Fanatizm ve nefret

Ateş düştüğü yeri yakar" sözü ne kadar doğru. İnsan bir felâketin gerçek dehşetini ancak kendisi yaşadığında tam olarak anlayabiliyor

Haberin Devamı

Ateş düştüğü yeri yakar" sözü ne kadar doğru. İnsan bir felâketin gerçek dehşetini ancak kendisi yaşadığında tam olarak anlayabiliyor.

Ne 11 Eylül'de "İkiz Kuleler"e çarpan uçakların, ne o dev binalardan can havliyle atlayanların görüntüleri, ne Irak'taki savaş kanımızı bu kadar dondurmamış, yüreğimizin üstüne taş gibi oturmuştu.

15 Kasım'daki Sinagog patlamalarının üzüntüsünden, etkisinden kendimizi kurtaramadan dünkü patlamalardaki kayıplarımıza ağlamaya başladık.

Kızımın "Anne koş televizyona bak" çığlığıyla TV'nin başına fırladığımda ve "HSBC Bank"taki patlamayı duyduğumda önce aklıma o pırıl pırıl genç kızlar geldi. Benim de hesabımın bulunduğu ve tam o sabah uğrayacağım Etiler ve Teşvikiye şubelerindeki güler yüzlü, nazik, çalışkan genç kızlar.

Hangi şube olduğunu öğrenmeden önce titremeye başladım.

"Allah'ım ya onlara bir şey olduysa, ya tanıdığım birine bir şey olduysa?" "Öldüyse, yaralandıysa" diyemiyordum, dilim varmıyordu.

Genel Müdürlük binası olduğunu ve Kerem Yılmazer'in de patlama sırasında bankada bulunduğunu duyunca beni bir titreme aldı. Kutup soğuğuna uğramış gibi buz kesen vücudum bir yaprak gibi titriyordu.

Acaba Kerem Yılmazer?... Acaba?... Ya...?

Kızım? Küçük kızım okula giderken servis aracı o binanın yanından geçer... Acaba? Telefonlara sarıldım, hiçbiri çalışmıyordu. Titremem giderek arttı. Dişlerim birbirine vurmaya başladı.

Çok şükür saatler sonra kızım şimdi evde... Ama Kerem Yılmazer yok. Ne evinde, ne de başka bir yerde yok artık. O hayat dolu, başarılı sanatçıyı maalesef kaybettik. Onlarca başka insanımızla birlikte, işte terörün ve fanatizmin gerçek yüzü... ABD Başkanı Bush ve İngiltere Başbakanı Blair de Londra'da, İstanbul'daki patlamaların ardından yaptıkları konuşmalarda böyle diyorlardı; "Terörün ve fanatizmin dünyayı getirdiği nokta bu işte!"

Bir haftada İstanbul'daki 4 intihar saldırısı Türkiye'nin rahat bırakılmayacağının, demokratik, laik bir İslam ülkesi olarak istikrarın tehlike görüldüğünün açık göstergesi. El Kaide ve Türkiye'nin içindeki ortağı aşın dinci örgütün "İsrail, ABD ve İngiltere'ye destek verilmemesi" konusundaki mesajları da gayet açık.

Bu olayların sonunda gerçekten de Bush ile Blair'in söyledikleri gibi "terörizmin başını ezme" misyonu başarılacak mı bilmiyoruz.

Şimdilik bildiğimiz şey Türkiye'de acilen kontrollerin arttırılması ve kuş uçurtulmaması gerektiği.

Bir haftadır yazıp durduğum gibi İstanbul'un "en kolay hedeflerden biri olması"nın sorumluluğunu birileri taşımalı.

Taşıyamıyorlarsa okul ve işyerlerini tatil etsinler. Kahramanlık mesajları yeterli olmuyor! Çok sevdiğim değerli sanatçı Göksel Kortay'a sevgili eşi Kerem Yılmazer'i kaybettiği için başsağlığı diliyor en derin üzüntülerimi bildiriyorum Hepimizin başı sağolsun!

Günün traji-komedisi
Dün bütün Türkiye ve dünya ülkeleri İstanbul'daki patlamalarla çalkalanırken "Ben Evleniyorum"
isimli programın en ufak bir değişikliğe uğramadan, hiçbir anons yapılmadan devam etmesi gerçekten günün önemli bir olayıydı.

Tam kara mizah!

Kaan ve Atilla damat beyler üstlerinde birer smokin, aynaların karşısında saatlerce kendilerini süzüyorlar. Saçlar tel tel diziliyor, omuzlardaki tozlar bir bir ayıklanıyor, Clark bakışlarla ayna çatlatılıyor.

Allah'ım dayanılır gibi değil. Hele o Kaan başlı başına bir vaka.

Patlama olmasa bile bu kadar kendine dönük, kadından beter süse meraklı bir adamla evlenmek için sabır ister insanda.

Programı ööylece, hiçbir şey olmamış gibi verenlere ise söyleyecek tek söz var:

Pes doğrusu!

DİĞER YENİ YAZILAR