Fazıl Say’dan önce tedavi edilecekler!

Haberin Devamı

Bunca yıldır Türk toplumu her türlü kalitesizliği, her türlü abukluğu, sadece Türkiye gibi değerlerine, geleneklerine bağlı bir ülkede değil Batı’nın en rahat, en ‘her şeyi kabullenecek’ toplumlarında bile tepkiye yol açacak rezillikleri izledi. En aptalca konuşmalara, yazılara, milleti aptal yerine koyan düzmece olaylara “Demokrasilerde herkesin fikrini söyleme hakkına, hatta saçmalama hakkına saygı duyulmalı” diye katlandı, öfkesini içine akıttı ama bazıları Fazıl Say gibi değerli bir sanatçının konuşmasına katlanamıyor.

O ağzını açınca ya internetten, ya gazete köşelerinden veryansın. Dünya çapında başarı kazanmış, her ne kadar birileri bunun söylenmesine de pek bozuluyorlarsa da gerçek bir müzik dehası ülkesinin sorunlarıyla ilgili bir açıklama yapıyor, adamı bin türlü lâf ebeliğiyle doğduğuna pişman ediyorlar. Komedinin, garabetin dik alâsı... Fazıl Say’la muhatap haline geçince büyüdüklerini filan mı sanıyorlar nedir bilinmez...

Son olarak Say’ın “Arabesk yavşaklığından utanıyorum” sözü için Sibel Can “Fazıl Say’a inat, gelecek hafta Arabesk gecesi yapacağız” demiş. Arabesk gecesi yapsınlar tabii, seven, ilgi duyan izler. Ama niye “Fazıl Say’a inat?”

Sevenin, ilgi duyanın arabeski övme özgürlüğü var da, sevmeyenin, kızanın “yerme özgürlüğü” yok mudur? Meselâ ben Sibel Can’ı severim, bunu yazabilirim, sevmeyen de yazabilir. Ona inat ne yapacak?

Asıl garabet Hülya Avşar’ın sözlerinde... En uçuk o olmalı ya “Fazıl Say’ın tedaviye ihtiyacı var. Şöhreti hazmedememiş. Saçmalamış vs”...

Vallahi gördüğüm kadarıyla hakikaten çok kişinin tedaviye ihtiyacı var ama aralarında Fazıl Say yok... Yıllardır her gittiği ülkede ayakta alkışlanan dev bir sanatçının şöhreti hazmedememesi de söz konusu olamaz.

Bence bırakın demokrasiyi, ifade özgürlüğünü filan da bir yana, asıl “haddini bilmek” diye bir konu var. Çok önemlidir haddini bilmek, ulaşamayacağı kişilere dilini de uzatmamak...

‘Psikolog’luk taslayacaklarına bunu öğrenmeye çalışsınlar.

Belki o zaman bin yılda bir çıkarabildiğimiz uluslararası sanatçılara hakaret etmek yerine onlarla gurur duymayı da öğrenirler.



*****



Paylaşılamayan 12 Eylül darbesi!

Referandum 12 Eylül‘e denk geldi ya, AKP hükümeti de bu Anayasa değişikliği ile -sanki daha önce 17 kez değiştirilmemiş gibi- 12 Eylül (darbe) Anayasasını ortadan kaldırıyoruz diyor ya, 12 Eylül darbesi kapışılamaz oldu.

“12 Eylül’de biz daha çok mağdur olduk”, “Hayır, asıl mağdur bizdik” çekişmeleri, “12 Eylül’den bir gün önce”, “bir gün sonra” manzaraları gırla gidiyor. Darbe Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in “Darbeyi daha önce yapabilirdik, şartların oluşmasını bekledik” sözünü ise hatırlayan/hatırlatan yok.

“Şartların oluşması” ne demek, madem gayri meşru bir eylemi meşru gösterme yarışına girilmiştir; “aşırı şiddet olayları yaşanıyordu diye” darbe yapıldığını iddia eden ve mazur görebilenler vardır, bu darbe için neden şartların daha da oluşması beklenmiş, sorgulamazlar mı? Ya da; niye sorgulamazlar?

Ayrıca bu “şartların oluşması”nda darbe yapmak isteyenlerin parmağı olmadığına kim, nasıl emin olabiliyor?

Şartlar oluştuğu için 12 Eylül darbesinin kabul edilebilir olduğunu ima edenler, her darbe isteyenin veya darbelerden nemalanıp güçlenen partilerin ya da başka güçlerin uygun gördükleri zamanlarda şartları oluşturabileceğini neden hiç akıllarına getirmiyorlar?

Başbakan “Madem 12 Eylül’de bedeller ödediniz. Neden bugün 12 Eylüllerin yaşanmaması için anayasa değişikliğine evet demiyorsunuz” diye sormuş. Acaba yüksek mahkemeleri iktidar partisinin boyunduruğu altına sokacak değişikliklerin 12 Eylüllerin yaşanmaması ile ne ilgisi var?

Bugün cezaevlerine tıkılıp aylarca “mahkûm olarak” duruşma bekletilen, aileleri, çoluk çocuğu beş parasız hale düşen insanların yaşadığı maddi-manevi işkencenin 12 Eylül sonrasından farkı var mı?

Ya 12 Eylül Anayasası’nın getirdiği; HSYK’nın başındaki “Adalet Bakanı ile müsteşar”ı, yüzde 10 barajını israrla orada tutarken 12 Eylüllere karşı çıkmak nasıl oluyor?

27 Nisan muhtırasını sorgulamazken, bundan israrla kaçınır, yapanı korurken darbelere karşı çıkmak nasıl oluyor?

Hele bir (tüm kurumlardan sonra) yüksek mahkemeler de ele geçsin, haksızlığa uğrayanların başvuracağı mahkeme kalmasın bakın nasıl hukukun üstünlüğü (!) sağlanacak. Öyle üstün olacak ki hukuk, padişahlığı aratmayacak!

DİĞER YENİ YAZILAR