Uluslararası büyük ün kazanmış olan başarılı sanatçımız Fazıl Say’ın daha önce de “ülkesinin siyasi sorunlarıyla ilgili” önemli açıklamaları olmuştu. Ben bu sorumluluğa ve cesarete sahip sanatçılara büyük saygı duyuyorum (cesarete dememin sebebi konuşanlara her yönden siyasi baskıların gelmesidir elbette), Batı ülkelerinde sanatçılar siyasi görüşlerini hatta seçimde kime oy vereceklerini açıklar, kendilerini takdir eden kitleleri birikimleriyle aydınlatır, bu sevgi ve popülariteden “doğruları gösterme” amacıyla yararlanırlar, bizde ise böyle sanatçılar parmakla sayılacak kadar azdır maalesef.
Fazıl Say seçimin ertesi günü CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a bir mektup yazmış. Ama her satırı gerçekleri o kadar güzel anlatıyor ki etkilenmemek mümkün değil. Bazı bölümlerini almak istiyorum:
“Ülkenin batısı Yunanistan, doğusu Afganistan gibi. İnsanları da öyle... Atatürk ‘Ben halkı niye dinleyeyim? Halk beni dinlesin’ diyen cesur bir liderdi...
Bu ama ‘tarihe not düşen’ büyük liderlerin üslubudur. Kendisinden sonra öyle bir lider gelmedi... Büyük bir bağlama üstadı olan Arif Sağ’ın ‘Ben sazımı niye dinleyeyim? Sazım beni dinlesin’ demesi gibi... Aynı şekilde Arif Sağ’dan daha iyi bağlama çalan henüz yok... Ludwig Van Beethoven sağırlığında bile bütün insanlığa kendini dinletmekte... Niye???
Deniz Bey, ‘toplanalım psikolojisi’nde size destek vermekteyiz... ‘Bölünmeyelim, ufalmayalım, ezilmeyelim, mahvolmayalım’ psikolojisi...
Ne sizin parti başkanlığınız, ne Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul liderliği, umurumuzda değildi. Derdimiz endişelerimizdi... Ve onlar hâlâ varlar...”
Bunları yazdıktan sonra Anadolu’da laikliğin tamamen unutulmuş durumda olduğunu, AKP’nin yoğun olduğu yerlerde kadınların etekle dolaşamadığını, “bilim ve sanatın zaten yok” olduğunu, tarikatların alıp başını gittiğini anlatıyor ve soruyor:
“Neden karşı siyaset üretilmemiş, neden sahaya çıkıp bu mücadele verilmemiş? İktisadi açılımlar ve bu şehirlerin insanlarına, ayrıca varoşlara hitap etme, eğitim, işsizliğe çözüm, kültür sanat, Güneydoğu sorunu konularında neler yapılmış?”
Bütün bu konularda projeleriniz var mı diye sorduktan sonra:
“Varsa fikirler ne alâ, uygulamaya geçilmesini hemen isteriz, eğer yoksa sizin yerinize CHP’nin başına ‘iktisadi ve gerçekçi fikirleri-projeleri olan biri’ni istiyoruz. Açık ve net” diyor. Ve mevcut endişelerin yaklaşık 20-30 milyon insanın endişeleri olduğunu söylüyor.
BU DEĞİŞİM YETMİYOR!
Mektubun tamamı tek kelimeyle harika... Aslına bakarsanız, Deniz Baykal’ın 29 Mart seçimleri öncesinde “büyük ölçüde” doğru bir siyaset izlediğini, Başbakan Erdoğan’a göre çok daha sakin ve akılcı bir üslupla “yolsuzluklar, ekonomik kriz, işsizlik, medya ve yargıya yapılan aşırı siyasi baskılar” gibi hayati konuların üzerine gittiğini gördük. (Ama hâlâ İstanbul’daki mitingte Kılıçdaroğlu yerine neden kendisinin konuştuğunu merak ediyorum.)
Önceki yıllara kıyasla kendisi ve partisiyle ilgili olumsuz birçok yönü törpülemeyi başardı. Bununla birlikte sık sık ve özellikle her seçim sonrasında “artık CHP Genel Başkanlığı’nı yeni, yıpranmamış bir isme bırakması” isteği tekrarlanıp duruyor. 29 Mart seçiminde de CHP’ye verilen oyların büyükçe bir kısmında “ülkenin, laik rejimin geleceğiyle ilgili korkuların, ortaya çıkan aşırı iktidar baskılarının, yolsuzluk ve işsizliğin” rolü vardı. Kemal Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin, Murat Karayalçın, Mustafa Akaydın gibi isimlerin büyük rolü de vardı. Yani bu oyların hepsi “CHP tabanı”nı filan göstermiyordu.
Onun için Baykal şimdi “AKP’nin yükselişi bitti” derken “CHP’nin yükselişinin ne zaman ve nasıl başlayacağını” da söylemek zorundadır. İstediği takdirde kimse onu yerinden oynatamıyor, doğru... Ama elini vicdanına koyarak söylesin; Fazıl Say’ın söyledikleri de çok ama çok doğru değil mi?
(Not: Partinin içinden biri 1973 seçimlerinde Ecevit’in birinci olduğu gece Baykal’ın “Ecevit istifa etmelidir, çünkü tek başına iktidar olamamıştır” diyecek kadar eleştiri kültürünün önemini vurgulayan genç bir siyasetçi olduğunu, bugün de kendisine yapılan istifa eleştirilerine hak vermesi gerektiğini söylüyor.
Bu da çok doğru değil mi?)
Obama için VIP helikopter!
Duyar duymaz ‘Amann’ dedim ‘Obama’yı da karlara düşürüp 112 kurbanı yapmasınlar...’
5 Nisan Pazar günü Ankara’ya gelecek olan Obama için 4 bin polis görev yapacak, bir VIP helikopter de apronda hazır
bekletilecekmiş.
Obama’nın da yemeklerine, suyuna kadar her şeyi ABD’den geliyor, hatta biliyorsunuz “tuvalet çıkışları” bile geride bırakılmıyor, ABD’ye taşınıyor. Ama galiba helikopter meselesini bize bırakmışlar.
Oysa son birkaç olay bize Türkiye’de bir kaza anında kazazedenin veya düşen helikopterin yönünü bulmaktan tümüyle aciz olduğumuzu gösterdi. Köylülerin kendi aramasıyla ulaştığı helikopteri 3 bin görevli ve devlet günlerce bulamadı.
Uludağ kayak merkezinde, hem de öğrenci tatilinde karda kaybolan ve uzun saatler boyu yeri tespit edilemediği (!) için donarak yaşamını yitiren gencimiz Ümit Özgen’de de neden aynıydı.
Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin ölümünde ihmallerin, dizi hataların çok rolü var, Ümit Özgen’de de... Hepsini tekrarlamıyorum ama ne Uludağ’daki Jandarma, ne İçişleri veya Ulaştırma Bakanı, ne kayak pistlerini belirlemeyen sorumlular, ne tatilde bile kapalı Sağlık Ocağı, ne “tek işaret fişeği bulundurmayan” oteller hesap verdi, ne de hayatını kaybeden gazetecinin cep telefonunu 20 dk. meşgul edip yerinin bulunması ihtimalini ortadan kaldıran 112 servisi...
Onlar hesap vermediği gibi “nereden kalkıp nereye yöneldiği bilinen helikopteri nasıl bulamadıkları anlaşılmayanlar” da vermedi...
Bir okuyucumuz “Kara araçlarında bile GPRS denen sistemle adım adım takip edilebiliyorken bir helikopterde böyle bir sistem olmaz mı”
diye soruyor.
Ayrıca o 6 kişiden diğer 5’inin cep telefonlarından yer tespiti
neden yapılamadı sorusu var.
Turkcell’in “2222-NEREDEYIM” servisini yazmıştım, buna göre “112 Acil Servis bunu denemesini neden gazeteci İsmail Güneş’ten istemedi, bunu da mı bilmiyorlar” sorusu var.
HERKES ÖĞRENMELİ!
Okurlarımız merak etmişler, Turkcell’e sordum; hem 2222’ye, hem de 7777’ye “NEREDEYIM” yazdığınızda (Turkcell hatlarının bulunduğu, yani telefonun çalıştığı her yerde geçerli) nerede olduğunuz, size en yakın yardım noktaları koordinatlarıyla çıkıyor. (Vodafone ve diğerlerinde yokmuş.)
Bunları biz biliyorsak ve devlet kuruluşları, acil yardım servisleri bilmiyorsa onun hesabı da verilmelidir.
Kısacası, Obama’yı bence helikoptere filan bindirmesinler. Hatta makam aracının şoförüne bile 2222 ve 7777’yi öğretsinler.
Yazık olur adama!

