Ezik bir Başkan!

Haberin Devamı

Söz edeceğim konu referandumdan sonra Anayasa Mahkemesi’nden başlayarak bütün yüksek mahkemelerin de siyasi iktidarın sözünden çıkamayacak hale getirilmesi değil şu anda.. Mahkemelere hakim-savcı atayan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun da, AYM’nin de çoğunluğunu tek başına iktidarın seçmesi, siyasi gücün etkisine girmemiş durumdaki Yargıtay ve Danıştay’ı da bağımlı yapacak çözümlerin bulunmuş olması da değil.

Hatta ve hatta dün haberler arasında bulunan “Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın 2001’de Fazilet Partisi kapatıldıktan sonra ikiye bölünen partide Erdoğan ile Gül’ün Bülent Arınç’ı yeni oluşuma katılmaya ikna etmek üzere yaptıkları toplantıya Haşim Kılıç’ın katılmış olmasından söz eden kitap” da değil.. Diyelim ki katıldı veya katılmadı ama bugüne kadar kullandığı tüm oylarda onların hoşuna gidecek yönde karar verdiği zaten biliniyor, Asıl dikkati çeken Haşim Kılıç’ın Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül’le birlikte olan fotoğraflarındaki hali..

YÜKSEK YARGIYI AŞAĞILAMAK

Düşünün Haşim Kılıç Anayasa Hukukçusu filan olmadığı halde bu kadar hayati önem taşıyan bir yüksek mahkemenin başkanlığına her nasılsa getirilmiş. Bu mahkemenin kuruluş nedeni ve işlevi ‘Meclis’in kararlarını, çıkacak yasaları denetleyerek demokrasiye, rejime aykırı veya hatalı kararları önlemek’. Bugün Meclis çoğunluğu tek partide olduğu için ve bu çoğunluk hükümetin istediği yönde karar vereceği için direkt olarak ‘hükümeti denetleyecek’ gibi bir durum ortaya çıkmış. Demek ki AYM Başkanı’nın hükümetle ilişkilerinde biraz mesafeli ve dik duruş gerekiyor.

Oysa Haşim Kılıç bir yandan ‘yüksek yargıyı aşağılayıcı ifadelerle’ konuşmalar yaparken bir yandan da kendi yüksek mahkemesini düşünmeden Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın yanında mahcup, ezik görüntülerde fotoğrafları çıkıyor.

Durum böyle olunca millet ‘böyle bir AYM başkanının bağımsız karar vereceğine’ nasıl inansın? Adeta “ne emriniz varsa amadeyim” duruşundaki başkana nasıl güvensin?
Buradaki önemli problem de AYM üyelerinin “süreleri dolmadan” değiştirilememesi.. Hani “güven kaybolmuşken değiştirilmeli” demek bile imkansız. Ne hata yaparsa yapsın yıllarca orada oturacak. Zaten büyük ihtimalle bu hali “denetleyecekleri iktidar”ın pek hoşuna gidiyordur.

Anlayacağınız birçok konuda olduğu gibi buna da katlanmak gerekiyor. Ya sabır!

*****


Birleşmiş Milletler’de konuşma!

Başbakan’ın eşi Emine Erdoğan Birleşmiş Milletler’de konuşma yapmış; “demokrasiyi, kadın haklarını” anlatmış.

Güzel bir haber bu.. Sadece ‘konuşmanın içeriği’ biraz tartışmalı.. Örneğin “Türkiye’de kadınların eşitlik mücadelesinde, ekonomik ve siyasi alanda daha etkin olma mücadelesinde örnek bir atılım sergilediklerini” söylemiş ki kadınların bu atılımını gösteren bir işaret yok (yanında sorunları iyi bilen bir kadın kuruluşundan hukukçu götürse bunları anlatırdı ona). Ülkede ‘kadına bakış’ hiç değişmemiş, kadınlara şiddet olayları giderek artmış, hakimler kadınları vahşice öldüren veya tecavüz eden ağır suçlulara ceza vermiyorlar ve kimseden tepki duyulmuyor.

HANGİ STANDARTLAR YÜKSELDİ?

Daha dün sokağın ortasında adamın biri karısının boğazını kesti, üç gün sonra onu da bırakırlar. Siyasette kadın sayısı “dünyanın tüm ülkelerinin gerisinde”.. Kız çocuklara eğitim verilsin diye uğraşan en önemli sivil toplum kuruluşu “terörist” muamelesi görüyor. Bunları acilen çözmek zorunda olduğumuzu anlatsak, hatta yardım istesek daha doğru olmaz mı?

Bir de “demokratik standartlarımızı her geçen gün yükselttiğimizi” söylemiş Emine Erdoğan .. İyi ki “somut olarak hangi konularda” diye soran çıkmamış.

Acaba “yargımız” mı daha özgür oldu, “basın özgürlüğü” mü arttı, sendikaların haklarında, öğrencilerin ve vatandaşın ifade özgürlüğünde bir gelişme mi oldu? Özgür, demokratik ülkelerde olduğu gibi gazetecilerin hepsi “yazdıklarından, verdiği haberlerden dolayı cezaevi korkusu duymadan çalışabiliyor mu? Tutuklu kaç gazeteci var? Toplum kesinlikle hiçbir baskı hissetmiyor mu? Dinlendiğinden korkmayarak rahatça telefon görüşmesi yapıyor, hatta normal konuşmasını yapabiliyor mu?

Topluluklara hitap ettiğinizde bu sorular gelebilir, cevaplarını da hazırlamak iyi olur diye düşünüyorum.

(NOT; Birkaç yıl önce Bahçeşehir Üniversitesi’nde Iraklı gazetecilerin konuşmacı olduğu bir toplantıya katılmış ve Irak’ta gazetecilerin yazılarından dolayı tutuklandığını şikayet ederek anlattıklarında ülkemin böyle olmamasından mutluluk duymuştum. Kısa sürede aynı şartlara gelmemiz nasıl açıklanabilir acaba? Veya diğer ülkelere bu da açıklanmalı değil midir?)

*****


Hak değil, suç!

“Tesettür kıyafeti giymeyen kadınlara cinsel saldırı olursa bunda kıyafetin rolü vardır” diyen Orhan Çeker isimli şahıs için suç duyurusunda bulunulmasına “bu sözlerin ifade özgürlüğüne girdiğini” söyleyen meslektaşlarımız oldu.

Tabii ki sağduyulu yazarlardan söz ediyorum, 21’inci yüzyılda hala ayetlere canlarının istediği anlamı yükleyerek ve fırsattan istifade bu çağdışı sözleri bile “dine, inanca mal ederek” hasta anlayışları korumaya çalışanlardan değil. Onlar “çocuklara, bebeklere tecavüzü” nasıl açıklıyorlar acaba, bu hesapça bebekleri, çocukları da sapıklardan korumak için tesettüre mi sokmalı?

Orhan Çeker’in sözlerinin ifade özgürlüğüne giremeyeceğini, sapıklara “tesettürsüz kadınları, gençleri hedef gösterdiğini ve tecavüz suçunun sorumluluğunu suçlu yerine mağdurun üstüne yıktığını” hukukçular söylüyorlar. Zaten suç duyurusu yapan da Ankara Barosu.. Bu konuda yanılgı çok tehlikeli, hatırlatmak istedim.

DİĞER YENİ YAZILAR