Bodrum D-Marin Turgut Reis Festivali’nde; Pavarotti ve Domingo ile birlikte dünyanın en ünlü üç tenorundan biri olan Jose Carreras’ın konseri tek kelimeyle muhteşendi. Kariyerinin zirvesinde yakalandığı ölümcül hastalığı yendiği söylenen Carreras’ın opera-müzikal ve Napoliten’lerden seçtiği şarkıları marinadaki konser alanını dolduran binlerce kişi büyülenerek izledi.
Yine dünyanın en ünlü orkestra şeflerinden biri olan Yuri Bashmet’in yönettiği Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası böyle dünya çapında bir sanatçıya eşlik ederken gösterdiği performansla gurur duyulacak kadar kusursuzdu. Carreras konserinde sık olarak sanneye çıkan, onunla birlikte ve yalnız çok sayıda şarkıyı seslendiren, soprano Simge Büyükhedef çok yakında dünya starlarına rakip olacak kadar mükemmeldi.
Güzel bir yaz gecesinde bu sanatçıların hepsini etkileyici buldum. Ama beni aynı derecede etkileyen bir şey daha vardı. Ünlü besteci ve müzik eğitimcisi (öğrencileri arasında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası üyeleri de var) Muammer Sun konser öncesi yaptığı konuşmada Fazıl Say’ın 18 Temmuz akşamı dünyada ikinci kez D-Marin Turgut Reis Festivali’nde seslendirilecek olan eseri Mezopotamya Senfonisi’nden söz etti.. Say 55 dakika süren 10 bölümlü bu eseri “Savaş ve ölüm kültürüne karşı” bir barış çağrısı olarak yazmış. Onun gibi başarılı sanatçıları tüm dünya ülkeleri el üstünde tutar, baş tacı ederken Türkiye kendi sanatçısı, dünya starı Fazıl Say’ı olmayacak bir nedenle yargılıyor, ülkeden kaçırtıyor.
Muammar Sun’u dinlerken bunları düşündüm. Aşağıda tatile çıkmadan önce “Fazıl Say olayı” için yazdığın yazıyı bulacaksınız.
“Say sanatı bırakıp siyaset yapsın” diyenler..
Daha önce Fazıl Say’ın “Twitter’daki yazıları neden gösterilerek” hakkında 1.5 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlanmasının anlamsızlığından söz etmiştim.. Hem anlamsız, hem haksız, hem “düşünce ve ifade özgürlüğüne açıkça aykırı” bir başka olay bu.. Ama nedense bugüne kadar istedikleri konularda pek liberal, demokrat kesilebilen isimler “dünya yıldızları” arasında yer alan, bir müzik dehası sayılan çok sayıda Türk sanatçı çıkmış gibi Say’a yapılan “ifade özgürlüğüne müdahale” girişimine kayıtsız kaldılar.
Benim yazıma gelen yorumlar arasında ise “Sanatçı sanatının içinde kalmalı, siyasete karışmamalı, karışacaksa sanatı bırakıp siyaset yapmalıdır” diyenler bile vardı.. Say için iddianame hazırlayan anlayıştan farksız ve ne kadar yanlış bir görüş bu! Üstelik örneğin siyasetçinin “sanattan medyaya, hukuktan, eğitime” kadar her alanda kendi uzmanlarından önce görüş bildirdiği, herkesin kendi konusunu bırakıp her alanda uzman kesildiği bir ülke için de ne yersiz bir görüş..
Öte yanda bütün “demokratik” ülkelerde öncelikle güçlü edebiyatçı ve sanatçılar ülkenin geleceği ile ilgili konularda yorum yapar ve olup biteni, haksızlıkları, yanlışları dünyaya duyururlar. Sovyetler Birliği’nde, Demirperde döneminde bile böyle olmuş, baskılar onlar tarafından yazılıp çizilmiştir (bizdeki gibi “çizgiler ve çizenler” dahi taraflı hale gelmemiş yani...). Sanatçı kendini özgür hisseder, hiçbir siyasi gücün onu susturamayacağına inanır, anarşist ruha sahiptir, farklı düşünür vs, vs.. Mesele budur.
ÖMER HAYYAM’A DA MI HAZIRLAYACAKSINIZ?
Neymiş efendim şikayetçiler Fazıl Say’ın “alıntı yaptığını iddia ettiği yazılarında dini değerleri aşağıladığını” öne sürmüşler.. İddianamede Say’ın yazıları için “Kamusal tartışmaya katkıda bulunmayan ve üç büyük dinin mensuplarının ortak değerleri olan Allah, cennet ve cehennem gibi kavramlara yönelik hislerini incitecek ve bu kavramların anlamsız, gereksiz ve değersiz olduğu kanaatini uyandıracak şekilde ‘dini değerleri aşağılamak kastıyla’ yazıldığı kanaatine varılmıştır” deniyormuş.
Neyi şikayet ediyorlar peki, Fazıl Say ne yapmış üç dinin değerlerini aşağılayacak? Ömer Hayyam’ın şiirinden alıntı yapmış;
“Irmaklarından şaraplar akacak diyorsun
Cennet’i ala meyhane midir?
‘Her mümine iki huri’ diyorsun
Cenneti ala k...... midir?”
Tamam, her “üç din”e ait insanlar da rahatsız olabilir, özellikle son bölüme haklı olarak kızabilir.. Ama dinlerin kitaplarında insanların çoğuna “çelişkili veya anlaşılmaz” gelen bölümler olduğu da yadsınamaz. Mesela bizim dinimizde şarap “dünyada haram sayılırken” cennette “ırmaklardan akacak” olması bir çelişkidir ama üzerinde konuşulamadığı için olduğu gibi kabul edilir. Makbul mümin erkeklere “iki huri”nin yani iki güzel kadının hediye edileceği de anlaşılmaz bir noktadır ve kadınlar bu konuda zaman zaman “erkeklere huri verilecek de kadınlar ne olacak” benzeri tartışmalar yapmıştır.
Dini konularda tartışma yapmak yasak veya günah olmadığına göre herşey tartışılabilir.. Ama bunları belirtmek Ömer Hayyam’ın yazdıklarını onaylamak değil tabii, yazdıkları kendi düşüncesi, kendi sorumluluğudur. Bu dörtlüğü Twitter’da yazdı diye de “Fazıl Say’ın sorumluluğu” olamaz. Sonuçta Fazıl Say dünyaca bilinen bir şiiri almış, oturup kendisi yazmamış şiiri.. Merak ediyorum acaba Ömer Hayyam hayatta olsaydı ona da iddianame hazırlar mıydık? Yorum gönderen bir okurumuz “Ömer Hayyam 1000 yıl önce yazmış, İran’da onu hapse atmamışlar, bizde ise onun yazdığından alıntı yapana dava açılıyor. 1000 yıl sonra bu radikal dinci ülke kadar kadar bile olamadık mı yani” diyordu.
Bu olay Bekir Coşkun’a da “yazısında ‘paşa’ isimli bir köpekten söz ettiği için” dava açılmasını hatırlatıyor. Aykırı veya hoşa gitmeyen tüm sesler, sanatçı, yazar, kim olursa olsun bir şekilde, bir punduna getirerek susturulacak, geriye kalanlara da “gözdağı” verilmiş olacaksa, sonunda elde nasıl bir ülke kalacak sorarım?
Birbirinin aynı görüşler, tıpatıp aynı korkular, aynı giyim, aynı yaşamlar .. Sıfır espri anlayışı .. Her olayı dev bir sorun haline çevirmek, her kelimenin hareketin hesabını sormak.. Sıkıntıdan boğulmayacak mısınız acaba? Bağımsızlığı ortadan kalkmış olan yargının da alet edildiği baskılar dayanılmaz hale geliyor artık!
(Bir de hatırlatma; bugüne kadar ne değerli bilim adamlarını (dünyanın en iyi beyin cerrahlarından Prof. Dr. Gazi Yaşargil’i bile), sanatçıları kaçırmayı başardık Türkiye’den.. Yaşamlarını başka ülkelerde sürdürdüler, başarılarından o ülkelerin insanları yararlandı.. Hala yetmedi, Fazıl Say’ı da katmadan bırakmadık!)

