten başlayarak televizyonlardaki vıcık vıcık popüler kültüre geçiyor (ki TV programlarının hali ortada, yerden göğe haklı) ve sonra siyasi olarak Türkiye’de gelinen noktayı, İslâmcı (yani dinî yönetimi benimseyen) anlayışın yayılmasını, topluma benimsetilmesini veya dayatılmasını, Türkiye dışında diğer Müslüman ülkelerdeki din baskılarının, çatışmalarının Türkiye’de başlamış olmasını kendi üslubuyla anlatıyor, bundan duyduğu rahatsızlığı dile getiriyordu. Gerici emellere karşı Cumhuriyet değerlerine bağlı devrimci ruhu uyandırmak için bu çıkışı yaptığı ve bunun da ne kadar gerekli olduğu giderek daha iyi anlaşılıyor.
SANATÇILARA ÖRNEK
Onun, ilk konuşmasından sonra internet sitelerinin kapanmasına, aldığı tehditlere rağmen sanatçı sorumluluğunu taşıyarak, çekinmeden duygularını anlatmaya devam etmesi artık tüm eleştirilerin ötesindedir ve takdiri hak etmektedir.
Aslına bakarsanız Say, dünya çapında başarı kazanmış, tanınan, sevilen bir sanatçı olarak, ülkesindeki gelişmelere kayıtsız kalan, kendisinden başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen veya konuşmaya korkan, köşesine çekilip kabuğundan çıkmayan tüm sanatçılara da örnek olmuştur.
Televizyonda Say’ın kendisi için söylediklerine pek içerleyen Osman Yağmurdereli onu eleştirmeyi sürdürüyor. Oysa Yağmurdereli’nin yerinde bir başka “siyasetçi sanatçı” da olabilirdi.
Bence Fazıl Say, onun sanatçı olduğunu tümüyle unutarak “içinde bulunduğu siyasi partiye yaranma” anlamına gelecek son açıklamalarına içerlemişti. Ona göre bir sanatçı şartlar ne olursa olsun “kimliğinden, benliğinden” ödün vermemeli, çekinmeden yanlışları da dile getirebilmeli, dikkatli konuşmalıydı.
Yağmurdereli kendisi de söylediklerini tekrar okuyacak olursa “Eşimin saçlarını ilk gören ben olmak isterdim” türünden bir konuşmanın anlamsızlığını, gereksizliğini görecektir (belki görmüştür de...)
KIZMA, KULAK VER!
Bu ne demektir? Kadınların saçının bu nedenle kapatıldığını mı sanıyor veya anlatmaya çalışıyor? O zaman eşinin gözlerinin, dudaklarının, elinin, ayağının, vücut hatlarının, diz altından bacaklarının görünmesi sorun değildi de saçını başkalarının görmüş olması mı onu üzmüştü? Bütün kadınlar türbana girmeli, bütün kocalar bunu mu sağlamalı? Mesaj bu mudur?
Daha sonra yaptığı açıklamalar da Fazıl Say’ın ne dediğini anlamak istemediğini gösteriyor.
- “Bu ülkede Fazıl Say dinleyen kültürlü de Muazzez Abacı dinleyen kültürsüz mü?”
- “Bu ülkede Fahir Atakoğlu, Tuluyhan Uğurlu gibi piyanistler yok mu?”... (Konuyla hiç alakası olmayan karşılaştırmalar...)
- “Fazıl Say ismini andığınız zaman aklınıza şarkıları mı geliyor, yoksa başka şeyler mi?” (Hande Ataizi ilişkisini ima ederek özel yaşamdan vurmaya çalışıyor, tartışma konusunu unutuyor ki bu son zamanlarda gazetecilerin de saptığı, hiç dürüst olmayan bir yol...)
Oysa Say ona “Madımak’la ilgili önemli sorular soruluyor, o ise konuyu başka yere çekiyor. Türkiye’yi üzen olayların yaşanmasını, bunların dünya tarafından utanılacak şekilde tanıtılmasını es geçiyor” demişti.
Bence Osman Yağmurdereli ve hepimiz Fazıl Say’a kızmak yerine kulak vermeliyiz.
Dünyadaki ve Türkiye’deki gelişmeler, konuyu magazin olayı haline getirmeyi imkansız kılıyor çünkü!
İşte beklediğiniz tarif!
Yılbaşından önce kendi hindi tarifimi size yazacağım demiştim. Unutmayayım diye kadın-erkek (çok enteresan, erkekler de hindi pişirecekler demek ki) o kadar çok hatırlatan oldu ki kesin sözümü tutmam, yazmam gerekiyor gecikmeden... (Dün de Baha Tunç isimli okurumuz “Hindi dolapta tarifinizi bekliyor” diye yazmış.)
YILBAŞI HİNDİSİ
Haydi başlayalım...
Önce hindinizin içini dışını güzelce yıkayın (iyice temizlenmiş değilse önce tütsülemeniz ve tüylerden arındırmanız gerekiyor). Sonra içini dışını bol tuzla ovun. Tekrar yıkayın ve kurutun. Her tarafına tuz ve karabiber serpin. Sonra sivri bir bıçakla gövdesini, butlarını delerek bu deliklere sarımsaklar koyun (en az on adet). Yine içine de sarımsak (4-5 diş) serpin.
Üzerine eritilmiş margarin (ben zeytinyağlı Becel kullanıyorum) ve tereyağı karışımı sürün.
Sonra marketten aldığınız hindi pişirme poşetine (bazılarında hindiyle birlikte veriyorlar) bir kaşık un serpin, torbayı sallayarak dağıtın.
Hindiyi torbaya yerleştirin, ağzını torbanın metal bağıyla bağlayın ve torbayı bıçakla iki yerden delin. Hindiyi orta ateşte (150-160 derece) ve derince bir fırın tepsisinde fırına koyun.
Bir-bir buçuk saatte kızaracaktır. Kızarınca yemek bıçağını hafifçe batırarak piştiğine, yumuşadığına emin olun.
Yumuşamış ve kızarmış hindiyi fırından çıkarın. Torbada toplanmış yağı ve hindi suyunu ziyan etmeden, tepsiye boşaltarak torbayı kesin ve çıkarın. Hindiyi bu suyun içinde, açık şekilde tepsiyle tekrar fırına verin.
Altına akan suyu kaşıkla alıp üzerine dökerek (her 20 dk. bir) pişirmeye, kızartmaya devam edin. Bu su hindinin lezzetini çok arttıracaktır.
Yanmaması için ateşi biraz kısmanız ve üzerine folyo kapatmanız gerekebilir. Üstü çok kızarmışsa diğer tarafını çevirin, kızaran kısım altta kalsın.
İyice pişince fırından çıkarın.
Altında toplanan suyu küçük bir tencereye alın. İçine 1-1,5 kaşık un katarak koyulaştırın. Çok koyu olursa çok az sıcak su ekleyebilirsiniz.
Servis yaparken bu sosun yarısını hindinin üzerine gezdirin. Diğer yarısını kaşıkla tabaklarınızdaki hindiye dökebilirsiniz.
Hindi torbadan çıkarak fırına girdiğinde yanına haşlanmış, soyulmuş küçük patatesler konabilir. Ispanak, brokoli gibi haşlanmış sebzelerle servis yapılabilir. (Tavuk pişirecek olanlar aynı tarifi uygulayabilirler.)
(Not: Sevgili okurlarım, daha önce 12.15 yazılmışken saati telefonla değiştirdiğim için yapılan bir hata sonucunda Her Açıdan’la ilgili açıklama yaptığım yazının sonunda saat “12.10’te” şeklinde yazılmış. Bilgim dışındaki bu hatadan dolayı özür diliyorum.)

