“Farklı inanç grupları” meselesi

Haberin Devamı

AKP yöneticileri öyle inandırıcı ama gerçeklerden uzak açıklamalar yapıyorlar ki dikkatle dinlemez ve derinliğini analiz etmezseniz gayet makul gelebiliyor insana.

Mesela parti sözcüsü Hüseyin Çelik geçen hafta yine bir TV konuşmasında “Batı ülkelerinde de yoksul ve zengin diye sınıflar var, sadece bize özgü değil” dedi. Ona hemen “Var ama onlarda devlet ‘işsiz ve gerçekten yoksul olan’ vatandaşlarını aç (şehit analarını bile yoksul ve yıkık dökük gecekondularda) bırakmıyor, seçim sadakalarıyla susturmuyor, ya maaş bağlıyor ya da iş imkanı yaratıyor. Ayrıca Batı ülkelerinin her bölgesinde hemen her şehrin aynı imkanlara sahip şekilde geliştirilmesine dikkat ediliyor. Bazı bölgeler ve illere yatırım yapılıp diğerleri unutulmuyor.

Türkiye’de devlet neden Güneydoğu’ya gerekli her yatırımı yaparak, vatandaşları özgürleştirecek toprak reformu yaparak, feodal yapıyı “ağa” hakimiyetini kaldırarak gelişmeyi sağlamadı onu hemen Çelik’e sormak lazım.

Devlet Bakanı Egemen Bağış; Süryani Kilisesi’nden gelen istek üzerine bundan sonra “Gayrimüslim” yerine “Farklı inanç grupları” kavramının kullanılacağını açıklamış. Din-inanç ayrımcılığına hiç değilse ifadede son veren bir gelişme, gayet iyi... Ama “kavram”lardan önce uygulama önemlidir, bırakın farklı inanç gruplarını fazlasıyla rahatsız eden ve hatta ülkeden kaçıran ayrımcı siyasi açıklamaları, neden sadece Türkiye’de “Hristiyan din adamları vahşice katlediliyor” sorusuna cevap arandı mı?

İstihbarat kurumları mı eksik, önlem alacak ve koruyacak güvenlik birimleri mi? Yoksa bütün bunlar; ülkede din-inanç ayrımcılığı artık “mezhep ayrımcılığına” indirildiği, örneğin siyasetçilerin polemikleri arasına “rahle-i tedrisinden geçtiklerine de kutsal kitapları okut” gibi sözler gizlendiği için, artık canı isteyenin “aynı mezhepten Müslümanlara” bile “farklı dindenmiş gibi” garip tepkiler yöneltebildiği için mi oluyor?

“Kavram” kargaşası bir kez yaratıldı mı herşey birbirine giriyor ama iyi düşünülünce bazı şeyler pek net değil mi?.. Farklı olsun olmasın insanların inancının rahat bırakılmasını sağlayan laiklik işte bu nedenlerle; “Dinin siyasi istismarının önlenmesi” açısından çok önemlidir!



*****



Çevre Bakanlığı turizme karşı


Acaba yakında bir bakanlık çıkıp “Eğlenceyi de yasaklıyoruz. Bundan sonra gülmek, eğlenmek yasak” diyecek mi diye bekliyorum.

Malum, hiçbir sorunu halledemediğimiz, içerde ve dışarda giderek daha da fazla probleme boğulduğumuz, “üzüntüyle kederle dost” yaşamaya mecbur edildiğimiz için zaten gülmeyi unutmuş bir milletiz... o zaman “hiç kimse gülmesin, oturup ağlayın” da diyebilirler.

Medeni, şık, Türkiye’yi güzel tanıtabilecek ne varsa veya ülkeyi daha çağdaş hale getirmeye çalışan kim varsa tu ka ka ilan edildiği gibi; turistik restoranlara, klüplere de birer kulp buldular yine... Birkaç yıl önce aynı tartışmayı çıkarmışlardı, tekrar gündeme getirildi.

Çevre Bakanı Veysel Eroğlu “Boğaz’daki müzikli mekanları kapatacağım. Onları başka yere taşıyacağım. Hele bir 23.59’dan sonra müzik çalsınlar bak ben onlara ne yaparım” diye esip gürlüyor. İl Çevre Müdürlüğü ekipleri karadan, denizden özellikle bir Cumartesi gecesi Boğaz’ın en kaliteli üç restoranına-eğlence mekanına baskın yapıyor. Dersiniz ki savaş hali mevcut, kuşatma yapıyorlar. Veya bu mekanlarda baskın yapılacak büyük bir suç işlenmektedir.


Desibel Operasyonu

Bu dönemde görülen her tür “baskı”nın, akılalmaz uygulamaların bir başka tipik örneği! Bu rezalete “desibel operasyonu” diyorlar... Ama sonuçta Boğaz “temiz” çıkmış, yani sessiz... Peki o zaman problem ne, bu öfkenin, tehditlerin, gösterilerin anlamı, gereği nedir?

Efendim, Boğaz’da oturanlar müzikten rahatsız oluyormuş... Dünyanın en güzel yerinde ayrıcalıklı bir kesim olarak keyif çatanlar, yılın sadece birkaç ayında; elbette İstanbul (veya İzmir, Bodrum, Antalya) gibi en turistik sahil kentlerinde (kısık sesle bile olsa) müzik duymak istemiyorlarmış... Eğer doğruysa, böyle şikayetler varsa tabii... Çünkü TV’lerin reyting ölçümlerini bir devlet kurumu olan ve siyasi etkiye açık RTÜK’e verme girişiminde de “Birileri diğer ölçümlerden rahatsız” dendi ama kimin rahatsız olduğu sorulduğunda (ki ben sordum) cevabı yok. Karar verildi mi bir mazeret bulunarak keyfi uygulamaya geçiliyor, devir bu devir!

Öte yanda bu mekanların müşterilerinin en az yarısının turist olduğu, trilyonlarca lira masraf yapılmış bu restoranlarda müzik dinleyip yemek yerken “görmeye geldikleri meşhur İstanbul Boğazı’nı” da izledikleri, yaz gecelerinin başlangıç saatinde müziği kesmenin o turisti de, diğer müşterileri de kaçıracağı, zaten yağmurlu geçen sezonda çoğu günler zararla çalışan bu işyerlerinin zararını kat kat arttıracağı ve binlerce personelini de işsiz bırakacağı filan önemli değil.

Avrupa’nın en ünlü dergilerinde Boğaz’daki Suada, Reina gibi mekanlara sayfalarca yer ayrılması, gelen turistlerin de haklı olarak buralarda eğlenmek istemesi önemli değil.


“Deprem ve sel”den ne haber?

Eğer ses geçirmez sistemler kurmuş olmasalar belki hak vermek mümkün ama yıllar önce bunu yaptılar. Boğaz’da sabahın köründen ertesi sabaha kadar şakır şakır göbek atılan tekneler rahatsız etmiyorsa onların sesi hiç etmez. Trafik polislerinin Boğaz sahilinde megafonla bağırması etmiyorsa, 90 desibel gürültü çıkaran kamyonlar etmiyorsa 60 desibel limitte çalan müzik hiç etmez.

İstanbul’da “büyük bir deprem olacağı” biliniyor, Çevre Bakanlığı’nın hiç sorumluluğu yok mu? Depremlerde ve her yağmurda görülen sellerle, nehir yataklarında yerleşime göz yumulduğu için nehir taşmalarıyla yüzlerce insanımızı kaybettik. Hangisine köklü önlemler düşünüp, tehlikeli binalara çözüm buldular, onları başka yerlere taşıdılar ki Çevre Bakanı Boğaz’daki mekanları tek sorumluluğu zannediyor?

Herşey bitti, başka sorunları kalmadı da tek sorun bu mu?

İnanılır gibi değil doğrusu... Çevre Bakanlığı’nın sorumluluğu; işletmelerin “çevre yönetmeliğine uyup uymaması”dır ancak.

Ama asıl inanılmaz olan Turizm Bakanı’nın bu tehditlere sessiz kalması, “Mesele turizmi ilgilendiriyor, müzik sesi için kurallara uyuluyorsa ne toptan kesebilirsiniz, ne de Boğaz’daki (veya diğer sahillerdeki) restoranları başka yere taşıyabilirsiniz” diyememesidir.

Yoksa turizm onların alanında değil mi?

Bu anlamsız tartışmaya ve tehditlere en kısa zamanda son vermeleri gerekiyor.

DİĞER YENİ YAZILAR